Aralık 2006, no:21

Deve Güreşinde Yeni Evre

Levent Toprak

Burjuva kanatların emekçi kitlelerin sırtında yaptıkları deve güreşi, 28 şubat günlerini andıran yeni tepişmelerle, bir tarafta ikiyüzlü bir laiklik savunuculuğu, diğer tarafta oportünist bir din istismarıyla devam ediyor. Her iki taraf da türlü numaralarla halk kitlelerini bu temelde kendi peşlerine yedeklemeye uğraşıyor. Oysa bıraktık daha ötesini, bunların, ne emekçi kitlelerin çalışma ve yaşam koşullarını, ne temel demokratik haklarını, ne de Kürt halkının yakıcı özgürlük taleplerini zerrece düşündükleri var. Tam aksine, ulusalcı, dinci, laikçi, liberal vb. değişik kisveler altında dolaşan tüm bu burjuva kesimler, bir bütün olarak işçi sınıfı ve diğer emekçi katmanların sömürüsünü daha da yoğunlaştırmak ve kölelik koşullarını daha da ağırlaştırmak için uğraşmaktadırlar.

Ecevit Kimdir?

Deniz Moralı

Ecevit öldü. Ardından dökülen gözyaşlarına bakınca burjuvazinin başı sağ olsun demeden edemiyor insan. Medya kalemlerinden sağlı sollu politikacısına, bürokratından devlet adamına kadar düzenin neredeyse tüm önde gelen temsilcileri Ecevit'i yere göğe sığdıramadılar. Dürüsttü, ilkeliydi, demokrasi savaşçısıydı, kahramandı, nazikti, mütevazıydı, çalıp çırpmamıştı, entelektüeldi, şairdi, duygu adamıydıâ?¦ Doğrusu Ecevit'in Türkiye'deki burjuva düzenin bekası için geçmişte gördüğü hizmetler düşünüldüğünde, burjuvazi onun için ne denli methiyeler düzse ve onu halkın gözünde parlatmaya çalışsa yeridir.

Başörtüsü ve Kadının Özgürlüğüne Dair

İlkay Meriç

Türkiye'de yıllardır kangrene dönüşen başörtüsü meselesi giderek evrensel bir sorun haline geliyor. Fransa'da başörtüsünün de aralarında sayıldığı dini sembollerle ilk ve orta dereceli okullara girilmesinin yasaklanması, Almanya'da benzer uygulamaların başlatılması, İngiltere'de her fırsatta dikkatleri bu meseleye odaklama çabaları, Hollanda'nın peçe türü yüzü kapatan giysilerle sokakta dolaşmayı yasaklamaya çalışması gibi birbirinin peşi sıra gelen son gelişmeler, sorunun evrenselleşmekte olduğunu görmemiz için yeterli. Kuşkusuz bu durum bir tesadüf değildir ve yayılmakta olan emperyalist savaşla doğrudan ilişkilidir. Emperyalist güçlerin bu savaşta dünya halklarını birbirine kırdırmak üzere kutuplaştırma çabalarında, İslamı öcüleştirme uğraşı başat bir yer tutmaktadır. Tam da bu noktada, başörtüsü ve benzeri örtüler, karşımıza 'medeniyetlerin uzlaşmaz ve çatışkılı farklılığının' bir sembolü olarak çıkarılmakta ve düşmanlaştırılan unsurların ilk sıralarında başörtülü kadınlar yer almaktadır. 11 Eylül saldırılarından sonra başta ABD olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde örtülü kadınlara öcü gözüyle bakılması, bunların sokaklarda saldırıya uğraması, toplu taşıma araçlarına binemez hale gelişleri, durumun ulaştığı vahim boyutun bir göstergesidir.

Mikro Kredi ve Makro Yalanlar

Oktay Baran

Önce Nobel Edebiyat Ödülünün Orhan Pamuk'a verilmesi vesilesiyle, ardından da Nobel Barış Ödülü vesilesiyle, bu ödüller bir anda burjuva aydın kesiminin ilgisine mazhar oluverdi. Statükocu-devletçi burjuva kesimler, Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü kazanmasını onun 'hainliği'ne bağlayıverdiler. Böylelikle Türk burjuvazisinin iki kesimi arasında sürüp giden dalaşmanın konularından biri haline geldi Nobel Ödülü.

Ülkücü-Faşist Hareketin Tarihi /I

Kerem Dağlı

Emperyalist-kapitalist sistemin küresel ölçekte içine girmiş olduğu ekonomik kriz ve bununla bağlantılı olarak gittikçe kızışan emperyalist paylaşım kavgası, istisnasız bütün burjuva devletleri bir iç ve dış savaşa hazırlanmaya itiyor. Militarizm ve silahlanma yarışı tüm kapitalist devletleri içine çekiyor ve şiddetlenen çelişkilerin basıncı altındaki emperyalist-kapitalist sistem gericileşerek saldırganlaşıyor. Pek çok kapitalist ülkede peş peşe baskıcı yasalar çıkıyor, gerici, ırkçı, faşizan uygulamalar yaygınlaşıyor. Faşist diktatörlüklere has birçok uygulama, sıradanlaştırılıp kanıksatılarak günlük hayata sokuluyor. Burjuvazinin işçi-emekçi sınıflar ve kendisine muhalefet eden güçler üzerindeki baskıyı gittikçe arttırması boşuna değildir. Bunalım derinleştikçe sınıf hareketinin yükselerek kendi düzenini tehdit eder bir hal alabileceğini bilen burjuvazi, şimdiden önlemlerini almakta, faşist çeteleri tahkim etmekte ve faşizm silahını kınından çıkarıp yağlamaya başlamaktadır.

