Levent Toprak
Sosyalizm Asıl Şimdi /2
Marx’ın sosyalizm anlayışı, insanlığın iyiliğini isteyen bir düşünürün ortaya iyi dilekler manzumesi ya da bir “proje” koyması değildi. Marx önceki diğer sosyalist düşüncelerden farklı olarak kendi sosyalizm anlayışını bilimsel bir tarih yorumuna ve kapitalizm çözümlemesine dayandırıyordu.
Sosyalizm Asıl Şimdi /1
Sınıfsız, sömürüsüz, eşitlikçi, özgür bir toplum uğruna mücadelenin tarihi daima inişli çıkışlı olmuştur. Bu mücadelenin ilhamını, amaçlarını, yol ve yöntemlerini ifade eden sosyalist düşünceler de belli dönemlerde rağbet görürken belli dönemlerde gözden düşmüşlerdir.
AKP Baskı Politikalarına Sarılıyor
AKP son dönemde Kürt hareketini bastırmayı ve yalnızlaştırmayı hedefleyen ağır bir baskı kampanyası yürütüyor. Özellikle hareketin kadrolarının “KCK üyesi olmak” suçlamasıyla hedef tahtasına konduğu bir süreç yaşanıyor. Hedef tahtasında olan yalnızca doğrudan Kürt hareketi değil.
Yüzde 99’un Öfkesi ya da Yeni Alâmetler
15 Ekim günü tüm dünyada önemli bir eylem dalgası yaşandı. 82 ülkede, 951 şehirde, yüz binlerce insan kapitalizmin yarattığı yıkıcı sonuçlara karşı tepkilerini ortaya koydular. Alanlara akın eden kitleler temel olarak toplumsal ve ekonomik eşitsizliğe, şirketlerin açgözlülüğüne ve tahakkümüne bir son verilmesini ve adil bir dünya taleplerini dile getirdiler.
“İkinci Cumhuriyet” Tartışmaları
Her yıl olduğu gibi bu Ekim ayında da Türkiye’de cumhuriyetin kuruluş yıldönümü kutlamalara sahne olacak ve burjuva cumhuriyet 88 yaşına girmiş olacak. İşçi sınıfı ve diğer yoksul emekçiler için, komünistler için, Kürtler için, gayrimüslimler için, her türlü mezalimle, katliamlar, işkenceler, zindanlar, sürgünler, açlık, yoksulluk ve mahrumiyetlerle dolu 88 yıl geride bırakılmış olacak.
Savaş Tamtamları Çalarken
Düzen cephesi Kürt sorununda bir kez daha savaş kartını masaya sürmüş bulunuyor. Savaş çığırtkanlığı dört bir yanı sarmış durumda. Başta başbakan olmak üzere düzen sözcülerinin ağzından kan damlıyor. Kemalisti, muhafazakârı, İslamcısı, liberaliyle burjuva medyanın neredeyse tamamı hızla savaş arabasına atlamış vaziyette.
Kürt Halkının Yükselen Mücadelesi ve Düzenin Çözümsüzlüğü
Haziran seçimlerinden bu yana yaşanan gelişmeler, seçim öncesinde Marksist Tutum’un yapmış olduğu tespitlere uygun biçimde, Türkiye’nin yeni bir siyasi dönemece girdiğini gösteriyor (bkz. Utku Kızılok, Seçime Doğru: İç ve Dış Siyasetin Eğilimleri). Çeşitli iç ve dış dinamiklerle belirlenen bu dönemeç, daha önce de vurguladığımız gibi işçi sınıfı açısından yeni ve zorlu bir mücadele döneminin açılması anlamına gelmektedir.
12 Haziran Seçimleri ve İşçi Sınıfının Mücadele Gündemi
2011 genel seçimleri işçi sınıfı açısından nesnel ve öznel olarak çok sayıda olumsuz faktörün hâkim olduğu bir atmosferde gerçekleşti. İşçi sınıfının genel örgütsüzlüğü olarak özetlenebilecek bu şartlarda sermayenin güçlü partisi AKP yüzde 50 oy oranıyla diğer düzen partilerine ezici bir fark attı. Bu hiç şüphesiz sermayenin zaferidir.
