Temmuz 2007, no:28

Seçim ve Görevler

Türkiye savaş ve olağanüstü rejim tehdidi altında ciddi bir siyasal kriz döneminden geçiyor. 22 Temmuzda yapılması öngörülen erken genel seçime bu kriz şartlarında gidilmektedir ve ne yazık ki bu süreç işçi sınıfı hareketinin son derece zayıf ve örgütsüz olduğu koşullarda yaşanmaktadır. Bu gidişatın tüm acı faturasını ödeyecek olan işçi sınıfı, emekçi katmanlar ve Kürt halkıdır. Bu nesnel ve öznel şartlar altında biçimlenen seçim sürecinde, işçi sınıfı devrimcilerinin görevi, sürecin gerici-faşizan niteliğini teşhir etmek ve burjuva kamplardan bağımsız devrimci bir sınıf çizgisinin gerekliliğini propaganda etmektir.

İşçi Sınıfının Mücadelesinde Parlamento ve Seçimler

Levent Toprak

Erken genel seçimin yaklaşması, devrimci ve sosyalist çevrelerde seçimlere ilişkin takınılacak tutum sorununu da tartışma gündemine soktu. İşçi sınıfının mücadele tarihi ve deneyimlerine, hatta daha dar anlamda Bolşevik mirasa sahip çıkma ve bu miras ışığında davranma iddiasında olan birçok çevre, seçimlere ilişkin olarak son derece farklı tutumlar ortaya koymaktadırlar. Boykot tutumunu savunanlardan, bağımsız aday çıkaranlara, değişik ittifak ve blok siyasetleri çerçevesinde başka bağımsız adayları destekleme çizgisi izleyenlere ve parti olarak seçime katılanlara kadar uzanan bir yelpaze ortaya çıkmış durumda. Aynı ilkelerden hareket ettikleri iddiasında olanlar nasıl bu kadar farklı pratik tutumlar sergileyebilmektedirler?

Psikolojik Savaş ve Kürt Sorunu

Oktay Baran

27 Nisan’daki birinci muhtırayla başlayan süreç, 8 Haziran’daki ikinci muhtırayla devam ediyor. Gün geçmiyor ki, burjuvazinin iki kesimi arasındaki iktidar mücadelesinde kapitalist düzenin pisliklerini açığa vuran yeni olaylar yaşanmasın, yeni belgeler ortaya saçılmasın, yeni psikolojik savaş teknikleri ifşa olmasın.

“Tam Bağımsız Türkiye” Değil Sosyalist Bir Dünya

İlkay Meriç

Beyin insana türlü türlü oyunlar oynayabilen bir organ. Bu oyunlardan biri de dejavu olarak bilinir. İnsan bazen, bir olayı yaşadığı sırada “ben bunu daha önceden yaşamıştım” hissine kapılır. İşte son zamanlarda Türkiye’de insanı fazlasıyla bu hisse sürükleyebilecek türden şeyler yaşanıyor. Ama ne yazık ki yaşadığımız bir dejavu, yani bir beyin oyunu değil, gerçeklik. “Tam Bağımsız Türkiye” sloganının meydanlarda yeniden hayat bulmasıysa bu gerçekliğin ironik bir parçası. 1960-70’lerde sol harekete damgasını vuran ve kitleleri peşinden sürükleyen bu slogan, bugünlerde, darbecilerin organize ettiği cumhuriyet mitinglerinde kürsünün kullandığı temel sloganlardan biri haline gelmiş bulunuyor. O darbeciler ki, bir zamanlar “tam bağımsız Türkiye” mücadelesi veren Denizleri, Hüseyinleri, Mahirleri, İbrahimleri ve daha nice devrimciyi gözlerini kırpmadan darağaçlarında sallandıran, kurşuna dizen, işkencelerden geçirip katledenlerdir.

Filistin’de İç Savaş ve Kaynayan Ortadoğu Kazanı

Kerem Dağlı

ABD emperyalizmi Büyük Ortadoğu Projesi kapsamına giren coğrafyanın tamamında, doğrudan ya da dolaylı olarak kendisine tehdit olarak gördüğü unsurların hepsine karşı ortak bir cephe oluşturmaya ve bu unsurları zayıf düşürerek, bölmeye, parçalamaya, yok etmeye uğraşıyor. Bu çerçevede Irak’ta direnişçi gruplara yönelik sert ve kanlı saldırılar öngörülürken, Filistin ve Lübnan’da da Hamas ve Hizbullah’ın gücünün kırılması hedefleniyor. Kanlı planlarının hayat bulabilmesi için her türlü mezhepsel, etnik ve siyasi ayrımı sonuna kadar körükleyen ABD emperyalizmi, tarafları el altından birbirine karşı kışkırtmayı da ihmal etmeyerek, özellikle Filistin ve Lübnan’da bir iç savaş ortamı yaratmaya uğraşmaktadır. ABD böylece hem Sünni-Şii cepheleşmesinin hem de yeni askeri saldırıların yahut işgallerin zeminini hazırlamaktadır.

