Levent Toprak
Egemenlerin Kırmızı Kitapları
“Kırmızı Kitap” ya da “gizli anayasa” gibi adlarla anılan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) geçtiğimiz günlerde bir kez daha gündeme geldi. Her ne kadar bu konu referandum ve Kürt sorunundaki yakıcı gelişmeler arasında bir parça geri planda kalsa da, ele alınması gereken önemli yönler barındırmaktadır.
Emperyalist Arzular Test Sahasında
İsrail’in Gazze’ye giden yardım gemilerine saldırması, gerek Türkiye’de gerek dünya ölçeğinde içinden geçmekte olduğumuz süreçleri sembolize eden ve bu süreçler hakkında önemli ipuçları veren bir gelişmedir.
Baykal’a Derin Darbe, Statükoculuğa Hayat Öpücüğü!
Türkiye’de burjuva siyaset alanında uzun zamandır yaşanan kıran kırana çatışmalı süreç yeni bir evreye girmiş bulunuyor. Son birkaç ayda yaşanan gelişmeler ve kendini gösteren eğilimler, özellikle de son haftalarda yaşananlar belirgin biçimde buna işaret ediyor.
Kırgızistan’da Halk Ayaklanması
Geçtiğimiz haftalarda (6-8 Nisan) Kırgızistan’da gerçekleşen kitlesel protestolar hükümetin devrilmesiyle sonuçlanan bir halk ayaklanmasına dönüştü.
Anayasa Paketi ve Statükocu Hezeyanlar
Hükümetin yeni anayasa değişikliği paketini gündeme getirmesiyle birlikte egemen sınıf içi çatışma bir kez daha kriz noktasına gelmiş durumda. Hükümetin geri adım atmaması halinde 2007’deki gerilimli seçim ve referandum sürecine benzer bir durumun oluşacağını tahmin etmek zor değil.
Yeni Yükselen Emperyalist Güçler
2000’li yıllarla birlikte dünya ekonomisinde yeni bir eğilim gitgide kendini daha belirgin biçimde duyurmaya başladı. Başta Çin olmak üzere eskinin azgelişmiş denilen ülkeleri arasından bir grup ülkenin dünya ekonomisi içindeki ağırlıklarında hızlı bir artış baş gösterdi. Örneğin en çarpıcı vaka olan Çin, dev adımlarla ilerleyerek 2009’da dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve en büyük ihracatçısı konumuna gelmiş durumda.
Marksizm Açısından İlericilik
Geçtiğimiz aylarda mecliste yapılan Kürt sorunu tartışması sırasında CHP’li Onur Öymen’in 1937-38 Dersim katliamını anarak sarf ettiği sözler ve ardından patlak veren Dersim tartışmaları Türkiye tarihinin en karanlık sayfalarından birinin daha gün yüzüne çıkması sonucunu getirdi.
Açılımın Açmazı
Kürt sorunu bağlamında son haftalarda yaşananlar sorunun ne denli çetin olduğunu ve derme çatma çözüm söylemleriyle çözüm yoluna koyulamayacağını bir kez daha gösterdi. Aylardır sürdürülen onca “açılım” söylemine rağmen çözüm yolunda dişe dokunur adımlar atmayan düzen cephesi, bu yetmezmiş gibi DTP’yi kapatarak yine Kürtleri cezalandırmayı seçmiştir.
Dersim Katliamı ve Kemalizm
Son dönemde AKP eliyle yürütülmeye çalışılan “açılım” sürecinin hesapta olmayan bir yan ürünü de, 1937-38 Dersim katliamının (genel bir gündem konusu oluşturabilme anlamında) gün yüzüne çıkması ve geniş kitlelerin gündemine girmesi oldu.
Avrupa’da Seçimler ve Yeni Reformist Tuzaklar
Geçtiğimiz son birkaç ay içinde, Japonya dışında tümü Avrupa’da olmak üzere, gelişmiş kapitalist ülkeler coğrafyasında bir dizi seçimler yapıldı.
Şovenizmin Tabuları ya da Üniter Devlet ve Resmi Dil Yalanları
Bugünlerde Lenin’in “ulusal sorunun biricik çözümünün, bu sorun kapitalist dünyada çözümlenebildiği ölçüde, tutarlı demokratizm olduğu” sözlerini ne denli hatırlasak yeridir. Günümüz Türkiye’sinde güçlü bir işçi hareketinin yokluğu koşullarında tutarlı bir demokratizm ne yazık ki pek hayat bulamıyor. Bunun yerine bolca şovenizm, ırkçılık, özgürlük düşmanlığı ve bir miktar da topal demokratizmle dolu bir siyasi tabloyla yüz yüzeyiz.
Kürt Sorununda “Açılım” Sancısı
“Kürt açılımı” tartışmaları tüm ateşiyle sürüyor. Konu siyasal gündemi aşağı yukarı bütünüyle işgal etmiş durumda ve bunun zorlama bir gündem yaratma çabasının ürünü olmadığı çok açık. Bu durum konunun kendisinin yakıcı niteliğinden kaynaklanıyor. Böylesi yakıcı ve ağır bir sorunda, hükümetin, bir “çözüm” getireceği vaadiyle yeni bir süreç başlattığını duyurmasının ve bu yolda birtakım görüşmelere girişmiş olmasının gündemi tümüyle işgal etmesinden daha doğal bir şey olamazdı.
