Ekim 2006, no:19

Faşizan Yasalar İşbaşında!

AB süreci nedeniyle baskıcı yasa ve uygulamalarda yaşanan kısmi gevşeme, artan ölçüde ortadan kalkıyor. Bu süreç yaklaşık olarak geçen yılın Newrozundan bu yana adım adım devam etmekte. Son dönemde Kürt hareketine karşı yoğunlaşan ordu ve polis operasyonları ve bölgedeki provokasyonlar, çeşitli aydınlara karşı açılan yıldırma ve gözdağı verme davaları, sosyalist harekete yönelik operasyonlarla bu süreçte yeni bir hızlanma görülüyor. Artan baskıların somutlandığı gelişmeler burjuva medya tarafından ya devlet ağzıyla veriliyor ya suskunlukla geçiştiriliyor ya da sadece AB açısından makyajı bozacak türde durumlar üzerinde duruluyor.

Burjuvazinin Emperyal Hesapları ve Lübnan

İlkay Meriç

İsrail'in 33 gün süren katliamını kınamaktan bile çekinerek izlemekle yetinen Birleşmiş Milletler, İsrail'in 'benim işim bitti sıra sizde' demesinin ardından bir ateşkes çağrısı yaptı. Ateşkese kadar geçen süre zarfında Lübnan'da çoğu sivil yaklaşık 1200 kişi ölmüş ve iç savaşın yarattığı korkunç yıkımın yeni yeni üstesinden gelmeye başlayan bu ülke 15 yıl öncesine geri dönmüştü. Savaşta fosfor bombalarının yanı sıra 1,2 milyondan fazla misket bombası kullanan İsrail, bu bombaların yüzde 90'ını ateşkesten önceki son 72 saatte atmıştı. Temizlenmesinin 15 ayı bulabileceği belirtilen patlamamış haldeki 100 bin misket bombası ise, sivillerin yaşadığı, çocukların oynadığı yerlerde ölüm saçmaya devam ediyor.

Hamas ve Hizbullah Anti-Emperyalist mi?

Utku Kızılok

Anti-emperyalizmi şu ya da bu emperyalist ülkeye yahut o ülkenin politikalarına karşı çıkmak olarak kavrayan dünya sosyalist hareketinin bir bölümü, Irak'ta ve Afganistan'da ABD karşıtlığı üzerinden yükselen direnişi tez zamanda anti-emperyalizm ilan etmişti. Öyle gözüküyor ki, solun anti-emperyalist olarak değerlendirdiklerinin sayısı artmaktadır. Nitekim Hamas, Hizbullah ve genel olarak İslamcı güçler de anti-emperyalist ilan edildiler ve selamlandılar. Onlara göre emperyalizm karşıtı cephe genişliyor ve 'ezilen halkların anti-emperyalist cephesi'(!) mümkün hale geliyor.

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /8

Mehmet Sinan

Bu ve takip eden bölümlerde, geleneksel toprak düzenindeki bozulmanın kırsal topluluklar üzerindeki etkileri; Osmanlı'nın 'bozuk düzenli despotizm' döneminde toplum sınıfları cephesinde ne gibi gelişmelerin ve değişmelerin yaşandığı; bu dönemde ortaya çıkan isyan hareketlerinin (suhte, reaya, Celâli ve yeniçeri isyanları) sınıfsal niteliklerinin ve amaçlarının neler olduğu; klasik despotizm döneminde varolmayan ayanlık, ağalık, derebeylik gibi oluşumların, bozuk düzenli despotizm döneminde niçin ve nasıl ortaya çıktıkları; bu merkezkaç güçlerin Batı Avrupa'daki gibi bir 'feodal ilişkiler sistemi' oluşturup oluşturmadıkları ve Osmanlı'nın bu döneminin feodalizm olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı; egemen siyasal (devletli) sınıf içinde ne gibi çatışmaların yaşandığı; yüksek devlet görevlilerinin ve ortaklık kurdukları tüccar, sarraf ve mültezim gibi unsurların elinde biriken servetlerin (ilk sermaye birikiminin) neden Osmanlı'da kapitalizme geçişi sağlayamadığı; ve nihayet, üç kıta üzerine yayılmış koskoca bir imparatorluğun, Batı'nın bir yarı sömürgesi durumuna nasıl geldiği ve nasıl çöktüğü konularını incelemeye çalışacağız.