Savaş Tehdidi Altında Derinleşen Kriz

Elif Çağlı

Türkiye’nin emperyalist savaş cehenneminin içine çekilme olasılığı bugün işçi-emekçi kitleler açısından can yakıcı bir önem kazanmış bulunuyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi vesilesiyle statükocu-darbeci güçler tarafından yaratılan ve Kürt halkına yönelik şovenist bir kampanya ve savaş tehdidi eşliğinde sürdürülen büyük kriz tüm şiddetiyle devam ediyor. Genelkurmay mevcut burjuva hükümetin varlığını hiçe sayarak, adeta ikinci bir hükümet gibi gece yarısı muhtıralarıyla ipleri tamamen eline geçirme niyetini yeterince sergiledi. Liberal burjuva çevrelerin “ordunun siyasetten elini çekmesi” tartışmalarıyla üstünlük kazandıkları günler şimdilik geride kaldı. Bugün Türkiye, darbe heveslisi asker-sivil cuntalar eliyle bir kez daha olağanüstü bir rejime sürüklenmek istenmektedir.

Ortadan Kalkmayan Tehlike: Faşizm

Utku Kızılok

Emperyalist savaşlar gibi faşizmin kaynağında da kapitalizmin biriken çelişkilerinin patlaması ve sistemin buhrana sürüklenmesi vardır. Kapitalizmin patlayıcı çelişkilerinin, insan aklının tahayyül etmekte zorlandığı gaz odalarıyla taçlanmış faşizm gibi olağanüstü yönetim biçimlerine nasıl yol açtığını, öte taraftan da insanlığı yıkıma sürükleyen yeni bir emperyalist savaşı nasıl başlattığını biliyoruz. İkinci Dünya Savaşından sonra, bir daha böyle şeyler olmaz denirken, biriken çelişkiler 11 Eylül 2001’de New York’taki İkiz Kulelerin çöküşüyle patlamalı bir şekilde açığa çıktı. Amerikan savaş kurmayı sanki bu anı bekliyormuş gibi, sonsuz bir savaş başladığını ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ilan edip, savaş makinelerini önce Afganistan’a bilahare Irak’a sürerek emperyalist savaşı doğrudan başlattı.

Aleviler ve Seçimler

Selim Fuat

2 Temmuz 1993’te 35 insanın yakılarak can verdiği Sivas katliamının 14. yıldönümüne denk gelen günler genel seçimlerin de hemen öncesine rastlayınca, Aleviler ve Alevilik seçimler bağlamında sıkça gündeme gelmeye başladı. Gazetelerdeki yazı dizilerinden televizyonlardaki tartışma programlarına kadar pek çok yerde, Alevilerin siyasetle ilişkisi ve seçimlerde nasıl tutum alacakları tartışılıyor. Bu arada Alevi dernekleri de seçimlerde ortak tutum takınmak için toplantılar düzenliyor. Bütün bu çabalarla, Türkiye nüfusu içinde önemli bir orana sahip Alevi kitlesine, Sivas katliamında gericiler eliyle öldürülen canlar da hatırlatılarak, belirli bir yön verilmeye çalışılıyor.

Üniversiteli Olma Hayali ve ÖSS

Berdan Güney

Milyonlarca gencin umut bağladığı ÖSS sınavlarından biri daha geride kaldı. Bu yıl sınava girenlerin sayısı yaklaşık 103 bin kişi artarak 1 milyon 640 bine ulaştı. Ayrıca 135 bin öğrenci de sınavsız geçiş hakkından yararlanmak üzere başvuruda bulundu. Her sene 2 milyona yakın öğrenci “güvenli” bir gelecek hayaliyle üniversite sınavlarına giriyor. Sınava giren bu öğrencilerden sadece 150 bini örgün eğitim görmek üzere dört yıllık üniversitelere yerleşebilirken, yaklaşık 400 bini ancak Açık Öğretim fakültelerinde öğrenim görme şansı bulabiliyor. Geriye kalan 1 milyonun üzerindeki öğrenciyse hayalini çoğunlukla bir sonraki yıla ertelemek zorunda kalıyor.

Emperyalist Toplantıların İçyüzü

Suphi Koray

Emperyalist piramidin tepesindeki sekiz ülkenin organize ettiği G8 zirvesi bu sene 6-8 Haziran tarihleri arasında Almanya’nın Rostock kentinde yapıldı. Emperyalistler, her yılın ortasında gerçekleştirdikleri bu toplantılarda kendileri açısından mevcut konjonktürün değerlendirmesini yapıyorlar. Bir başka toplantı ise İstanbul’da Mayıs ayı sonunda gerçekleştirilen ve burjuva iş âleminin önde gelen patronlarının, siyasetçilerinin, gazetecilerinin katıldığı Bilderberg zirvesiydi. Medyada çok yer işgal eden her iki toplantıda da emperyalistler kendi sorunlarını, kendi çıkarlarını tartıştı.

Germinal: Tohumlar Yeşerince

Aylin Dinç

Emile Zola’nın 1885 yılında yazdığı Germinal, madencilerin çalışma koşullarını ve yaşamlarını gerçekçi bir dille aktaran önemli romanlardan biridir. Adını “tohum, ürün, bereket” anlamına gelen germinal sözcüğünden alan bu roman, yazıldığı dönemde öylesine büyük bir ün kazanmıştı ki, Zola öldüğünde işçiler cenazesinde “Germinal, Germinal” diye bağırmışlardı.