Ocak 2007, no:22

Uluslararası Siyasetin Eğilimleri ve İşçi Sınıfı

Utku Kızılok

ABD'nin işlerinin Afganistan'da ve Irak'ta istediği gibi gitmemesi; savaşın yürütülme biçimine ve izlenen taktiklere dair Amerikan burjuvazisi içinde bir 'çatlağın' oluşması ve Rumsfeld'in istifa etmesi; ABD'nin Irak'taki durumunu tespit etmek üzere oluşturulan Irak Çalışma Grubu'nun yayınladığı rapordan sonra çekilme tartışmalarının yaşanması, dünya sosyalist hareketinin büyük bir kesimince Amerikan emperyalizminin yenilgisi biçiminde yorumlandı. Beri yandan Kongre seçimlerini az farkla da olsa Demokratların kazanması ve Cumhuriyetçilerin kaybetmesi de Bush ve şürekâsının yenilgisi olarak telakki edildi ve bu 'yenilgi' Amerikan emperyalizminin yenilgisiyle özdeşleştirilmeye çalışıldı.

Statüko Düşkünü, Darbe Düşler Kış Günü

Oktay Baran

Türk burjuvazisinin kızışan iç kapışması, Newsweek dergisinde yayınlanan bir makaleye de darbe kehaneti biçiminde yansıdı. Neocon'ların önde gelen 'düşünce kuruluşlarından' Hudson Enstitüsünde 'Türkiye uzmanı' olarak görevli Zeyno Baran'ın Newsweek dergisindeki makalesinde 2007 yılı içerisinde Türkiye'de bir askeri darbe olma olasılığının yarı yarıya olduğunu yazmasıyla birlikte, liberallerin gözleri bir kez daha korkuyla ABD'ye çevrildi. Makalesinde 'üst düzey komutanların' gidişattan memnun olmadıklarını ve müdahale edebileceklerini belirten Zeyno Baran, böylesi bir müdahalenin aslında AB açısından da daha hayırlı olabileceğini, daha laik ve İslamcılardan arınmış bir hükümetle Türkiye'nin AB için daha iyi bir partner olabileceğini dile getiriyor. Böylece kendi pozisyonunu ve kuşkusuz ABD'de çıkarlarını temsil ettiği burjuva kurum ve kesimlerin konumunu da dışa vurmuş oluyor. Tesadüfe bakın ki makale öncesi günlerde Genelkurmay 2. Başkanı ABD ziyareti sırasında Hudson Enstitüsünde ağırlanıyor ve makalenin yayınlanmasını takip eden günlerde de, aralarında generallerin de bulunduğu 20 emekli subay Genelkurmay Başkanına bir mektup göndererek orduyu müdahaleye çağırıyordu.

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /10

Mehmet Sinan

Osmanlı despotizminin katılaşmış yapılarının Avrupa'da gelişen kapitalizmin (dış dinamiğin) etkisi altında nasıl çözülmeye başladığını ve bu çözülüşe bağlı olarak ne gibi değişimlerin yaşandığını yazımızın önceki bölümlerinde özetlemeye çalıştık. Ortaya çıkan tablo özetle şuydu: Osmanlı egemen (devletli) sınıfının toplumsal artık-ürün üzerindeki tekelci hâkimiyeti kırılmış, bu sınıfın dışında kalan toplum sınıflarından kimi unsurların elinde de servetler birikmeye başlamıştır. Osmanlı despotik sisteminin klasik yapısında meydana gelen bu bozulmanın somut göstergeleri ise, sistem içinde ağalık, derebeylik, ayanlık gibi 'güç-servet' karması yeni oluşumların ortaya çıkması ve reayanın sömürülmesi sürecine bunların da ortak olmasıdır. Bu dönemde (17. ve 18. yüzyıllarda), devletin yüksek tabakası içinde dönen rüşvet ve mansıp ticareti gibi işlerden biriktirilen parasal servetlerin yanısıra, mültezimlik, malikânecilik, mukataacılık, dış ticaret, tefecilik, sarraflık gibi işlerden de çok önemli miktarlarda bir 'parasal servet' birikimi sağlanmış bulunuyordu. Daha önce de belirttiğimiz üzere, biriken bu parasal servetler, Osmanlı yüksek bürokrasisinin 'gizli' hazinelerinde ve sonradan türeyen malikâneci, mültezim, sarraf, ağa, ayan, derebeyi gibi parazit unsurların sandıklarında istifleniyordu.

