Eylül 2006, no:18

Barış Bir Devrim Sorunudur

Oktay Baran

1 Eylül 1939'da faşist Alman ordularının Polonya'yı işgale girişmesiyle II. Dünya Savaşı resmen başlamış oluyordu. 50 milyon insanın katledilmesiyle ve çok daha fazlasının yaralanmasıyla sonuçlanan bu emperyalist barbarlığın resmi başlangıç tarihi, daha sonra yine aynı emperyalist güçler tarafından Dünya Barış Günü ilan edildi! George Orwell'in meşhur 1984 romanında tasvir ettiği egemen sınıfın sözcük oyunlarını aratmayacak bir sahtekârlıktı söz konusu olan. Emperyalizm çağında nasıl ki büyük güçlerin kozlarını paylaştıkları savaşlar emperyalist savaşlarsa, onların çıkarlarını koruyan ve garanti altına alan bir barış da ancak emperyalist bir barıştır. Gerçek şu ki, emperyalist kapitalist sistem egemenliğini sürdürdüğü sürece, sözde barış dönemleri gerçekte emperyalist savaşlar arasında verilen geçici bir ateşkes döneminden başka bir şey değildirler.

11 Eylül'den 12 Eylül'e, şili'den Türkiye'ye

İlkay Meriç

Faşizmin geçmişte kaldığını düşünenlerin yanılgısını yüzlerine çarparcasına, dünya faşizan eğilimlerin giderek güçlendiği bir sürece girmiş durumda. İnsan hakları ayaklar altına alınarak tüm dünya bir işkencehaneye çevriliyor, kimyasal silah bulundurduğu gerekçesiyle işgal edilen Irak kimyasal silahların deneme sahası haline getiriliyor. Özgürlük adına Irak halkı zincire vuruluyor, barış adına savaşların en kanlısı Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyaya yayılmaya çalışılıyor, demokrasi adına faşizan rejimler tüm ülkelerin normu haline getirilmek isteniyor, terörle mücadele adına devlet terörü sınır tanımaz bir şekilde azdırılıyor.

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /7

Mehmet Sinan

Kapitalizm öncesi tüm toplumlarda en önemli üretim aracı topraktı. Her şey onun etrafında dönüyordu. Dolayısıyla, toprak düzeninde meydana gelen esaslı bir değişiklik, bu toplumların tüm sosyal ve siyasal yapılarında da önemli değişikliklere yol açabiliyordu. Toprak düzeninde değişikliğe yol açan etkenlerin başında ise, hiç kuşkusuz, üretici güçlerdeki gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan devrimsel nitelikteki ekonomik olaylar geliyordu. Nitekim, 16. yüzyılın Batı Avrupa'sında yaşanan para ve fiyat hareketleri de, üretici güçlerdeki gelişme sonucunda ortaya çıkan bu türden 'devrimsel nitelikte' ekonomik olaylardı. Batı Avrupa'da yaşanan bu ekonomik olaylar, en önemli etkisini toprak rejiminde ve dolayısıyla köylünün ekonomik ve sosyal durumunda meydana getirdiği büyük değişikliklerde göstermişti. Bu, feodalizmin tasfiyesi ve yeni bir üretim tarzının (kapitalizmin) gelişmesi olayıydı. Batı Avrupa'da gerçekleşen bu olay, insanlık tarihi açısından elbette ki ileriye doğru atılmış büyük bir adımdı.

Sol Nedir? CHP Kimdir?

Levent Toprak

Asker-sivil bürokrasi öncülüğündeki burjuva kesimlerin AKP hükümeti üzerindeki baskısı Danıştay provokasyonuyla doruk noktasına çıkmıştı. Ancak hükümet bu provokasyonu boşa çıkarmış ve sonrasında birtakım taviz ve geri adımlarla da olsa koltuğunu muhafaza etmeyi başarmıştı. Bu baskının unsurlarından birisi erken seçim zorlamasıydı. şimdi gelinen noktada bir erken seçim sorunu gündemden çıkmış görünmekle beraber, o tartışmalardan bu yana Türkiye'de bir seçim düzlemine girilmiş durumda ve seçim sorununun önümüzdeki aylarda gündemde giderek daha fazla yer tutacağı da muhakkak.

'Tek Ülkede Sosyalizm' İddiası Sosyalizmin İnkârıdır /II

Elif Çağlı

Stalin'in marifetiyle biçimlenmeye başlayan 'tek ülkede sosyalizm' teorisi, Komintern'in 1928 yılında toplanan Altıncı Kongresince kabul edilen programa da damgasını bastı. Lenin'in otoritesi altında söylediklerini daha sonra bir bir geri alan Stalin, Kongre öncesinde Buharin'e tek ülkede sosyalizmin savunusu doğrultusunda bir program taslağı hazırlatmıştı. Taslakta, kapitalizmin mutlak bir yasası olan ekonomik ve siyasal gelişim eşitsizliğinin emperyalizm döneminde daha da şiddetlendiği belirtilmekte ve takiben şöyle denilmekteydi: 'Bu nedenle, uluslararası proletarya devrimi, aynı zamanda her yerde birden gerçekleşecek tek bir eylem olarak görülmemelidir. Bu nedenle sosyalizmin zaferi, ilkin az sayıda hatta bir tek kapitalist ülkede mümkündür.'

Latin Amerika'da 'Kurtarıcılar' ve Caudillolar /3

Utku Kızılok

Daha önce 'kurtarıcı' ve 'Mesihçi' geleneğin Latin Amerika'da yeni görünümlere bürünerek, kendine yeni temsilciler bulmaya ve caudillolar yaratmaya devam ettiğinden söz etmiştik. şimdi de dönüp bunun günümüz şartlarındaki bir görünümü sayılabilecek olan Chavez'in ve diğer popülist solcu liderlerin nasıl bir çelişkiler zemininde yükseldiklerine bakalım. Aç, eğitimsiz, işsiz, her türlü sosyal güvenceden yoksun milyonlarca insan, Latin Amerika'da yaşam mücadelesi veriyor. Ve bu milyonlarca insan, büyük ölçüde kentlerin varoşlarında salkım saçak, üst üste, yaptıkları teneke evlerde yaşamaya çalışıyorlar. Bu manzaranın tam karşısında tüm zenginliği elinde toplamış bir avuç burjuvanın yaşamıâ?¦ Latin Amerika'nın pembe dizilerine yansıyan sefahat görüntüleriyle işçi-emekçi yoksul kitlelerin betimlediğimiz yaşamı arasında bir benzerlik var mı? Latin Amerika'da toplumsal çelişkiler alabildiğine derinleşmiştir ve çuvala sığmayan bu çelişkiler, rakamların soğuk dilinde bile çarpıcı hale gelebilmektedir.