Silahlanma, Nükleer Silahlar ve Kapitalizm

Levent Toprak

Dünyanın yeni bir emperyalist savaş sürecine girdiği ve devrimci işçi sınıfı tarafından önü alınmadıkça bu sürecin bir üçüncü büyük savaşa doğru yol aldığı artık uzun boylu tartışma gerektirmeyecek kadar belirgin. Afganistan ve Irak'a yönelik emperyalist saldırganlık, Irak'ta halen sürmekte olan emperyalist işgal, Lübnan'a yönelik son İsrail saldırısı gibi somut savaş süreçleri zaten yeteri kadar veri sunmaktaysa da, bu gidişin önemli göstergelerinden biri de militarizmin ve onun temel bileşenlerinden biri olan silahlanma çabalarının hız kazanmakta oluşudur. Belli başlı bütün emperyalist-kapitalist güçlerin militarizasyon ve silahlanma çabalarındaki artış mesut bir barış döneminin belirtisi olmasa gerek.

Sendikal Mücadelede İlkeli Tutum / I

Elif Çağlı

Sendikal mücadeleye yaklaşım konusu, siyasi anlayışlardaki farklılıklara bağlı olarak her zaman önemli tartışmalara neden oldu. Bu konu günümüzde de öneminden bir şey yitirmiş değildir. Hele işçi hareketinde yaşanan gerileme koşulları hesaba katılırsa, bugün sınıfın her alanda olduğu gibi sendikal alanda da militan bir mücadeleyi güçlendirecek görüş ve değerlendirmelere ihtiyacı olduğu çok açıktır. Bu bakımdan kuşkusuz yolun başında bulunmuyoruz. Devrimci Marksist gelenek, pek çok sorunda olduğu gibi sendikal mücadeleye yaklaşım konusunda da doğru görüş ve taktiklerle donanmayı mümkün kılıyor. Dünya işçi sınıfının uzun yıllar içinde biriken mücadele deneyiminin dersleri, işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesine gönül verenlerin yolunu aydınlatıyor.

Haklı ve Haksız Savaşlar Ayrımı Üzerine

Kerem Dağlı

'Savaş kadar kötü bir şey hangi koşullar altında adil, haklı olabilir?' diye soruluyor burjuva gazetelerden birinde ve 'adil' bir savaşın, BM ve Cenevre Konvansiyonlarınca belirlenmiş ölçütleri sıralanarak devam ediliyor. Toplam 6 koşul öne sürülmüş: savaşın haklı bir nedene dayanması, meşru bir devlet tarafından yasal prosedürlere uygun biçimde deklare edilmesi, makul bir niyetle savaşa girilmesi, son çözüm olarak görülmesi, başarı olasılığının yüksek olması ve nispi tepkiye dayanması, yani savaşın nedenlerinin amaçlarıyla orantılı olması. Bazı ölçütlerin anlamsızlığı ve gülünçlüğü bir yana, bu koşullara uyan ya da bu koşulları yaratan (yani kılıfı minareye uyduran) bir emperyalist yahut kapitalist güç, bir diğerine saldırmaya, binlerce insanı öldürmeye, şehirleri yakıp yıkmaya hak kazanıyor. Tıpkı ABD emperyalizminin Afganistan ve Irak'ta, av köpeği İsrail'in de Filistin ve Lübnan'da yaptığı gibi.

Çin Devrimi Üzerine

Oktay Baran

1 Ekim 1949'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin ilan edilmesiyle zafere kavuşan Çin devrimi ve onun doğrudan ve dolaylı sonuçları bugün hâlâ sol hareketin değişik kesimleri arasında süren bir tartışmanın konusu olmaya devam ediyor. 1949 devrimini doğru değerlendirmek için biraz gerilere uzanıp, daha az bilinen ve hiç üzerinde durulmayan 1925-27 Çin devriminin yenilgisinin nedenlerini anlamak gerekiyor.