Tersanelerde Neler Oluyor?

Bir tersane işçisi

Dünyayı sarsan krizden en çok etkilenen sektörlerin başında tersane sektörü geliyor. Kriz etkisini göstermeden önce 2013 yılına kadar tüm tersaneler gemi siparişleriyle doluydu. Nitekim patronlar da bu siparişlere güvenerek “Tersaneler yurdun kalesidir”, “Ayakta kalacak tek sektör tersanelerdir” gibi açıklamalarda bulunarak tersane işçilerine ümit vermeye çalışıyorlardı. Ama 2008 yılının sonbahar aylarında gördük ki, kapitalist sistemde yıkılmayan kale yoktur. Nitekim bu kalenin yıkılması 15 binin üzerinde tersane işçisinin işsiz kalmasına neden oldu. Sadece işsiz kalan tersane işçileri değil, onların bakmakla yükümlü olduğu aileleri de zorlu kış günlerinde ortada kaldı.

Tersanelerde işsizliğin bu kadar yüksek seviyelerde olması bizleri yanıltmamalıdır. Kriz tersanelerde etkisini daha tam anlamıyla göstermiş değildir. Yapımına başlanmayan siparişlerin hepsini geri çeken armatörler, yapımı devam eden gemileri almamak için de bin bir çeşit numara yapmaktadırlar. Nasıl olsa talep var diye düşünülerek sipariş üzerine yapılmayan gemiler de tersanelerin elinde kalmış durumdadır. İşte kapitalizmin plansız ve anarşik üretiminin çok somut bir örneği. Tam da bu sebeplerden dolayı bir hayli şikâyetçi olan tersane patronları, Ekonomik Koordinasyon Kurulunda bu sorunları masaya yatırdılar. Tersane patronları kendi sorunlarını şu şekilde sıraladılar: “Siparişlerin iptal edilmesinden dolayı banka kredilerimizi ödeyemiyoruz. Devlet, banka kredilerinde bize garantör olmalı. Banka kredilerinin ödeme süreleri ertelensin. İstihdam konusunda sıkıntılar yaşmaya başladık. İstihdam üzerindeki yükler hafifletilsin. Doğalgaz ve elektrik ucuzlatılsın. SSK ve vergi borçları ertelensin. Sektörün ayakta kalması için kamu kurum ve kuruluşlarının deniz vasıtaları ihaleleri süratle açılsın. Şehir hatları filolarının yenilenmeleri öne alınsın. Gemi inşasında destekleme primi getirilsin.”

Krizin asıl yükünü çeken işçiler, ama patronlar bir güzel kendi isteklerini sıralıyorlar. Zaten binlerce işçi işsiz kalmışken ve istihdamda büyük bir azalma olmuşken, hâlâ işçilerin kendilerine pahalıya geldiğini pervasızca söyleyebiliyorlar. Patronların istekleri hiç bitmiyor. Yapılan gemilerin devlet tarafından garanti altına alınması ve her yapımına başlanan gemi için teşvik primi gibi birçok şey istiyorlar. Ama bu talepler içerisinde bir tane olsun işçilerin yararına olabilecek madde yok. Kurulda ilerleyen saatlerde tersane patronlarının temsilcisi olan Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) Başkanı Murat Bayrak söz alıyor. Sözlerine, gemi inşa sektörünün altın yumurtlayan tavuk olduğunu ve sektörün son 7 yılda Türkiye’ye 10 milyar dolar sağladığını söyleyerek başlıyor. Akabinde ise şunları da ekleyerek sözlerini bitiriyor: “Mali krizin ardından tersanelerdeki siparişlerin %25’i iptal edildi. Diğer siparişlerin de kredileriyle ilgili sorunlar yaşanıyor. Sektör çıkmazda. Devletin kredilere garantör olması, bu sorunu çözecektir. Tersanelerdeki yarım işler, Mayısa kadar tamamlanır. Sonrasında hiç iş yok. Şu anda bile yüzde 30 kapasite ile çalışıyoruz. Önlem alınmazsa, devlet ihaleleri devreye girmezse, sektörü çok büyük bir sorun bekliyor. Ama hükümetimizin soruna çözüm getireceğini umuyoruz.

Tam da bu noktada Murat Bayrak’a birkaç soru yöneltmek gerekiyor. Son 7 yılda kazanılan 10 milyar dolar için kaç tersane işçisi iş cinayetlerine kurban edildi? 2002 yılından bu yana patronların kârları için tam 79 işçi iş cinayeti sonucunda yaşamını yitirdi. Geçen sene artan ölümler üzerine Murat Bayrak kendisine yöneltilen “iş cinayetlerine karşı neden önlem alınmıyor?” sorusuna şu şekilde yanıt vermişti: “Bu kadar para getiren bir sektör için birkaç kişi feda edilmiş çok mu yani? Trafik kazalarında her hafta onlarca kişi ölüyor, gidin onlarla ilgilenin.” Patronlar için işçilerin ne değeri var ki? İşçiler onlar için sadece para demek. İşçiler patronlara kâr getiriyorsa vardır, kâr getirmiyorsa yoktur. Burjuvazi, karşısında örgütsüz bir işçi sınıfı görünce işte böyle pervasızlaşıyor. GİSBİR başkanının da dediği gibi, tersane işçilerini daha zor günler bekliyor. İşsizler ordusuna binlerce kişi daha katılabilir.

Her geçen gün derinleşen krizle birlikte daha da kötüye giden yaşam koşulları altında işçiler açlık, yoksulluk, işsizlik ve en önemlisi emperyalist savaşlarla bir yok oluşa doğru sürükleniyorlar. Dünya proletaryasının krize karşı hazırlıksız yakalandığı bir gerçektir. Ama daha henüz hiçbir şey bitmiş değildir. Daha önümüzde yaşanacak kocaman bir hayat ve kazanılacak bir dünya var. Tabii bunların hiçbiri kendiliğinden olmaz. Hele ki bu zor dönemde burjuvaziye prim vermeye devam edersek işimiz çok zor. Daha fazla vakit kaybetmeden ve hiçbir sektör ayrımı yapmadan örgütlenmek gerekiyor.