Bin Ladin’in Ardındaki Gerçek
Tarihin akışının hızlandığı bir dönemden geçiyoruz. 2011 yılı bu açıdan şimdiden tarihe geçmeye aday. Yılın ilk günlerinden itibaren Arap ülkelerinde birbiri ardına gerçekleşen halk isyanlarına, yıkılan diktatörlere ve iç savaşlara tanık oluyoruz.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Reform Süreçleri
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki Arap ülkelerini saran kitle ayaklanmaları ve bu temelde işleyen değişim süreci devam ediyor. Dünya ekonomisi ve siyaseti açısından son derece hassas ve önemli bir bölge olan bu bölgede yaşananların doğru bir perspektifle ele alınması Marksistler açısından özellikle önem taşımaktadır.
Kitle Ayaklanmalarında İlk Evre Tamamlanırken
Tunus’la başlayıp Mısır’la devam eden ve Kuzey Afrika’yı ve Ortadoğu coğrafyasını saran halk ayaklanmaları süreci, Mısır’da Mübarek’in devrilmesiyle yeni bir evreye girmiş bulunuyor. Mübarek’in devrilmesiyle Mısır’da ortaya çıkan durumu elbette dikkatlice ele almak gerekiyor.
Eğreti Çalışma ve Artan Sömürü
Sermayenin işçi sınıfına karşı dünya ölçeğinde yaklaşık son 30 yıldır yürüttüğü yoğun saldırının birçok cephesi bulunuyor. Sosyal güvenlikte, sağlıkta, eğitimde ve diğer bazı kamu hizmetleri alanlarında yaşananlar nasıl bu kapitalist taarruz sürecinin bazı cephelerini oluşturuyorsa, bunların bir bölümüyle iç içe ve belki de hepsinden daha temel nitelikte olan bir cepheyi de çalışma rejiminde yaşanan değişimler oluşturmaktadır.
AKP Nedir, İşçi Sınıfının Bakışı Ne Olmalıdır?
Türkiye’de ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda oldukça önemli değişimlerin yaşandığı bir onyıl kapanıyor. 2001’deki ekonomik ve siyasi krizle zemini döşenen ve bir yıl sonra yapılan erken genel seçimlerde hükümeti oluşturan üç partinin birden sandığa gömülmesiyle başlayan dönüşüm süreci, kritik dönemeçlerden geçerek bugüne dek gelmiş durumda. Tüm bu sürece damgasını vuran AKP, 3 Kasım 2002 seçimlerinde henüz bir yıllık bir parti iken tek başına hükümete gelmişti.
Sosyalist Harekette Ayrışma ve Tarihsel Kökleri
Faşist 12 Eylül darbesi, Türkiye işçi sınıfı hareketi için olduğu gibi, sosyalist hareket için de çok ağır bir yenilgi olmuştu. Faşist diktatörlüğün darbeleri altında ezilen sosyalist hareket, bundan yaklaşık 10 yıl sonra SSCB’nin çöküşüyle ikinci bir darbe daha yedi.
Ekim Devrimi ve Devrimci Parti
Devrimler nadir olaylar olmakla beraber, kapitalizmin tarih sahnesine çıkış süreciyle birlikte, özellikle de 20. yüzyılın başlamasıyla hızlanmış olan tarih, birçok devrime sahne olmuştur. Bu devrimler arasında, şimdi 93. yılını kutladığımız Ekim Devriminin ayrı bir yeri bulunuyor.
Kürt Sorunundan Kaçış Yok!
Referandum sürecinin ardından Kürt sorunu yine tüm ağırlığıyla gündemdeki yerini almış durumda. Bir yandan Hakkâri’deki provokatif saldırı, diğer yandan Avrupa’dan gelen ve hem Kürt hareketinin temsilcileriyle hem hükümet yetkilileriyle görüşen Ahtisaari gibi bu tür sorunlardaki arabuluculuk uzmanı şahsiyetler, ateşkesin uzatılması, hatta gerillaların sınır ötesine çekilmeye başladığına dair haberler, dört bir koldan yürüyen görüşmeler, ziyaretler, vb.
Referanduma Doğru: İşçi Sınıfının Tutumu
12 Eylülde yapılacak anayasa değişikliği referandumu dolayısıyla kıran kırana bir siyasi rekabet ve politizasyon süreci yaşanıyor. Bu sürecin bir parçasını da, emekçi sınıfların çıkarlarının savunucusu olma iddiasındaki sosyalist solda yaşanan hararetli tartışmalar oluşturmakta.
