![]() |
|
Mayıs 2007, no:26
1 Mayıs 2007’nin Ardından
2007 1 Mayısı işçi sınıfı hareketi açısından birçok bakımdan ibret dolu bir süreç oldu. Şüphesiz birçok yönü olan ve işçi örgütleri ve sosyalist çevrelerde tartışılacağını umduğumuz bu sürecin bizce dört ana boyutu öne çıkmaktadır. Birincisi, sermaye devletinin başka her türlü kitlesel aktivite için izin verebildiği Taksim’i işçi-emekçi kitlelere yasaklaması ve bu uğurda uyguladığı vahşi terör, ikincisi, işçi hareketinin genel durumunun bilinmesine rağmen DİSK’in Taksim ısrarının anlamı, üçüncüsü ise sosyalist çevrelerin bu durum karşısındaki tutumu, dördüncüsü ise sonuçta doğan genel durumdur.
Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /13
19. yüzyıla girerken Osmanlı devletinde yönetim bürokrasinin reformcu kanadının inisiyatifindeydi. Statükocuların tersine, reformcular, eski düzeni geri getirmenin ya da eskiye geri dönüşün bir yararı olmayacağının bilincindeydiler. Batılı devletlerin açık bir üstünlüğe sahip bulunduğu o günün koşullarında, imparatorluğu ayakta tutabilmenin yolunun devleti güçlendirmekten geçtiğine ve bunun da ancak Batı’daki gibi modern bir ordu ve idari yapı kurmakla mümkün olacağına inanıyorlardı. Bu dönemde modernleşmeden yana bir padişahın (III. Selim) tahtta bulunması da reformcuların elini güçlendiren bir faktördü.
Postal Gölgesinde Devlet Solculuğu
Onuncu cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasına bir yıl kala statükocu güçlerin iyice ısıtmaya başladıkları cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale süreci, generallerin hükümete verdiği gayri resmi muhtırayla doruk noktasına ulaştı. 27 Nisan gecesi genelkurmay internet sitesinde yayınlanan muhtıra, it dalaşında yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor.
AB’nin 50. Yılı Üzerine
Avrupa’nın burjuva liderleri geçtiğimiz Mart ayında Avrupa Birliği’nin 50. yılını debdebeli bir gösteriyle kutladılar. Şampanyalar patlatıldı, özgürlük, demokrasi ve barış üzerine nutuklar atıldı. Buna mukabil burjuva liderler yüzlerine yerleştirdikleri sahte mutluluğa, gülücüklere ve aşırı nezakete rağmen bastıramadıkları bir kaygı içindeydiler. Zira çizilen tablo ile verili gerçeklik tümüyle farklı. Birliğin geleceğinin belirsiz olduğu çoktandır apaçık ortaya çıkmış bulunuyor.
Kentsel Yağma ve Talan Projesi
AKP hükümeti ve İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerin belediyeleri, bir süreden beri “Kentsel Dönüşüm” adı altında yeni bir yağma ve talan operasyonu yürütüyorlar. Kimi zaman “kentin çöküntü alanları” dedikleri gecekondu semtlerini düzeltmek bahanesiyle, kimi zaman deprem riskini öne sürerek, kimi zaman da ekonomiye büyük girdiler sağlayacakları gerekçesiyle, “dönüşüm projeleri”ni cilâlayıp parlatıp önümüze sunuyorlar. “21. yüzyılın kentini yaratacağız”, “mega şehre mega proje” türünden tumturaklı laflar ağızlarından düşmüyor.
Burjuva Feminizmi Yine Sahnede
Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneğinin (KA-DER) seçimler dolayısıyla başlattığı “renkli” kampanya, burjuva medyanın yakın ilgisine mazhar oldu. Burjuva sanat, basın, magazin ve iş âleminden ünlü kadınların bıyık ve kravat takarak verdikleri pozlarla başlayan bu “ses getirici” kampanyanın amacı, seçimler sonrasında meclis sıralarının en az üçte birini kadın vekillerin doldurması olarak açıklandı.
