Kasım 2006, no:20

Ekim 1917: Dünyayı Sarsan Kızıl Fırtına

Utku Kızılok

SSCB'nin tarih sahnesini terk etmesiyle birlikte burjuvazi, işçi hareketi saflarında yaşanan kargaşadan yararlanmak ve bilimsel sosyalizme karalar çalmak üzere pervasız bir şekilde harekete geçti. Burjuva ideologları hep bir ağızdan 'komünizm öldü' türküsü çığırıyorlardı. Bu yalancılar şürekasına göre, 'sınıf mücadelesi bitmiş' ve 'tarihin sonu gelmişti'! Adeta Olimpos'a kurulmuş Tanrılar gibi, her şeye muktedirdi onlar; sosyalizme ölüm cezası verirken, kapitalizme ebedi yaşam iksiri içiriyorlardı. Onlara göre sosyalizm baskıcı ve totaliter bir rejimdi, eşitliği sağlamadığı gibi, tersine, bireyi ezmiş ve eşitsizlikler üretmişti. İnsanlık yeni devrimlerin peşinden koşmayacaktı artık. Zaten Marksizm yanlış bir doktrindi ve yanlışlığı pratikte ispatlanmıştı. Kuşkusuz bu zırvalar hâlâ sürüp gidiyor; ancak bilcümle egemen sınıf, yaktığı tütsülere ve okuttuğu onca dualara karşın öldü ilan ettiği Marksizmin ruhunu kovabilmiş değil.

Emperyalizm ve Papalık

İlkay Meriç

Bugün dünya işçi sınıfı, Hıristiyanıyla Müslümanıyla, tehlikeli bir tuzağın içine çekilmeye çalışılıyor. Ve ne yazık ki, onu burjuva ideolojisinin esiri haline getiren örgütsüzlük koşulları ortadan kalkmadıkça bu tuzağa kapılmasını engellemenin bir yolu da bulunmuyor. Din adamından siyasetçisine egemenlerin elbirliğiyle yarattığı yanılsamalardan kurtulamadıkça, on milyonlarca işçinin kendini bir üçüncü dünya savaşının göbeğinde bulacağı gün gibi açık. Hem de bu sefer TV ekranlarında değil, cephelerde!

Komploculuk ve Komplolar

Levent Toprak

11 Eylül saldırılarının 5. yıldönümü dolayısıyla tüm dünyada çeşitli değerlendirme ve tartışmalar yapıldı. Bu tartışmalar çerçevesinde yeniden alevlenen konulardan biri de 11 Eylül saldırılarının ABD emperyalizminin bir komplosu olup olmadığıydı. Bir süredir internette yayınlanmakta olan bu konuya ilişkin bir belgesel de o günlerde bir televizyon kanalında yayınlandı. Loose Change adını taşıyan bu belgeselde Pentagon'a düştüğü iddia edilen yolcu uçağının gerçekte mevcut olmadığı, İkiz Kulelerin çarpan uçaklar nedeniyle değil binalara önceden yerleştirilmiş patlayıcılarla yıkıldığı gibi iddialar ileri sürülüyordu.

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /9

Mehmet Sinan

Osmanlı'nın geleneksel toprak düzeninin bozulmasıyla birlikte, yoksullaşarak çiftini çubuğunu terk eden reayanın boşalttığı topraklarda ağa çiftlikleri kurulmuş ve bu çiftliklerde, dış pazarın (Avrupa'nın) ihtiyacının belirlediği bir ilk madde (tarımsal hammadde) üretimi yapılmaya başlanmıştı. Bir zamanlar bu toprakların tasarrufunu elinde bulunduran reaya, şimdi ağa çiftliği haline gelen bu topraklarda gündelikçi (ırgat) ya da yarıcı (maraba) olarak çalışıyordu. Ama bu çiftliklerde yapılan üretim, feodal nitelikte bir üretim değil, tarım ürünleri ihracatına yönelik ilkel bir meta üretimiydi. Dolayısıyla bu üretim, dış kapitalist kuruluşlarla bağlantılı olan ve feodal değil kapitalist nitelikte eğilim taşıyan bir üretimdir. Özetle söyleyecek olursak, 17, 18 ve 19. yüzyıllarda Osmanlı'daki egemen mülkiyet ilişkilerine (devlet mülkiyetine) karşıt bir şekilde gelişen toprak tutma şekli, yani bireysel büyük toprak sahipliği (ağalık), Batı kapitalizminin etkisi altında bozulmaya uğrayan Osmanlı sosyo-ekonomik formasyonunun bir ürünüdür. Bu bağlamda, Osmanlı'da ağalık denen kategori, edindiği servetlerin kaynağı ve ekonomik yönelimi bakımından feodal değil, kapitalizm eğilimli bir kategori idi.

