Uluslararası Ceza Mahkemesinin İkiyüzlülüğü
Berdan Güney
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Darfur’da yaşanan katliam, tecavüz ve işkencelerden sorumlu tuttuğu Sudan devlet başkanı Ömer El Beşir hakkında 4 Martta tutuklama kararı çıkardı. 2007 yılının Mayıs ayında da, 20 aylık bir soruşturmanın ardından, yine Darfur’da yaşananlardan sorumlu tutulan Sudan eski İçişleri Bakanı Ahmed Harun ile Cancavit lideri Ali Kuşayb hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştı. UCM’ye o tarihlerde taraf olan Sudan’sa bu kararı tanımadığını söylemiş ve Harun görevine devam etmişti.
Hatırlayacağımız üzere, El Beşir soykırımla suçlandıktan sonra ilk resmi ziyaretini Ağustos ayında Türkiye’ye yapmıştı. 21 pare top ateşiyle Beşir’i karşılayan AKP hükümeti bölgede “barışın” sağlanmasında Beşir’in önemli bir rolü olduğunu iddia etmişti. Şimdi ise tutuklama kararının ertelenmesi için ikiyüzlü bir diplomasi yürütüyor. El Beşir Darfur’da halka yönelik cinayet, tecavüz, işkence, çok sayıda sivilin evini terk etmeye zorlanması, mülklerinin yağmalanması ve sivil nüfusa karşı yöneltilen saldırılardan sorumlu tutuluyor. 6 yıl önce Darfur bölgesinde yerli halkın, devlet yönetiminin ayrımcı politikaları karşısında patlak veren ayaklanmasını bastırmak üzere Cancavit (Silahlı Süvari) adıyla bir milis gücü oluşturulmuştu. El Beşir’in Cancavitleri, bugüne kadar devam eden çatışmalarda, 400 binden fazla Darfurlunun ölümüne, 2,5 milyonununsa zorla evlerini terk etmesine neden oldular.
Cezasının ertelenmesi için Türkiye’nin uğruna diplomasi yürüttüğü El Beşir’in Sudan devlet başkanlığına uzanan yolu da şanına uygun! El Beşir, ülkesinde 1989’da gerçekleştirdiği darbe ile hükümeti devirdi, 1993’te ise kendini devlet ve genelkurmay başkanı olarak atadı. Ayaklanma patlak verdiğinde “kendi yöntemiyle” sorunu çözeceğini söylemiş, ardından katliam haberleri gelmeye başlamıştı.
UCM, geçtiğimiz ay içerisinde çıkardığı tutuklama kararında “El Beşir, devleti ve Cancavit milislerini kullanarak, Darfur’daki etnik gruplara yönelik soykırımdan sorumludur” diyor. Amacını “adaleti sağlamak” olarak duyuran mahkeme, aldığı kararla Darfur’da gerçekleşen katliamın sorumluluğunu bütünüyle El Beşir’e ve adamlarına yüklüyor. Bölgede cirit atan emperyalist tekellerin katliamdaki rolüne ise hiç değinmiyor bile. UCM’nin kararını “Hiçbir güç kılıma dokunamaz, hiçbir uluslararası mahkeme beni tutuklayamaz” sözleriyle tanımayacağını söyleyen El Beşir ise, karardan sonra Darfur bölgesine gönderilen yardım konvoylarının geçişlerine izin vermeyerek icraatlarına kaldığı yerden devam ediyor. Dış yardımlardan yoksun kalan Darfurlular, şimdi de salgın hastalıklar ve açlıkla karşı karşıyalar.
Dünyanın her köşesinde olduğu gibi kara kıta da uzun yıllardır egemenlerin paylaşım savaşlarına sahne oluyor. Emperyalist egemenler, kıtada birbirlerine üstünlük sağlamak, pastadan büyük dilimi kapmak amacıyla çatışmaları körüklüyor, Sahra-Altı Afrika’yı insanların topluca katledildiği koca bir mezbahaya çeviriyorlar. Kara kıtada at koşturan ABD’li ve Avrupalı tekellere son birkaç yıldır Çin, Rus ve Hint tekelleri de eklendi. Hatta Türkiye de bölgede nüfuzunu artırmak amacında. Rekabetin yeni tarafları da o ülkelerin egemenleri arasında kamplaşmalar yaratıyor, kabilelerin bu kamplar arasında saf tutmaları ve birbirleriyle çatışmaları sağlanıyor. Silah tekelleri çatışmaların taraflarına silah sağlayarak, bir yandan kâr ediyorlar, bir yandan ölen insanlar için timsah gözyaşı dökmekten geri durmuyorlar.
Çatışmaların kaynağında bu emperyalist tekellerin rekabeti yatıyor. Sahip olduğu petrol ve elmas yatakları nedeniyle kapitalistlerin ağzını sulandıran kara kıta Afrika’da, kabileler arasında emperyalist paylaşımın bir parçası olarak körüklenen çatışmalarda büyük toplu katliamlar gerçekleştirildi. 1994’te yaşanan ve 1 milyon insanın sadece 3 ay içerisinde katledildiği Ruanda katliamı da bu katliamlardan biridir. Sierra Leone, Liberya, Somali ve Etiyopya’da yaşanan çatışmalar, emperyalist tekeller tarafından körüklenmekte, sonu gelmemecesine devam etmektedir.