Egemenlerin Kırmızı Kitapları
“Kırmızı Kitap” ya da “gizli anayasa” gibi adlarla anılan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) geçtiğimiz günlerde bir kez daha gündeme geldi. Her ne kadar bu konu referandum ve Kürt sorunundaki yakıcı gelişmeler arasında bir parça geri planda kalsa da, ele alınması gereken önemli yönler barındırmaktadır.
Emperyalist Arzular Test Sahasında
İsrail’in Gazze’ye giden yardım gemilerine saldırması, gerek Türkiye’de gerek dünya ölçeğinde içinden geçmekte olduğumuz süreçleri sembolize eden ve bu süreçler hakkında önemli ipuçları veren bir gelişmedir.
Baykal’a Derin Darbe, Statükoculuğa Hayat Öpücüğü!
Türkiye’de burjuva siyaset alanında uzun zamandır yaşanan kıran kırana çatışmalı süreç yeni bir evreye girmiş bulunuyor. Son birkaç ayda yaşanan gelişmeler ve kendini gösteren eğilimler, özellikle de son haftalarda yaşananlar belirgin biçimde buna işaret ediyor.
Kırgızistan’da Halk Ayaklanması
Geçtiğimiz haftalarda (6-8 Nisan) Kırgızistan’da gerçekleşen kitlesel protestolar hükümetin devrilmesiyle sonuçlanan bir halk ayaklanmasına dönüştü.
Anayasa Paketi ve Statükocu Hezeyanlar
Hükümetin yeni anayasa değişikliği paketini gündeme getirmesiyle birlikte egemen sınıf içi çatışma bir kez daha kriz noktasına gelmiş durumda. Hükümetin geri adım atmaması halinde 2007’deki gerilimli seçim ve referandum sürecine benzer bir durumun oluşacağını tahmin etmek zor değil.
Yeni Yükselen Emperyalist Güçler
2000’li yıllarla birlikte dünya ekonomisinde yeni bir eğilim gitgide kendini daha belirgin biçimde duyurmaya başladı. Başta Çin olmak üzere eskinin azgelişmiş denilen ülkeleri arasından bir grup ülkenin dünya ekonomisi içindeki ağırlıklarında hızlı bir artış baş gösterdi. Örneğin en çarpıcı vaka olan Çin, dev adımlarla ilerleyerek 2009’da dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve en büyük ihracatçısı konumuna gelmiş durumda.
Marksizm Açısından İlericilik
Geçtiğimiz aylarda mecliste yapılan Kürt sorunu tartışması sırasında CHP’li Onur Öymen’in 1937-38 Dersim katliamını anarak sarf ettiği sözler ve ardından patlak veren Dersim tartışmaları Türkiye tarihinin en karanlık sayfalarından birinin daha gün yüzüne çıkması sonucunu getirdi.
Açılımın Açmazı
Kürt sorunu bağlamında son haftalarda yaşananlar sorunun ne denli çetin olduğunu ve derme çatma çözüm söylemleriyle çözüm yoluna koyulamayacağını bir kez daha gösterdi. Aylardır sürdürülen onca “açılım” söylemine rağmen çözüm yolunda dişe dokunur adımlar atmayan düzen cephesi, bu yetmezmiş gibi DTP’yi kapatarak yine Kürtleri cezalandırmayı seçmiştir.
Dersim Katliamı ve Kemalizm
Son dönemde AKP eliyle yürütülmeye çalışılan “açılım” sürecinin hesapta olmayan bir yan ürünü de, 1937-38 Dersim katliamının (genel bir gündem konusu oluşturabilme anlamında) gün yüzüne çıkması ve geniş kitlelerin gündemine girmesi oldu.
Avrupa’da Seçimler ve Yeni Reformist Tuzaklar
Geçtiğimiz son birkaç ay içinde, Japonya dışında tümü Avrupa’da olmak üzere, gelişmiş kapitalist ülkeler coğrafyasında bir dizi seçimler yapıldı.
