![]() |
|
Kasım 2005, no: 8
AB Müzakereleri ve İşçi Sınıfı
AB ile müzakere sürecinin başlaması burjuva medyanın genelinde davul zurnayla kutlandı. Son dakikalara kadar uzayan sıkıntılı pazarlık sürecini yürekleri ağızlarında takip eden sağlı sollu AB'ci liberaller nihayet derin bir nefes aldılar. Artık makus talihimiz yenilmişti, bütün dertlerin son bulacağı bir aydınlık gelecek bizi bekliyordu vs. vs. Diğer tarafta ise tekelci medyada sesi daha az duyulan AB karşıtı burjuva kesimler bulunuyordu; onlar kaygılı, öfkeli ve biraz da mahzundular. Tabii bunlar yekpare bir görünüm arz etmiyorlar. Dişlerini gıcırdatarak 'vatanın satıldığı'na vurgu yapanlardan tutun, 'iyi pazarlık edilmediği'ni vurgulayanlara uzanan bir yelpaze söz konusu.
Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /2
Orta Çağ Avrupa'sında oluşan feodal sistem ile Osmanlı'nın asyatik-despotik sistemi arasında aynılıklar değil, niteliksel farklılıklar vardır. Nitekim temeldeki bu farklılıklar, her iki sistemin tarihsel gelişme eğilimine de yansımış ve neticede farklı toplumsal-siyasal sonuçlara yol açmıştır.
Kılıçlı Bürokrasinin Düzeni
Avrupa Birliği yanlısı burjuva kesimler ile AB'ye girilmesine karşı duran statükocu-milliyetçi burjuva kesimler arasında süren çatışma OYAK tartışmasıyla yeni bir boyut kazanmış bulunuyor. Uzunca bir süredir muhtelif siyasi konularda karşı karşıya gelen bu taraflar bu kez de özelleştirilecek devlet işletmeleri üzerinden karşı karşıya gelmiş bulunuyorlar. Telekom, Tüpraş ve Erdemir'i kapma kavgası üzerinden başlayan çatışma, bu kesimleri daha açıktan savaşa itmektedir. Tüpraş'ın talibi olan OYAK tüm çabalarına rağmen ihaleyi kazanamadı ve Türkiye'nin bu en büyük şirketini Koç grubu satın aldı. Buna karşılık Erdemir'in sahibi ise OYAK oldu.
Felâketleri Yaratan Kapitalizmdir
Dünya, son bir yıldır üst üste yaşanan ve yüz binlerce insanın öldüğü, milyonlarcasının sakat ve evsiz kaldığı doğa olaylarıyla sarsılıyor: bir yıl önce Güney Asya'yı vuran deprem ve tsunami, sıklıkları ve şiddetleri giderek artan seller ve kasırgalar ve son olarak da Pakistan-Hindistan sınır bölgesinde 8 Ekimde meydana gelen 7,6 büyüklüğündeki deprem. Hindistan'da yaklaşık 1500 kişinin yaşamına mal olan bu depremin en ağır faturasını Pakistanlılar ödedi. Ezici bir çoğunluğu yoksullardan oluşan 90 bini aşkın insan yaşamını yitirdi, bir o kadarı yaralandı ve sakat kaldı. Bunların önemli bir bölümünü, o sırada içinde bulundukları çürük okul binalarının altında kalan çocuklar oluşturuyordu.
Sahte Cennetlerin Öteki Yüzü
Göçmen İÅ?çilik Olgusu
Akıldışılık ve çürüme, toplumsal hayatın bütün alanlarına her geçen gün daha fazla hakim oluyor. Kapitalist üretim tarzı, bir taraftan insanlığın kurtuluşunun maddi olanaklarını yaratmayı sürdürse de, diğer taraftan emekçi kitleleri dünyanın her yerinde felâketlerin bin bir türüne maruz bırakmaya devam ediyor. Sermayenin dillendirmekten bıkmadığı kurtuluş vaatleri ise, işçi sınıfı için yeni cehennem azaplarından başka sonuçlar vermiyor. Yaratılan yanılsamalardan biri de gelişmiş kapitalist ülkelerde işçileri sorunsuz bir refah ortamının beklediğidir. Boş propagandalara kanıp gelişmiş ülkelere kapağı atmak için çabalayan binlerce işçi, göç yollarına düşüyor. Kapitalizmin sahte cennetlerine kurtuluş umudu ile akın eden bu göçmen işçi kitleleri, kapitalist düzenin sorunlarını en berbat sonuçlarıyla yaşamak zorunda kalan emekçi kesimlerin başında geliyor.