Latin Amerika: Sevinç Fırtınalarının Gölgede Bıraktıkları

İlkay Meriç

Daha önce çeşitli yazılarımızda da ele aldığımız gibi Latin Amerika kıtasında son birkaç yıldır zaman zaman devrimci durumlara varan bir hareketlilik yaşanıyor. 80'li yılların başından bu yana dünya ölçeğinde yaşanan azgın kapitalist saldırı dalgasının işçi ve emekçi kitlelerde yarattığı derin yenilgi psikolojisine ek olarak örgütsüzlüğün getirdiği çaresizlik hissi ve atalet, 2000'li yılların başından bu yana kıta ülkelerinin önemli bir bölümünde artan ölçüde kırılmaya başlamış bulunuyor.

Tehlikeli Bir Eğilim: Oportünizm

Elif Çağlı

Marksist literatürde sıkça kullanılan kavramlardan biri olan oportünizm kelime karşılığıyla fırsatçılık anlamına geliyor. Fırsatçı yaklaşımların özellikle kapitalist toplumda yaşamın çeşitli alanlarında ve çeşitli biçimlerde karşımıza çıkan son derece yaygın bir eğilim oluşturduğunu biliyoruz. Siyasi mücadele söz konusu olduğunda da, oportünizm, aslında burjuva partilerden sol örgütlere dek tüm siyasi yapılanmalar içinde karşılaşılabilecek olan, ilkesiz ve hep kendi çıkarına yontan fırsatçı politika tarzını anlatıyor. Burjuva partilerin ve küçük-burjuva nitelikli siyasal örgütlerin sınıfsal karakterleri nedeniyle, bunların fırsatçı politik tarz sergilemelerinde yadırganacak bir taraf bulunmuyor. Ne var ki, oportünizm işçi sınıfının devrimci örgütlenme alanında baş gösterdiğinde işin rengi değişmekte ve ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Konunun üzerinde durulması gereken yönü de budur.

Lenin'e Dair - Tarihte Bireyin Rolü

Levent Toprak

Burjuvazi kendi tarihsel önderlerini işçi sınıfına birer put gibi dayattıkça, işçi sınıfının kendi tarihsel önderlerini hatırlamaya ve onlardan ilham almaya ihtiyacı da o denli artıyor. Her konuda olduğu gibi liderler konusunda da sınıfsal ayrım çizgilerini berrak biçimde çekmek zorunludur. Mustafa Kemaller, 10 Kasım ayinleri, ilahlaştırma (kişi kültü), milliyetçilik ve mülk onlarındır. Buna karşılık Marxlar, Leninler; emekçi kitlelerin kavgası ve tevazusu; enternasyonalizm ve 'zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayanlar' bizimdir. İşte Lenin'in 83. ölüm yıldönümünü andığımız günümüz koşullarında sınıf bilinçli bir militanın ilk aklına gelmesi gereken husus budur.

Ülkücü-Faşist Hareketin Tarihi /2

Kerem Dağlı

MHP öncülüğündeki ülkücü-faşist hareket 12 Mart muhtırası ile kısa bir süre kabuğuna çekilse de sonrasında yoluna devam etti. Çünkü mücadeleci bir işçi hareketinin varlığı ve toplumsal muhalefet dalgasının yükselmeye devam etmesi, burjuva devletin faşist sopaya olan ihtiyacını daha da arttırıyordu. MC (Milli Cephe) hükümetlerinin kurulmasıyla birlikte MHP, paramiliter sokak gücü kimliğinden hükümet ortaklığına terfi etmişti. Bu MHP için önemli bir deneyimdi.

'Eve Dönüş' Filmi

Son günlerde sinemalarda 12 Eylül sürecini anlatan 'Eve Dönüş' adlı bir film gösterime girdi. O dönemi yaşamış ya da yaşamamış birçok kişi merak ederek bu filme gitmeye başladı. Ben de bu gidenler arasındaydım. Film, 12 Eylül faşizmini yaşayan, kendi halinde, suya sabuna dokunmayan bir işçinin ve ailesinin acılarını anlatıyordu.

Kavel Grevi

Berdan Güney

1963 yılına girilirken İstanbul'da Kavel kablo fabrikasında çalışan işçiler 62 gün boyunca devam edecek ve sınıf mücadelemizin tarihine büyük harflerle geçecek destansı bir grev başlattılar. Onların grev boyunca sergiledikleri kararlı tutumları Türkiye işçi sınıfı için bir kıvılcım oluşturdu. Ve en temel burjuva demokratik haklara dahi daha yeni yeni kavuşmakta olan Türkiye'de, grev ve toplu sözleşme hakkı ilk kez bu grev sayesinde yürürlüğe konuldu.