Şubat 2008, no:35
Statükoculuk, Liberalizm ve Türk Tipi Burjuva Demokrasisi Üzerine Notlar / I
Bugün İslamcı-liberal AKP hükümetinin “yeni çözüm önerileri” diye elinde salladığı sopa, bildik-tanıdık olan o “eski sopa”dan başka bir şey değildir. Ağızlarının içinde ne denli eveleyip geveleseler de, AKP hükümetinin ve bir kısım liberal aydının bugün “çözüm” diye gösterdikleri yol, otoriter devletçi anlayışın yıllardan beri “çözüm” diye öne sürdüğü geleneksel inkârcı ve imhacı yaklaşımdan bir adım öteye geçmemektedir.
Savaş Karşıtı Hareket Üzerine
Bugün savaş sorunu bağlamında görev, işçi sınıfının bilinç ve örgütlük düzeyini yükselterek, onu savaş karşıtı hareketin ana ekseni durumuna yükseltmek ve bu sayede hareketin ufkunu savaş sorununun gerçek niteliğine uygun düzeye sıçratmak için ter dökerek çaba harcamaktır. Daha güçlü ve etkili eylemler bunun sonucunda gelecektir. Bu başarıldığında Türkiye’deki militarist geleneklerin ve kültürün ağır havası da kırılmış olacaktır. Savaşların aynı zamanda devrimlerin de yatağı olduğunu söyledik. Ancak savaşların başarılı devrimlerin ebesi olabilmesi için proleter devrimci öncünün göreve uygun bir bilinçle hazırlanması bir zorunluluktur.
Din Sorunu, Laiklik ve Marksizm
Gerek ulusal gerek bölgesel gerekse de uluslararası gelişmeler, komünist hareketin dine, laiklik ve inanç özgürlüğü sorununa bağımsız sınıf çıkarları penceresinden yaklaşmasını ve gerçekten devrimci Marksist bir perspektif sunmasını gerekli ve acil kılıyor. Bu noktada atılması gereken ilk adım, sosyalist hareketin kendisini burjuva laisizminin dar bakış açısından ve tepeden inmeci geleneklerden tümüyle kurtarmasıdır.
Milliyetçilik, Irkçılık ve “Türklük” Kavramı
Liberallerin yaydığı tüm hayallere rağmen, kapitalizm altında milliyetçi, ırkçı ve şoven ideolojilerin ortadan kalkmayacağı açıktır. Halkları birbirine düşüren bu zehrin tek panzehiri enternasyonalizmdir. İşçi sınıfı enternasyonalist bir bilinçle mücadeleye atılmadıkça, ulusal önyargıların ortadan kalktığı, halkların bir arada ve barış içerisinde yaşadığı bir dünyaya giden yolu açmak mümkün olmayacaktır.
AKP Hak Gasplarında Tam Gaz!
Burjuvazi yıllarca özlemini çektiği siyasal istikrara AKP hükümetiyle kavuşmuştu. Burjuvazi için istikrar demek işçi sınıfı ve emekçiler için açlık, yoksulluk ve işsizlik demektir. AKP hükümeti, sermaye sınıfının neo-liberal uygulamalarının yılmaz yorulmaz bekçisi, milyonlarca insanın, işçinin, emekçinin kâbusu olmaya devam ediyor.
Enternasyonal Alanda Menşevizmin Yansımaları / I
İşçi hareketinde devrimci ve reformist eğilimi birbirinden ayırt etmek maksadıyla günümüzde de kullanılan Bolşevik ve Menşevik kavramlarının kökü 1900’ler Rusya’sına kadar uzanıyor. Bu kavramların siyasal literatüre yerleşmesi, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisinin (RSDİP) 1903 yılında toplanan II. Kongresindeki bir bölünmenin ürünü olmuştu. Örgütsel sorunlarda Rus sosyal-demokratları arasında gelişen farklılıklar, 1903 kongresine damgasını basan tüzük tartışmalarıyla açığa çıkmış ve RSDİP Bolşevik ve Menşevik olarak adlandırılan iki parçaya bölünmüştü.
Burjuva Devletin Bütçesi ve Vergiler
Devletin finansmanının hangi sınıfların sırtına yüklendiğine ve kaynakların hangi sınıflara akıtıldığına dair önemli bir gösterge oluşturan devlet bütçeleri, burjuva hükümetlerin izledikleri ekonomik ve sosyal politikaların genel bir özetini sunarlar. Bu nedenle de bütçeler burjuvazi kadar işçi sınıfını da yakından ilgilendirirler.
Kapitalist Cenderede Ezilen İşçi Çocuklar
Biyolojik olarak bütünüyle bağımlı oldukları bebeklik dönemi hariç olmak üzere, toplumdaki tüm çocukların özel koruma ve bakım biçimlerine ihtiyaç duydukları ve belirli haklara sahip oldukları anlayışı kolay gelişmemiştir. Bu anlayış belirli bir tarihsel gelişmenin ürünüdür. Bugün bile bu anlayış her ne kadar teorik olarak evrensel bir hal almışsa da, pratik uygulamada büyük oranda gelişmiş kapitalist ülkelerde hayat bulabilmiştir. Kapitalizmde bu anlayış başlangıçta yalnızca burjuvaların çocukları için geçerli olmuş, proletaryanın çocukları bu anlamda “çocuk”tan sayılmamıştır.
Kenyalı Emekçiler Palaları Kapitalizme İndirmeli!
Açlıktan, susuzluktan ve hastalıktan kırılan kara Afrika’nın trajedisi bitmiyor. Burundi, Kongo, Ruanda, Sierra Leone, Somali, Fildişi Sahilleri ve Sudan’dan sonra, şimdi de Kenya kan gölüne dönmüş bulunuyor.