Paris Varoşlarından Gelen Patlama
Fransa'da günlerdir süren isyan dalgası çağımızın patlayıcı karakterini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Türkiye'nin kapağı Avrupa'ya atınca dünya dertlerinden kurtulacağını sanan her kim varsa Fransa'ya iyi baksın. O 'uygar', o 'demokratik' Fransa'da kapitalizmin çirkin dişleri nasıl da sırıtıyor. O refah görüntüsünün altındaki sefalet, o demokrasi görüntüsünün altındaki polis devleti tüm çirkinliğiyle açığa çıkmış durumda. Paris sokaklarında eli silahlı polisler, gözaltına alınan 1500'den fazla kişi, sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağıâ?¦
Toplam Kalite Yönetimi mi, Toptan Köleleştirme Yöntemi mi?
İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikalı uzmanlar tarafından Japonya'da uygulanmaya başlanan ve ardından 70'li yıllardan itibaren tüm dünyaya yayılan Toplam Kalite Yönetimi (TKY), özellikle yeni İş Yasasının yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye'de de hatırı sayılır bir uygulama alanına kavuştu. Adı, esnek üretim metotları ve ISO 9000 standartlarıyla birlikte anılan TKY, imalât sanayiinden kamu hizmetleri sektörüne değin pek çok alanda yoğun bir şekilde gündeme getiriliyor.
Küreselleşme: Eşitsiz ve Bileşik Kapitalist Gelişme /6
Kapitalizmin eşitsiz ve bileşik gelişme yasası sermayenin küreselleşmesini ve büyük iktisadi birliklerin oluşumunu hızlandırırken, yanı sıra daha da büyük bir eşitsizlik ve kızışan bir rekabet üretiyor. İktisadi temelden kaynaklanan birlik eğiliminin, yine aynı kaynaktan beslenen rekabet eğilimiyle çatışarak yol almaya mahkûm olduğu çok açık. Nitekim günümüzdeki gelişmeler de ifadesini, büyük kapitalist güçlerin kendi iktisadi egemenlik alanlarını genişletme çabasında, rakip güçlerin nüfuz alanlarında üstün bir pozisyon sağlama ve yeni nüfuz alanları oluşturma hırsında bulmaktadır. Emperyalizm hiçbir zaman dünyaya bir barış dönemi getirmedi, bundan sonra da getirmeyecek. Küresel kapitalizmin saldırgan yüzü, dünyadaki verili dengelerin altüst olduğu ve ciddi hegemonya krizlerinin yaşandığı tarihsel kesitlerde iyice açığa çıkmaktadır. Kapitalizm, dünyadaki nüfuz alanlarını yeniden paylaşmak veya rakip güçlerin yükselişini engellemek ya da onların gücünü zayıflatmak amacıyla çeşitli emperyalist savaşlara başvurmadan yol alamaz.
Küresel Isınma
Kapitalizm sadece savaşları ve sömürü mekanizması ile insanlığı tahrip etmekle kalmıyor, aynı zamanda daha fazla kâr edebilme arzusu temelinde doğayı da mahvediyor. Bugün insanlık kapitalizmin yarattığı yoksulluk, açlık, sefalet ve savaşlar gibi büyük sorunlarla uğraşmakla birlikte, günümüzde bunlara küresel ısınmadan kaynaklı yıkıcı büyük afetler de eklenmeye başlandı. 1980'li yılların başında bilim adamları tarafından kabul edilen bir gerçeklik haline gelen küresel ısınmanın etkilerini özellikle 1990'lı yıllardan itibaren görmeye başladık.
'Zamanımız Yoktu, Mücadele Edemedik!'
Bugün kapitalist sisteme mücadele etmeden koparıp atamayacağı zincirlerle bağlı her işçi, daha önceki sömürü sistemlerinde ezilenlerin hayatının ne kadar katlanılmaz olduğunu düşünülebilir. Geleceğin komünist toplumunun insanı için ise çok daha hayrete düşürecek veriler bırakacağımızdan kimse kuşku duymasın. Mücadele etmek için uygun ruh hali, uygun zaman ve uygun koşullar bulamamış, patronlardan arta kalan zamanı da kölece yaşamaya harcamış işçi kuşaklarını incelemeye değer bulurlar herhalde!
1986 NETAş Grevi
Dünyanın kapitalist blok ve sözüm ona 'sosyalist' blok olarak ikiye bölünmesinin 1980'li yılların sonunda ortadan kalkmasıyla birlikte burjuvazi, ekonomik, politik ve ideolojik alanda işçi sınıfına karşı fütursuz bir yeni saldırı başlattı. Tüm küremizi işçi sınıfının o güne kadar yarattığı değerlere, hak ve kazanımlara karşı azgınca bir saldırı furyası kapladı. 1980'li yılların sonları ve 1990'lı yıllar işçi sınıfı için gericilik yıllarıydı. İşçi sınıfı hareketinde durgunluk ve dağınıklığın, ümitsizlik ve yılgınlığın yaşandığı bu yıllarda, grevler, direnişler ve çeşitli işçi eylemleri yaşandıysa da, bunlar genel eğilimi değiştirememişti.