Küçük-Burjuvanın Anatomisi

Elif Çağlı

Küçük-burjuvazinin modern toplumda tuttuğu yer nesnel olarak önemini yitirmekte olsa da, küçük-burjuvanın konumundan türeyen çeşitli sosyal ve siyasal sorunlar önemini yitirmiş değildir. Toplumsal yaşamı kavrayış tarzı olarak küçük-burjuvalık, kapitalizm öncesinden günümüze uzanan, adeta toplumun tüm dokularına sinmiş bulunan ve aslında etki alanını burjuvasından işçisine kadar genişletebilen bir zihniyettir. O nedenle de küçük-burjuva kavramı, bu ara sınıfa mensup olanlardan çok daha geniş ölçekli bir gerçekliği anlatıyor. Kapitalist gelişme nesnel bakımdan bizi giderek küçük-burjuva katmanlardan kurtarıyor, ama küçük-burjuva zihniyet bir türlü kurtulamadığımız, kapıdan kovsak bacadan giren ve neredeyse ortalama insanın yaşamı algılayışını genelleyen bir problem oluşturuyor.

Bağlantısızlar Hareketi ve Anti-Emperyalizm

Utku Kızılok

Geçtiğimiz Eylül ayında Küba'nın Başkenti Havana'da Bağlantısızlar Hareketi zirvesi toplandı. 118 devletin katıldığı bu toplantı dünya ölçeğinde bir hayli de yankı buldu. SSCB'nin tarih sahnesini terk etmesi ve ABD emperyalizminin dünyada tek hegemon güç olarak kalmasıyla birlikte fiilen dağılmış bulunan Bağlantısızlar Hareketinin yıllar sonra toplanması, Chavez ve Ahmedinecad gibi liderlerin 'anti-emperyalizm' pozlarıyla zirvede boy göstermesi, sol çevrelerde de heyecana neden oldu. Zirve vesilesiyle iki konu tartışılmaya başlandı. Birincisi, ABD emperyalizmine karşı yeni bir güç odağı şekilleniyor ve böylece tek kutuplu dünya çok kutupluluğa mı gidiyordu? İkincisi, Chavez, Morales ve Ahmedinecad gibi liderlerin yükselttikleri çizgi 'anti-emperyalist' miydi?

Burjuvazinin Bilimselliği

Suphi Koray

Geçtiğimiz haftalarda Milli Eğitim Bakanlığı'nın '100 Temel Eser' olarak adlandırdığı ve öğrencilerin okuması gerektiğini düşündüğü kitapların çevirilerine dair haberler gazetelerde manşetlerden verildi. Birçok yabancı eserin çevirisinde, Pinokyo'nun, Heidi'nin dinsel motiflerle bezenmesi, Victor Hugo'nun hidayete ermesi gibi tahrifatlar söz konusu. Aslında burjuvazinin ders kitapları bunlardan çok daha ciddi çarpıtmalarla doludur. Fakat Türkiye burjuvazisi içindeki kapışma iyice ayyuka çıktığı içindir ki bu tür olaylar gündemin merkezine taşınmaktadır. Liberal burjuvazi içerisinden AKP hükümetine karşı eleştiriler söz konusu. Özellikle AB uyum sürecinde açık bir yavaşlamanın söz konusu olması liberal burjuvazinin de hükümete ikiyüzlüce yüklenmesine yol açmaktadır.

Sınıfın Devrimci Potansiyeli Üzerine

Elif Çağlı

İnsanlığın bugünü ve geleceği açısından büyük bir tehdit oluşturan kapitalist sömürü düzenine son verebilme potansiyelini taşıyan yegâne devrimci sınıfın proletarya olduğu, Marksizm tarafından ortaya konulmuş bilimsel bir gerçektir. Bununla birlikte Marksizm, bu potansiyelin kendiliğinden gerçek güce dönüşmeyeceğini de kapsamlı bir biçimde açıklamıştır. Tıpkı, insanlığın kapitalizm belâsından kurtulup sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumsal düzen içinde yaşayabilme olanağının nesnel olarak var olması gerçeğindeki gibi, bu düzeni sona erdirebilecek nesnel güç de işçi sınıfının bağrında yatmaktadır. Ama ne kapitalizm tarih sahnesinden kendiliğinden çekip gidecektir, ne de işçi sınıfının potansiyel devrimci gücü kendiliğinden bir biçimde kapitalist düzene noktayı koyacaktır.