Ücret Kesintisi

İşsizlik oranlarının had safhaya vardığı, kapitalistlerin işçi sınıfına saldırılarının arttığı bir dönemin içinden geçiyoruz. Hangi fabrikaya gidersek asgari ücret uygulamasıyla karşılaşıyoruz. Ama patronlar sınıfı bununla da yetinmiyorlar. Dışarıdaki işsiz ordusunun büyüklüğüne, işçi sınıfının örgütsüz ve dağınık oluşuna güvenen kapitalistler daha da yüzsüzleşerek Toplam Kalite Yönetimi (TKY) adı altında, işi üstüne para alarak işçi çalıştırmaya kadar vardırıyorlar. Neredeyse bedavaya çalıştığımız yetmiyor olsa gerek, artık üstüne bir de para veriyoruz. Evet, şaka gibi ya da abartılı gelebilir ama değil.

Çalıştığım işyerinde yaklaşık üç ay önce TKY uygulamalarından biri daha hayata geçti. Sıfır hata hedefiyle yola çıkan kalite güvence ekibimiz, yaptığı toplantılarda yaşadığı 'beyin fırtınası' sonucu dahiyane bir yöntem geliştirdi. Artık yaptığımız hatalardan kaynaklı iade olan işlerin faturası biz işçilere çıkacak. Ve müşteri fiyatının yüzde 20'si ücretimizden kesilecek. Elbette bu uygulamanın işçilerde yaratacağı alerjiye karşı bir de panzehir geliştirmeyi ihmal etmemişler. Cezaya karşı ödüllendirme yöntemi. Belli bir dönem hatasız iş çıkarırsanız karşılığında işte bu toplanan haraçlardan size de bir pay düşebilir. Tabii bu ihtimal neredeyse piyangoda ikramiyenin size çıkmasıyla eşdeğer. Yine de patronumuza haksızlık etmemek lazım. Çünkü eğer para cezasının tamamının maaşından bir seferde kesilmesini istemiyor veya ödeyemiyorsan, ağlayıp sızlaman sonucu belki taksitlere böldürerek her ay maaşından parça parça ödeyebilirsin (yakında kredi kartıyla taksit de yaparlar). Böylece patron için yarattığımız artı-değerin mükafatı olarak, borcumuzu taksit taksit ödeyebiliriz! Uygulama başlayalı neredeyse üç ay oluyor. Ve herkes kurbanlık koyun gibi sıranın kendisine gelmesini bekliyor. Sadece hatayı en aza indirmek, mümkünse sıfırlamak gibi görünen bu uygulama, aslında o kadar da 'masum' değil. Çünkü sonuçları bununla sınırlı değil. Yapılan hata sadece bir işçiye değil o işin çıkarılmasında payı olan bütün işçilere bölünüyor ve ücret kesintisi bunlar arasında bölüştürülüyor. Yani zaten örgütsüz ve birlik duygusundan yoksun olan işçiler bu uygulama yüzünden birbirlerine düşman kesiliyorlar ve tamamen bencilleşiyorlar.

Kendimize ve işçi arkadaşlarımıza o kadar yabancılaşmışız ki, iş kazası geçirip elimizi kolumuzu kestiğimizde hastaneye gitmek yerine kirli bir bez parçası bulup koli bandıyla sıkı sıkı sarıp öyle çalışıyoruz. Hastalığımızın ne kadar ciddi olduğu ancak yürüyemez hale geldiğimizde, yani istenen verimi istesek de veremediğimizde ortaya çıkıyor. İşin ağırlığından, çalıştığımız yerin sağlıksızlığından, aşırı gürültüden ve neredeyse bir yıl boyunca hafta sonu tatili bile yapmadan çalıştırıldığımızdan, aynı bölümde çalışanların bile büyük bir bölümü birbirlerinin yüzlerini hatırlamıyor. Hastaneye yatan birinin ziyaretine bir-iki arkadaşın dışında giden olmuyor. Ölen arkadaşımızın ailesi veya hastanede yatan arkadaşımız için yardım toplandığında birçoğumuz bu yardıma katılmıyor. Katılan arkadaşların büyük bölümü ise aynı şeyleri söyleyip ancak birkaç lira veriyor. Fakat bir işçi arkadaşına yardımlaşma-dayanışma duygusundan bu kadar uzaklaştırılan işçilerin neredeyse tamamı, patronun yaptığı yüzde 20 kesintiye gıkını çıkarmıyor. Hastalanan işçi arkadaşını ziyarete gitmemek için bin bir türlü bahane sıralayan işçiler, sıra patronun düzenlettiği etkinliklere geldiğinde saatinden önce orada oluyorlar. Günde 16 saat çalışarak daha fazla kazanacaklarını düşünüyor veya birbirleriyle ölesiye rekabet ederek patronun ve şeflerin gözüne girip işyerinde kalıcı olacaklarını sanıyorlar. Oysaki patron biz işçileri gece gündüz demeden posamızı çıkartana kadar çalıştırdıktan sonra kapının önüne koyuyor. Yanı başımızda çalışan arkadaşımız çağrılıp işten çıkartıldığında dönüp arkasından bakmaya bile korkuyoruz. Ölen işçi arkadaşımız için 'vah vah' demeye bile vaktimiz yok. Veremden ve kanserden hastanede yatan arkadaşlarımız için 'nasıl biriydi, çocukları da var mıymış, Allah yardımcısı olsun' demekle yetiniyoruz

Dünya çapında yaşanan savaşları ve krizleri kapitalist düzenden ayrı düşünemeyiz. İşyerimizde yaşanan saldırılar da aynı sistemin doğal bir sonucu. Kapitalizmin özü sınıf savaşımlarıdır. Kapitalist sınıf işçi sınıfının emek gücünden daha fazla kâr elde etmek için her türlü savaş yöntemini mubah sayıyor. Ücret kesintileri, düşük ücretler, işten atmalar kapitalizmin olağan sonuçlarıdır. Fabrikada ücret kesintileri gündeme geldiğinde, bir kısım işçi işten çıkarak, bir kısmı kesintiyi taksitlere bölerek, çoğunluğuysa yapacak bir şey yok diyerek sessizce boyun eğmeyi tercih etti.

Kapitalizmin iş örgütlenmesinin neden olduğu hataların bedelinin bize ödettirilmesini kabul etmemeliyiz. Umutsuzlar ve kararsızlar dahil bütün işçileri yeni saldırılara karşı bilinçlendirip örgütlendirmezsek, tüm kazanımlarımızı yitireceğimizi bilmeliyiz. Her türlü yasayı çiğneyen patronlara karşı üretimden gelen fiili gücümüzü kullanmalıyız. Kapitalizme karşı işçi sınıfının militan sınıf mücadelesinin saflarında örgütlenmedikçe hiçbir şey kazanamayız.

İMES'ten bir matbaa işçisi