Şovenizmin Tabuları ya da Üniter Devlet ve Resmi Dil Yalanları
Bugünlerde Lenin’in “ulusal sorunun biricik çözümünün, bu sorun kapitalist dünyada çözümlenebildiği ölçüde, tutarlı demokratizm olduğu” sözlerini ne denli hatırlasak yeridir. Günümüz Türkiye’sinde güçlü bir işçi hareketinin yokluğu koşullarında tutarlı bir demokratizm ne yazık ki pek hayat bulamıyor. Bunun yerine bolca şovenizm, ırkçılık, özgürlük düşmanlığı ve bir miktar da topal demokratizmle dolu bir siyasi tabloyla yüz yüzeyiz.
Kürt Sorununda “Açılım” Sancısı
“Kürt açılımı” tartışmaları tüm ateşiyle sürüyor. Konu siyasal gündemi aşağı yukarı bütünüyle işgal etmiş durumda ve bunun zorlama bir gündem yaratma çabasının ürünü olmadığı çok açık. Bu durum konunun kendisinin yakıcı niteliğinden kaynaklanıyor. Böylesi yakıcı ve ağır bir sorunda, hükümetin, bir “çözüm” getireceği vaadiyle yeni bir süreç başlattığını duyurmasının ve bu yolda birtakım görüşmelere girişmiş olmasının gündemi tümüyle işgal etmesinden daha doğal bir şey olamazdı.
“İslamcı” Sermaye ve Fethullah Gülen Cemaati /2
Çok kaba hatlarla özetlediğimiz İslamcı akım ve sermayenin yakın dönem gelişim sürecine ilişkin tabloda Fethullah Gülen’in özel bir yeri olduğu muhakkaktır. Bu özelliği belirleyen husus, esas olarak onun başında bulunduğu cemaatin bugün İslamcı çevreler içinde, sermaye gücü, medya gücü, siyasi güç, toplumsal tabanın genişliği ve uluslararası ilişkiler ağı bakımından önde gelmesidir.
“İslamcı” Sermaye ve Fethullah Gülen Cemaati /1
Geçtiğimiz Mayıs ayının başlarında Türkiye’de iki büyük uluslararası organizasyon gerçekleşti. 145 ülkeden 2300 işadamı ile Türkiye’den 3000’i aşkın işadamını bir araya toplayan Dünya Ticaret Köprüsü adlı organizasyon ve yine 115 ülkeden 700 öğrencinin katıldığı, medyada oldukça geniş yer verilen Türkçe Olimpiyatları. Birçok devlet adamı ve siyasetçinin de arzı endam ettiği bu iki organizasyonun ortak yanı, örgütleyicisinin Fethullah Gülen cemaati olmasıydı.
Bir Kez Daha 1 Mayıs Üzerine: Aynaya Yansıyanlar
Bu yıl İstanbul’da 1 Mayıs gösterilerinin bölünmüşlüğü dolayısıyla ortaya çıkan durum sol ve sendikal çevreler içinde hararetli değerlendirmelere konu oldu. Kuşkusuz 1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşananlar basit biçimde geçiştirilecek bir mesele olmadığı gibi, bir “meydan” sorunundan daha derinlere uzanan boyutlar taşımaktadır. Gerçekten de, başka boyutlar bir yana, işin temelinde işçi sınıfına, işçi sınıfı hareketine bakış, nasıl bir devrimcilik anlayışına sahip olunduğu gibi asli sorunlar yatmaktadır.
Anti-Emperyalizm ve Sol
Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra kapitalizmin yürüttüğü haçlı seferinin bir sonucu olarak, başka birçok kavram ve değer gibi anti-emperyalizm kavramı da gözden düşürülmüş ve adeta ağza alınması ayıplanır hale gelmişti.
Kapitalist Kriz Derinleşiyor
Kapitalizmin küresel ekonomik krizi tüm tahripkâr etkileriyle birlikte derinleşerek devam ediyor. Yoğunlaşan kitlesel işten atmalar sonucu katlanarak artan işsizlik, düşen ücretler ve yaşam standartları gitgide ağır bir karabasan gibi dünya işçi sınıfının üzerine çökmekte. Kapitalizmin sözcü ve ideologları bir yandan gözden saklanamayacak kadar belirgin hale gelmiş gerçekler karşısında mızrağı çuvala sığdıramamanın sancısıyla kıvranmaktalar.
Düzen Partilerine Oy Yok!
29 Martta yapılacak yerel seçimler aylar öncesinden gündemin ana maddesi haline geldi. Seçim gününe yaklaşıldıkça sermaye partileri ve siyasetçilerinin tepişmeleri de artıyor.
