![]() |
|
Mart 2007, no:24
'Derin Devlet'
Hrant Dink cinayeti sonrası en çok tartışılan konulardan birisi milliyetçilik idiyse diğeri de 'derin devlet' oldu. Gerek cinayetin kendisi gerekse sonrasında açığa çıkanlar, burjuva diktatörlüğünün kan ve irinle bezeli karanlık yüzünün bir kez daha fark edilmesini sağladı. Elbette sermayenin düzeninde karanlık örgütlenme ve faaliyetlerin bütünüyle açığa çıkması mümkün olmasa da, Türkiye'deki durumun özgünlüğüyle alâkalı bir durum olarak, yine de ele avuca gelir bir siluetin ortaya çıktığını söylemek mümkün.
Statükocuların Saçtığı Milliyetçilik Zehri
Hrant Dink'in katledilmesinin ardından burjuva medyanın önemli bir bölümü bu kalleş suikastı lanetleyen bir görüntü sundu. En gerici burjuva kesimler bile bu genel atmosferin basıncıyla seslerini kesip, Dink'in arkasından timsah gözyaşlarını esirgemediler. Başlangıçta faşist MHP ve BBP gibi partiler bile, bu cinayetle aralarına bir çizgi çekmeye ve kendilerini cinayeti işleyenlerden ayrı tutmaya, onlarla bir ilişkileri yokmuş gibi göstermeye çabaladılar. Ne var ki, Hrant Dink'in cenaze töreninin içeriği ve kitleselliği, pek çok burjuva kesimin tahammül sınırlarını zorlayacak cinstendi. Cenazenin ardından statükocu, gerici ve faşist çevrelerin karşı saldırıya geçmesiyle atmosfer bir anda değişiverdi.
ABD'nin Yeni Stratejisi: Tüm Ortadoğu Irak Gibi Olsun!
Ortadoğu'nun kadim topraklarında hayatını kaybetmiş, yaralanmış, sakat kalmış, ailesini, işini, evini ve yurdunu yitirmiş, yoksulluğa ve sefalete sürüklenmiş milyonlarca insana her gün yenileri ekleniyor. Sadece Irak'ta, artık bir içsavaş görüntüsünü andıran manzaralar eşliğinde her gün 100-150 kişinin bombalarla yahut başka vahşi yöntemlerle katledildiğini görüyoruz. Filistin'de terörist İsrail devletinin tankları ve helikopterleri, Gazze ve Batı şeria'daki yerleşim birimlerine aralıksız saldırıyor. Bu bölgelerde yaşayan 3 milyona yakın Filistinli kuşatılmış durumda. Halk aç, susuz, işsiz, hapis durumda. Bombalamalar esnasında yaralanmış olanlar ve hastalar tedavi edilemiyor. Lübnan'da da durum farklı değil. İsrail saldırısı ve işgaliyle bir kez daha yıkımın eşiğine gelen Lübnan halkı ne yapacağını bilemez durumda.
Ekmek İstiyoruz, Gül de!
Amerika'nın Massachusetts eyaletinde 1912 Ocağında başlayan bir grevde kadın dokuma işçileri şöyle haykırıyorlardı: Ekmek istiyoruz, gül de! Kadın işçiler bu sloganla, sadece karınlarını doyurmak istemediklerini, hayatı tüm güzellikleriyle birlikte yaşamak için daha fazla serbest zamana da sahip olmayı istediklerini duyuruyorlardı dosta düşmana. Daha yüksek ücret ve daha kısa çalışma saatleri! Bu aynı zamanda, ücret artışıyla sınırlanmış geleneksel sendikacılığa duyulan bir tepkinin de ifadesiydi.
'Yoksullar ve Ezilenler Hareketi' mi?
Sosyalist düşünce, toplumun yoksul ve diğer ezilen kesimlerinden yana tavır alan bir düşüncedir. Bu yüzden yoksulluk ve ezilme sorunu her zaman sosyalistlerin gündeminde olmuş ve sosyalistler bu sorunlara karşı çeşitli yaklaşımlar geliştirmişlerdir. Yoksulluk ve ezilme var olan üretim ilişkilerinin ürettiği bir durumken, pek çoklarının soruna ahlâki yargılar temelinde yaklaştıkları görülür. Sosyalizmin bilimsel ifadesi olan Marksizm ise meseleyi ahlâki temelde değerlendirmeye karşı çıkar ve kendi çözümlerini bilimsel temelde ortaya koyar.