Gemileri Yakmak

Adil Aksu

Gemi inşa sanayii, kapitalizme özgü tüm çelişkileri çarpıcı bir biçimde gözlerimizin önüne seren sektörlerden biridir. Bu sektörün yüzde 90'ını oluşturan özel tersanelerin büyük bir bölümü, yıllardan beri Tuzla bölgesinde faaliyet gösteriyor. Yaklaşık 40 şirketin bulunduğu Tuzla havzasında 30 bine yakın işçi çalışıyor. Yan sanayilerle birlikte toplam işçi sayısı 50 bine yaklaşıyor. Sendikal örgütlülüğün zayıf ve çalışma koşullarının son derece kötü olduğu bu tersanelerde çalışan işçiler için, yıllardır biriken sınıf çelişkileri dayanılmaz boyutlara ulaşmış durumda. Kapitalistler için yüksek kâr oranları demek olan bu sektör, işçi sınıfı için örgütsüzlük, esnek çalışma, düşük ücret, sendikasızlık, meslek hastalıkları ve ölümlü iş kazaları anlamına geliyor. Taşeronlaştırma, sigortasız çalışma, uzun ve yorucu iş saatleri ile geçen ve can güvenliğinin olmadığı sahalarda akıtılan alın teri... Kısacası tersane havzası işçiler için adeta bir cehennemi andırıyor. Ve denizin üstünde oluşturulan bu cehennemde işçi sınıfı kapitalizme hayat vermeye devam ediyor.

Sendikal Mücadelede İlkeli Tutum /II

Elif Çağlı

Devrimci Marksizmden esinlenmiş gibi görünse de onu tam anlamıyla içine sindiremeyen küçük-burjuva devrimciliği, işçi hareketine uzandığı ölçüde burada çeşitli sol savrulmalara neden oluyor. Bu nitelikteki savrulmalar geçmişten günümüze çeşitli siyasal biçimler altında kendini ifade etti ve etmeye de devam ediyor. Ne var ki hemen hepsinde ortak olan yön, söz düzeyinde egemen olan keskin devrimcilik, bir başka deyişle devrimci lafazanlıktır. Somutlamak için kısa bir örnek verebiliriz. Diyelim işçilerin güncel talepleri uğruna mücadelenin küçümsenmesi ve yalnızca nihai devrimci hedeflerden söz edilmesi, bunu yapana söz düzeyinde daha keskin bir devrimci görünüm kazandırabilir. Ama işin gerçeğinde bu tutum illâ da daha mücadeleci olmak anlamına gelmez. Hatta tam tersine, bu tür tutumlar çoğunlukla pasifizmin üzerini örten bir kılıf işlevi görürler.

Kapitalist Toplumun İdeolojik Düzenleyicisi: Medya

Kerem Dağlı

Son zamanlarda yazılı ve görsel basında, televizyon programlarının içeriğinin belirlenmesinde reyting kaygısının çok fazla ön plana çıkması, gazetelerden ve televizyonlardan verilen haberlerin ne kadar 'doğru ve tarafsız' olduğu, özellikle televizyon programlarındaki düzeysizlik gibi konular üzerinden yürüyen bir 'medya ve etik' tartışmasına tanık oluyoruz. Gazeteciler, yazarlar, program yapımcıları, 'aydınlar' vs. bir bir ekranda boy gösterip konu hakkında yorumlarda bulunuyorlar.

Gladkov'un Çimentosu

Yalnız Kalan Devrimin Çelişkileri

Akın Erensoy

1917 Ekim Devrimiyle tarihte ilk kez, ezilen, dışlanan, itilen, hor görülen, baldırı çıplaklar denilerek aşağılanan sınıflar, kendilerini bu konuma düşüren sömürü sistemini, kapitalizmi alaşağı ettiler. Yıktılar onu! Tarihte ilk kez ezilenler, giriştikleri büyük ölçekli bir kavgadan muzaffer çıktılar! Spartaküs'ün ve yoldaşlarının yüreğinde bir kıvılcıma dönüşen, onları yakıp kavuran yeni bir toplum ideali, asırlar sonra 1917 Ekim Devrimiyle bir gerçekliğe dönüşme şansı buldu. Spartaküs'ün ve yoldaşlarının kavgaları, zalimlere karşı verdikleri insanüstü mücadele, yüreklerimizde daima yaşayacak! Onlar köleliğin zincirlerinden kurtulmayı, özgürlüğü öyle özlemişlerdi ki, bu özlemlerini anlatabilmek için Roma'ya karşı ayaklandıktan sonra kurdukları kente Güneş şehri adını verdiler. Evet, onların isteği güneş kadar parlak, güneş kadar ulu, güneş kadar geniş ve sıcacık bir toplumdu. Ama o günkü toplumsal gelişme düzeyi tüm bu özlemlerin hayata geçmesine izin verecek nesnel şartları sunmuyordu.

Çin'de İşçi Hakları

Wal-Mart, UPS, Dell, Google, AT&T, Nike, Intel, Microsoft, Ford, General Electric gibi dünyanın en büyük anlı şanlı şirketleri bugünlerde harıl harıl Çin hükümeti nezdinde lobi girişimlerinde bulunuyorlar. Konu Çin hükümetinin yasalaştırma niyetinde göründüğü bir tasarı. Bu tasarı uzun yıllar sonra ilk kez işçilerin birtakım haklarını güvenceye almayı öngörüyor. Öngörülen düzenlemeler bağımsız bir sendika kurmayı bile mümkün kılmayan (Çin'de tek bir yasal devlet sendikası var) ve yalnızca en sıradan hakların bir kısmını içeren düzenlemeler olmasına rağmen büyük tekellerin uykuları kaçmış durumda.