El Beşir’e yönelik verdiği tutuklama kararıyla yeniden gündeme gelen ve merkezi Hollanda’nın Lahey kentinde olan UCM, adını daha önce 1993’te Yugoslavya’da, 1994’te ise Ruanda’da yaşanan katliamların sorumlularının yargılanması için kurulan geçici mahkemelerle duyurmuştu. Küresel bir yargı organı haline gelmesinin temelleri 1998’de Roma Statüsü adlı belgenin imzalanmasıyla atılan UCM, Temmuz 2002’de faaliyetine başlamıştır. Mahkeme kendini, “devletlerin uluslararası hukuk kapsamında işleyebilecekleri en ağır suçlar olan soykırım, saldırı, savaş suçları ile insanlığa karşı suçları soruşturmak ve mağdurların haklarını daha iyi koruyacak uluslararası bir yargılama mekanizması oluşturmak için, uluslararası toplum tarafından ulusal mahkemelerin tamamlayıcısı olarak hareket etmek üzere kurulmuş sürekli ve bağımsız bir yargı organı” olarak tanımlıyor. Mahkemenin bir kişiyi yargılayabilmesi belli şartlara bağlı. Suçun işlendiği ülkenin UCM’ye taraf olması, suçlanan kişinin bu ülke vatandaşı olması, devlet UCM’ye taraf olmasa bile bir suç için UCM yetkisini tanıdığını beyan etmesi veya BM Güvenlik Konseyinin kişiyi UCM’ye gönderme kararı alması gerekiyor. Bugün Sudan dışında Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ne ait üç dosya daha bulunmaktadır.
UCM’yi kuran Roma Statüsü belgesi bugüne kadar 108 devlet tarafından kabul edildi. ABD ve İsrail’in altına imza atmadığı bu statüyü Türkiye de tanımıyor. ABD dünya genelinde “demokrasi ve özgürlük taşıdığı” bölgelerde gerçekleştirdiği katliamların, İsrail işgal altında tuttuğu topraklarda Filistinlilere karşı giriştiği katliamların, Türkiye ise Kürtlere karşı kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği katliamların hesabını kimseye vermek istemiyor. UCM’nin bu fiillerin hesabını sorduğu da yok.
Zaten UCM, kara kıtada süregitmekte olan emperyalist rekabetin birer aracıdır. Demokrasi ve özgürlük ABD tarafından Irak’a ve Afganistan’a nasıl götürüldüyse, adalet de UCM tarafından Sudan’a öyle götürülmek istenmektedir! Sahra-Altı Afrika’daki rekabette ABD’li rakiplerinin gerisinde kalan AB ülkeleri, bu mahkemeyi kullanarak bölgede etkinliklerini artırma telâşındalar.
UCM, “suçun işlendiği veya vatandaşları bu tür suçlardan şüpheli olan devletlerin mahkemeleri isteksiz davranırsa veya yetersiz kalırsa” harekete geçeceğini belirtiyor. Mahkeme bütün dünyada insanlığa karşı suç işlendiği her olayda harekete geçeceğini duyursa da, davanın tarafları konusunda seçici davranması dikkat çekmektedir. El Beşir ve Miloşeviç gibi suçluların yargılanması konusunda adım atmış fakat katliamların gerçek taraflarına hiç dokunmamıştır. Oysa Afganistan, Irak ve daha nice yerde yaşanan ve milyonlarca insanın yaşamına mâl olan katliamların asıl sorumlusu emperyalist güçlerin Bush, Blair ve daha nice temsilcileri de yargılanmalıdır. İsrail’in Filistin’de yıllardır gözler önünde gerçekleştirdiği katliamların hesabı da sorulmalıdır. Kürtlere karşı dört parça üzerinde gerçekleştirilen katliamların sorumluları da yargılanmalıdır. Ancak bu da yetmez. Ellerini kanla yıkayan bu zatların ortaya çıkmasına ve suç işlemesine zemin hazırlayan bataklık olan kapitalizm de yargılanmalıdır. Fakat bu yargılamayı yapmak, emperyalist ülkelerin kurdukları bir mahkemenin işi olamaz. Bunu ancak işçi sınıfı yapabilir. Bushları, Blairleri, Beşirleri, Olmertleri ve daha nicelerini kapitalizmle birlikte yargılayabilecek olan tek güç işçi sınıfıdır. Kapitalizmin dünya genelinde giriştiği talanı durdurabilecek başka bir güç yoktur. Kâr uğruna gerçekleşen savaşlarda yaşanan katliamların sonu, işçi sınıfının dünya çapında kapitalizme karşı mücadele bayrağını yükseltmesiyle gelecektir. Katliamların asıl sorumluları ise işçi sınıfının kuracağı mahkemelerde yargılanacak ve hak ettikleri cezaya çarptırılacaklardır.