Diyalektik Materyalizm Üzerine /2
Metafizik kavramı eski Yunanda Aristoteles'in fizik bilimiyle ilgili kitaplarının dışında kalan felsefe incelemelerini tanımlamak üzere, 'meta ta physika' (fizik ötesi) anlamında kullanılırdı. Ancak bu kavramın kapsamı zamanla genişledi ve kanıtlanmamış önsel kabullerden hareket eden düşünce tarzını anlatır hale geldi. Ortaçağın skolastik felsefecileri, algılanabilen fiziki dünyanın ötesinde tanrısal bir dünyanın var olduğunu düşünür ve metafizik sayesinde bu fizik ötesi dünyanın kavranılabileceğine inanırlardı. Uzun yıllar boyunca metafizikçiler, insani ya da tanrısal, her şeyi açıklayabilecek kesin ve değişmez tanımlamalar peşinde koştular.
Proleter Devrimin Şafağı: Paris Komünü
Bundan 136 yıl önce Paris Komüncüleri şöyle haykırıyorlardı: Yaşasın toplumsal devrim! 18 Mart 1871'de Parisli işçiler ayaklanarak bir kent ölçeğinde de olsa siyasal iktidarı ele geçirdiler ve tarihin sayfalarına unutulmayacak bir iz bıraktılar. Sadece 72 gün yaşayabilen Paris Komünü, işçi sınıfının iktidar biçiminin somutlaşmasıydı. Engels'in ifadesiyle o bir proletarya diktatörlüğüydü. Komün ortaya koyduğu eserle dünya işçi hareketine damgasını bastı. Marx'ın da vurguladığı gibi, Komünün en büyük önemi onun varlığı ve etkinliğiydi. Komünün varlığında somutlanan devrimci ilkeler bugün de, neredeyse tüm yönleriyle önemini koruyor.
Çocuk Pornosu Bahane
Geçtiğimiz aylarda medyada yer alan haberlerin ana eksenini uzunca bir süre çocuk pornosu konusu oluşturdu. Bu haberlerde Türkiye'nin çocuk pornosunun dünyadaki bir numaralı merkezi haline geldiği ısrarla vurgulandı ve internet kafelere yapılan baskınlar, çocuk pornografisi ticaretini iş edinenlere yönelik yapılan polisiye operasyonlar ve gözaltılar sansasyonel biçimde öne çıkarıldı. Bu haberlerin hemen ardından da, çocuk pornografisini engelleme bahanesiyle, internetin sıkı bir denetim altına alınmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması gündeme geldi. Bu çerçevede, AKP hükümeti tarafından, 'İnternet Ortamında Yayın Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Kanun Taslağı' adı altında bir yasa taslağı hazırlandı. Bu taslak, 40 maddeden oluşan bir yasaklar silsilesinin yanı sıra, internet sitelerini takip etmekle sorumlu ve olağanüstü yetkilerle donanmış bir kurum olarak Bilişim Güvenliği Başkanlığının kurulmasını da içeriyor.
Devrim Yılları ' 1905
1871 Paris Komünü'nün, 1905 devriminin ve 1917 Ekim Devriminin gerçek öyküsünü anlatan her şey mücadele edenlere cesaret verirken egemenleri korkutmuş ve onlar da bu korkuyla yaşananları gizlemeye, çarpıtmaya çalışmışlardır. Ancak proletaryanın sınıf mücadelesi tarihi, unutturulamayacak kadar muazzam deneyimlerle doludur. İşte Devrim Yılları - 1905 romanı da 1905 devriminin hemen arifesinde yaşanan deneyimleri, sovyetlere giden yolu ve Bolşeviklerin bu süreçteki rolünü gözler önüne sermeyi başarabilen devrimci romanlardan biri. Yazar Sergey Mstislavski yaşanan tarihsel olayları roman tadında gözler önüne sermeyi çok iyi başarmış. Romanda 1901 ile 1905 arasındaki yıllar anlatılır.