Hedefe Kilitlenmek
İşçi sınıfının devrimci önderlikten yoksun bulunduğu günümüz koşullarında tutulması gereken ana halkanın ne olduğu son derece açık. Sınıf mücadelesine yalnızca ulusal değil enternasyonal düzeyde de devrimci tarzda yol gösterecek siyasal bir önderlik yaratılmalı. Ne var ki, proletaryanın devrimci enternasyonal örgütlülükten yoksun kaldığı günden bugüne uzanan yıllar içinde dünya üzerinden temel görevi bu şekilde kavradığını iddia eden nice örgüt ve çevre gelip geçti. Fakat tarih tek tek kişileri olduğu kadar örgütsel yapıları da, onların kendileri hakkındaki iddialarına göre değil gerçekte ne yaptıklarına ve nasıl bir yol izlediklerine göre yargılıyor. Sınıfın mücadele tarihi içinde yer alan çeşitli örnekler incelendiğinde sonuç görülecektir. İhtiyaç duyulan tipte siyasal önderlikler, devrim hedefine kilitlenerek ve doğru bir örgüt anlayışı-tarzı benimseyerek ilerleyenler tarafından yaratılabiliyor ancak.
Fransa’da Neler Oluyor?
Fransa tarihinin en yüksek katılımlı (%86) seçimi olan 22 Nisandaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunu, Halk Hareket Birliği (UMP) adayı Nicolas Sarkozy kazandı. Halihazırda İçişleri Bakanı olan Sarkozy toplam oyların %31’ini alırken, Sosyalist Parti adayı Ségolene Royal 25,8’ini, Fransa Demokrasi Birliği lideri François Bayrou 18,6’sını ve ikinci tura kalması beklenen Ulusal Cephe lideri faşist Le Pen ise 10,5’ini aldı. Buna karşın komünist ve diğer sol adaylar geçmiş dönemki oylarını koruyamadılar. 2002’deki seçimlerde toplamda %11 civarında oy alan Troçkist adaylar bu seçimlerde yalnızca %6 civarında oy alırken, Komünist Partisi de ancak %1,9 oranında oy alabildi.
Mavi Gözlü Komünist Dev
12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin kültür-sanat alanında yarattığı karanlığın perdeleri yavaş yavaş yırtılmaya başlandı. Bilindiği üzere faşist darbe devrimci işçi hareketini silindir gibi ezmiş, sanattan politikaya yaşamın her alanını zapturapt altına almıştı. Faşist rejim tam 937 filmi sakıncalı bulduğu için yasaklamıştı. Bu kadar çok filmin yasaklanması faşist cuntanın korkaklığının yanı sıra, ‘80 öncesinde işçi hareketinin sinemaya ne kadar çok tesir ettiğini de gösteriyor. O döneme kıyasla bugün devede kulak kalan sayıda da olsa toplumsal konulara değinen filmlerin çekilmeye başlaması umut verici. 12 Eylül’ü sorgulayan Eve Dönüş ve Beynelmilel filmlerinin yanı sıra Nazım Hikmet: Mavi Gözlü Dev filmi de bu parmakla sayılabilen filmlerden biri.
“Gençlik Nerede?”
Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden kozlarını paylaşmakta olan burjuvazinin iki kanadı, ellerine geçen bütün taşları birbirlerine atarak kayıkçı kavgasını sürdürmekteyken, mütekait cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, yarı provokatif, yarı alaycı bir tarzda gençleri de anımsayıverdi. Bilkent Üniversitesi öğrencileriyle bir söyleşiye katılan Demirel, öğrencilerin sorularını yanıtlarken, bir öğrencinin “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde üniversitelerde protesto gösterisi yapılmadı. ODTÜ’lü öğrenciler nerede, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Bu sorunun muhatabı onlar. Onlara aktaralım. Gerçekten nerede bu ODTÜ’lü öğrenciler” karşılığını vererek ODTÜ’lülere meydanlara çıkmadıkları ve protestoda bulunmadıkları için sitem etti.

