Ağustos 2006, no:17

Ortadoğu'ya Barış İşçi İktidarıyla Gelecek!

İlkay Meriç

Irak'ın emperyalist işgal sonucunda bir iç savaş cehennemine çevrilmesi ve buna son bir aydır İsrail'in Gazze ve Lübnan'a yönelik saldırılarının da eklenmesiyle, cehennem ateşi tüm Ortadoğu coğrafyasını sarmaya başlıyor. İsrail'in 10 Haziranda Gazze'deki bir plajda Filistinli bir aileyi 'biz terörist sanmıştık' deyip roketlerle katlederek ve Filistin polis gücünün başına atanan Cemal Abu şamdana'yı bir suikastla öldürerek yeniden alevlendirdiği savaş, Hamas'ın birkaç aydır sürdürdüğü tek taraflı ateşkesi bozmasına yol açmıştı. 25 Haziranda ise, Hamas'ın askeri kanadına bağlı milisler İsrail'in Filistinlilere yönelik saldırılarında önemli bir üs olarak kullandığı bir karakola saldırarak bir askeri kaçırmıştı. Milisler bu asker karşılığında İsrail'in elinde bulunan 10 bin savaş tutsağından 130'unu (yirmi yıl hapis cezası almış olan 30 tutsağın ve 100 kadın tutsağın) serbest bırakmasını istiyorlardı. Bu eylemi çoktandır hazırlandığı savaş planları için bir bahane olarak kullanan İsrail, 28 Haziranda Gazze'yi bomba yağmuruna tutarak, içlerinde bakanların ve milletvekillerinin de bulunduğu 64 Hamas yetkilisini tutuklayarak, onlarca sivili öldürerek, hükümet binalarını yerle bir ederek, Hamas'ın bu sözde 'terör' eylemine azgın bir devlet terörüyle karşılık verdi.

Ekonomi Tıkırında!

Levent Toprak

Son üç yıldır burjuvazinin çeşitli sözcüleri artık ekonominin 'sağlam temellere' dayandığını, şoklara karşı daha dayanıklı olduğunu, eskisi gibi krizlerin pek olası olmadığını vaaz edip duruyorlardı. Enflasyon düşüyordu, ekonomi yüksek büyüme hızları yakalamıştı, verimlilik artmıştı, 'yapısal tedbirler' önemli oranda hayata geçirilmişti, 'mali disiplin' sağlanmıştı, IMF'nin direktiflerine de uyuluyordu vs. Zaten AB'ye giriş müzakereleri de başlamıştı, hatta herkesi pembe panjurlu evine kavuşturacak mortgage'imiz bile az daha oluyordu.

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /6

Mehmet Sinan

17. yüzyılda Batı Avrupa sömürgeciliğin eşlik ettiği bir kapitalizme yelken açarken, aynı dönemde Osmanlı devleti derin bir malî bunalımın içinde debelenmekteydi. Osmanlının yaşadığı bu malî bunalım, hem yönetici devlet sınıfı içinde çıkar çatışmalarına, hem de toplumda sonu gelmez çalkantılara, karışıklıklara ve isyanlara yol açacaktı. Fakat, daha sonra da değineceğimiz üzere, bu isyanlardan hiçbirisi, toplumu dönüşüme uğratacak 'devrimsel' nitelikte isyanlar düzeyine yükselemedi. Dolayısıyla Osmanlı toplumu, Avrupa'nın yaşadığı devrimsel nitelikteki sosyo-ekonomik ve siyasal dönüşümlerin hiçbirisini yaşamadı. Bunun temel nedeni ise, yapısı gereği Osmanlı toplumunun, Avrupa'dakine benzer nitelikte ekonomik ve sosyal dönüşümleri gerçekleştirebilecek 'içsel dinamikler'den yoksun bulunmasıydı.

Liberal Soldan Yurttaşlık Dersleri!

