Ekim 2005, no: 7

Ekim Devrimi ve Enternasyonalizm

Levent Toprak

Dünya çapında büyük toplumsal sarsıntıların, siyasal çalkantıların, yani özetle keskinleşen sınıf mücadelelerinin yaşanacağı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Günümüzün dünya ölçeğindeki gelişmelerinin, geride bıraktığımız 20. yüzyılın başları ve ortalarındaki gelişmelerle sık sık kıyaslanması rastlantı değildir. Bu bizi her vesileyle tarih bilincimizi yeniden tazelemeye, geçmiş sınıf mücadeleleri tarihinden çıkan dersleri ve sonuçları tekrar tekrar hatırlamaya sevk ediyor, etmeli.

Modernleşen Despotizmin Sivilleşme Sancısı /1

Mehmet Sinan

Uzun süreden beri burjuva devletin zirvesinde, başta Avrupa Birliği (AB) sorunu olmak üzere pek çok sorunda (Kürt sorunu, Kıbrıs, demokratikleşme, sivilleşme vb.) içten içe bir çatışmanın yürüdüğü biliniyor. Burjuva iktidar bloku içinde gelişen bu çatışmanın, AB'yle bütünleşmek isteyen liberal burjuva kesim ile, eskide ayak direyen statükocu-milliyetçi burjuva kesim (asker-sivil yüksek bürokrasi) arasında geçtiği de bir sır değil. Burada dikkat çeken husus, statükocu-milliyetçi kesimin sergilediği ilginç tutumdur. Marx'ın da belirttiği gibi, varlık nedeni burjuvazi içindeki maddi iş/zihinsel iş ayrımına dayanan ve asli görevi sermaye sahibi burjuvazinin ortak işlerini yürütmek ve ona tâbi olmak olan bu kesim, Türkiye'de kendisini burjuvazinin de üstünde görmekte ve sanki iktidarın gerçek sahibi ya da devletin gerçek efendisi kendisiymiş gibi davranabilmektedir.

İktisadi Mücadelenin Anlamı ve Sınırları

Oktay Baran

19. yüzyılın sonlarında Almanya'da devrimcilere uyguladığı zulümle ün yapmış bir İçişleri Bakanı, 'her grevin ardında, devrim canavarı pusuya yatmıştır' demişti. Grevlerin barındırdığı potansiyelin daha güzel bir anlatımını bulmak zordur. Gerçekten de her grev, bir işyeriyle sınırlı ve geçici bir süreyle de olsa kapitalist sömürü çarkının durması anlamına gelir. İnen şalterler, duran makineler ve çalışmayan eller, kapitalist toplumda zenginliği kimin yarattığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyarlar.

YÖK, 12 Eylül Rejiminin Bir Kalıntısıdır

Tuncay Alp

6 Kasım 1981'de, 12 Eylül cuntası tarafından bütün üniversitelerin yönetim kurulları tasfiye edilerek yerlerine bizzat askeri cuntanın atadığı rektörler getirildi. Yine cuntanın çıkardığı 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu ile hayata geçirilen YÖK (Yüksek Öğretim Kurulu) sayesinde de üniversiteler ve yüksek öğretim kurumlarında köklü değişiklikler yapılarak, rejimin istediği tipte bir düzen kurulması sağlandı.

Kadın Sorunu ve Ekim Devrimi

İlkay Meriç

Kapitalizm, büyük sanayi sayesinde, kadının toplumsal ölçekte üretime katılımının önündeki engelleri kendinden önceki sınıflı toplumlara kıyasla kat be kat yıkarken, bir yandan da onun özgürleşmesinin ve kurtuluşunun önüne kalın duvarlar çekmeye devam ediyor.

Küreselleşme: Eşitsiz ve Bileşik Kapitalist Gelişme /5

Elif Çağlı

Kapitalizmin sömürgeci yayılmacılık dönemine, büyük güçlerin daha geniş sömürgeler elde etme ihtirasının körüklediği savaşlar ve toprak ilhakları eşlik ediyordu. Bu döneme damgasını basan iktisadi özellik, dış pazarlara artan meta ihracı, sömürgelerden ucuz hammadde ithali ve dünya ticaretinde üstün bir konum elde etme arzusuydu. Fakat kapitalizmin emperyalist aşamaya yükselmesiyle birlikte sermaye ihracı büyük bir önem kazandı. Bununla birlikte, meta ihracındaki ve dünya ticaretindeki gelişme de kuşkusuz son bulmadı. Zira bu gibi unsurların olmadığı bir kapitalizm mümkün değildir. Ne var ki gelişmiş kapitalist ülkelerde ortalama kâr oranı düştüğünden, sermaye daha kârlı olacağı yatırım alanları arayışı içinde az gelişmiş bölgelere akmaya, buralarda da kapitalist bir işleyişi kamçılamaya başladı.

'Çin Mucizesi'

Serhat Koldaş

Çin'in son yıllardaki ekonomik gelişmesi, önemli etkiler yaratan bir olgu olarak, tüm dünyanın ilgi odağı olmuş durumda. Sıradan insanlar genellikle Çin'in bu gelişmesine hayranlık ve gıpta ile bakıyor, sol maskeli milliyetçiler de bunu körüklüyor. Ama diğer yandan da ekonomik çıkarları zedelenen burjuva kesimler aracılığıyla bir anti-Çin propagandası yapılıyor. Bu durumda, Çin'de yaşananların gerçekten imrenilecek şeyler olup olmadığını işçi sınıfının bakış açısıyla ortaya koymak gerekiyor.

'Dünyayı Sarsan On Gün'

Akın Erensoy

1914 Temmuzunda, savaşa günler kala Petrograd sokaklarında barikatlar yükseliyordu. Yüz binlerce işçi şalterleri indirmiş ve greve çıkmıştı. Çarlık hükümeti onlarca işçi önderini ve sosyalist milletvekilini tutuklatmış, sürgüne göndermiş, ama yine de işçi hareketinin önünü alamamıştı. 1914'ün Ocak ayında grevci işçilerin sayısı 1 milyon 450 bin olarak hesaplanmıştı. Grevler giderek siyasal bir içeriğe bürünmüş ve Çarlığın temellerine yönelmişti. Denilebilir ki, Rusya'da devrim başlamıştı. Fakat savaş geldi ve milyonlarca işçinin bilincini uyuşturan ulusal duygunun hortlamasına neden oldu.

12 Eylül'ün Hafıza Silme Operasyonunda 'Eğitim' Kurumları

Aylin Dinç

12 Eylül darbesinin bizler üzerinde nasıl bir etki yarattığı sorulduğunda, bu darbe sırasında çocuk yaşta olanlar, genellikle, darbecilerin bizzat mücadelenin içinde olanlara yaptıklarını, işkenceleri, idamları vs. düşünerek, o dönemin kendisi üzerinde bir etkisi olmadığını düşünürler. Oysa toplum üzerindeki ezme ve sindirme operasyonları sadece kısa bir döneme özgü olmadı; yıllarca hayatın her alanında, ailede, okulda, sokakta, işyerinde sürdü.

Direnişteki Coca-Cola İşçileriyle Söyleşi

â??Sınıf Mücadelesine Bir TuÄ?la Koymaktan Onur Duyuyorum!â?