Kerem Dağlı

'Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine' demiş ozan. Birarada yaşamak, elbette zihnimizde olumlu çağrışımlar yapan bir kavram, yeter ki Nazım ustanın dediği gibi kardeşçesine olsun. Nitekim bu özlem uluslararası işçi hareketinin 150 yılı aşkın süredir temel devrimci değerlerinden birini oluşturmuştur. Ancak bu tür olumlu değerler insanlığın genel değerlerini temsil ettiklerinden, insanlığın kardeşliğine en büyük darbeleri vuran eli kanlı egemenler bile, iş söze geldiğinde kardeşliği, birarada yaşamayı savunur görünürler. O halde bu tür değerleri sözde savunmanın kendi başına bir önemi olmadığı açıktır. Verili somut koşullar altında bu tür değerlerin nasıl hayata geçirileceği sorusu gerçek samimiyet testini oluşturur. Örneğin Kürt halkının en büyük düşmanlarından olan faşistler bile 'Türk-Kürt kardeştir', 'hepimiz biriz', 'beraber yaşamalıyız', 'etle tırnak gibiyiz' demektedirler. Birtakım soyut ilke ve değerleri, somut koşullar içinde bunların ruhuna en uygun çözümleri ortaya koymaksızın savunmak, bazen (hatta çoğu durumda) tam tersi amaca hizmet etmek anlamına gelebilir.

ÖSS'nin Ardından

Baştan aşağı eşitsizlik ve yozlukla malul eğitim sisteminin adeta boy aynası olan bir ÖSS daha geride kaldı. Son yıllarda artık bir mini ÖSS halini almış olan Ortaöğretim Kurumları Sınavı OKS'yi de dahil edersek bu iki at yarışına bir hafta arayla yaklaşık 2,5 milyon öğrenci koşuldu. Aileler vahşi bir eşitsizlik ve geleceğe güvensizlik doğuran bu alaturka kapitalizm şartlarında, çocukları (ve dolaylı olarak kendileri) için bir nebze kurtuluş umuduyla her yıl bu toplu cinneti yaşıyorlar.

'Tek Ülkede Sosyalizm' İddiası Sosyalizmin İnkârıdır /I

Elif Çağlı

Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya'da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, 'tek ülkede sosyalizm' tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.

Latin Amerika'da 'Kurtarıcılar' ve Caudillolar /2

Utku Kızılok

Latin Amerika'nın son iki asırlık tarihi, birbirini izleyen sayısız askeri darbeler tarafından belirlenmiştir; sadece Bolivya'da, bağımsızlığını kazandığı 1825'ten bugüne dek tam 190 askeri darbe yaşanmıştır. 20 Latin Amerika ülkesinin 13'ü, 1954'te askeri diktatörlükler tarafından yönetilmekteydi. Sadece şili'de bir yıl içinde dört darbenin gerçekleşmiş olması kıtanın ne denli çalkantılı ve gelgitli siyasi bir konuma sahip olduğunun göstergesidir. 1960'lar ve 1970'ler boyunca onlarca askeri darbe birbirini izlemiş, milliyetçi-solcu olsun veyahut olmasın, hemen tüm darbeler bunalımdan bir türlü kurtulamayan burjuva rejimi kurtarmaya ve sağlam temeller üzerine oturtmaya çalışmışlardır. şöyle bir bakıldığında, sömürgecilerin kıtadan atılmasından günümüze dek, ordunun rolü hemen her zaman tayin edici olagelmiştir. Latin Amerika'nın toplumsal ve siyasal gelişimine ordu o denli damgasını basmıştır ki, örneğin, Arjantin'de 'ulusu' yaratanın 100 general olduğuna inanılmaktadır.

Eğitim-Sen Mücadele Etmeden Ayakta Kalamaz

Selim Fuat

Militan mücadeleci bir çizgiden uzak durduğu ölçüde sendikal hareketin kan kaybı artıyor. Çalışma Bakanlığının 'memur' sendikaları ile bu yıl yapılacak toplu görüşmelerde hangi sendikaların yetkili olacağına dair yaptığı açıklamayla, sonunda Eğitim-Sen'in de toplu görüşme yetkisini kaybettiği anlaşıldı. KESK'in bu en büyük sendikasının yetki kaybı, bir işçi örgütünün sendika bürokratları eliyle getirildiği dramatik noktayı gösteriyor.