“İslamcı” Sermaye ve Fethullah Gülen Cemaati /2
Çok kaba hatlarla özetlediğimiz İslamcı akım ve sermayenin yakın dönem gelişim sürecine ilişkin tabloda Fethullah Gülen’in özel bir yeri olduğu muhakkaktır. Bu özelliği belirleyen husus, esas olarak onun başında bulunduğu cemaatin bugün İslamcı çevreler içinde, sermaye gücü, medya gücü, siyasi güç, toplumsal tabanın genişliği ve uluslararası ilişkiler ağı bakımından önde gelmesidir.
“İslamcı” Sermaye ve Fethullah Gülen Cemaati /1
Geçtiğimiz Mayıs ayının başlarında Türkiye’de iki büyük uluslararası organizasyon gerçekleşti. 145 ülkeden 2300 işadamı ile Türkiye’den 3000’i aşkın işadamını bir araya toplayan Dünya Ticaret Köprüsü adlı organizasyon ve yine 115 ülkeden 700 öğrencinin katıldığı, medyada oldukça geniş yer verilen Türkçe Olimpiyatları. Birçok devlet adamı ve siyasetçinin de arzı endam ettiği bu iki organizasyonun ortak yanı, örgütleyicisinin Fethullah Gülen cemaati olmasıydı.
Bir Kez Daha 1 Mayıs Üzerine: Aynaya Yansıyanlar
Bu yıl İstanbul’da 1 Mayıs gösterilerinin bölünmüşlüğü dolayısıyla ortaya çıkan durum sol ve sendikal çevreler içinde hararetli değerlendirmelere konu oldu. Kuşkusuz 1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşananlar basit biçimde geçiştirilecek bir mesele olmadığı gibi, bir “meydan” sorunundan daha derinlere uzanan boyutlar taşımaktadır. Gerçekten de, başka boyutlar bir yana, işin temelinde işçi sınıfına, işçi sınıfı hareketine bakış, nasıl bir devrimcilik anlayışına sahip olunduğu gibi asli sorunlar yatmaktadır.
Anti-Emperyalizm ve Sol
Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra kapitalizmin yürüttüğü haçlı seferinin bir sonucu olarak, başka birçok kavram ve değer gibi anti-emperyalizm kavramı da gözden düşürülmüş ve adeta ağza alınması ayıplanır hale gelmişti.
Kapitalist Kriz Derinleşiyor
Kapitalizmin küresel ekonomik krizi tüm tahripkâr etkileriyle birlikte derinleşerek devam ediyor. Yoğunlaşan kitlesel işten atmalar sonucu katlanarak artan işsizlik, düşen ücretler ve yaşam standartları gitgide ağır bir karabasan gibi dünya işçi sınıfının üzerine çökmekte. Kapitalizmin sözcü ve ideologları bir yandan gözden saklanamayacak kadar belirgin hale gelmiş gerçekler karşısında mızrağı çuvala sığdıramamanın sancısıyla kıvranmaktalar.
Düzen Partilerine Oy Yok!
29 Martta yapılacak yerel seçimler aylar öncesinden gündemin ana maddesi haline geldi. Seçim gününe yaklaşıldıkça sermaye partileri ve siyasetçilerinin tepişmeleri de artıyor.
Ergenekon Dalgalarında Savrulanlar
Ocak ayı içinde gerçekleşen yeni tutuklama dalgalarıyla (10. ve 11. dalga) Ergenekon operasyonu yeniden siyasal gündemin odağına oturdu. Eski MGK genel sekreteri Tuncer Kılınç ve Kemal Yavuz gibi bazı “mühim” generallerin de gözaltına alındığı ve toprak altından cephaneliklerin çıkarıldığı bu tutuklamalarla, bir süredir görece sakin seyir izleyen egemen sınıf içi kapışma yeniden alevlendi.
Yunanistan’daki İsyanın Gösterdiği
6 Aralık gecesi Atina’da bir öğrencinin (15 yaşındaki Aleksandros Grigoropulos) polis tarafından silahla öldürülmesi tüm Yunanistan’ı sarsan bir isyan dalgası doğurdu. Bir haftayı aşkın bir süre boyunca hemen her gün, başta Atina olmak üzere, Yunanistan’ın dört bir köşesindeki kentlerde kitlesel protesto eylemleri, polisle çatışmalar, polis karakollarına baskınlar, devlet binalarına ve büyük sermayenin sembolü olarak görülen mağazalara saldırılar, ortaöğrenim okulları ve üniversitelere dek yüzlerce okulda boykot ve işgaller, radyo-televizyon kanallarının işgali gibi eylemler gece-gündüz dinlemeden sürdü. Eylem dalgası bu ilk yoğun evrenin ardından da son bulmadı ve halen devam etmekte.
Marksizmin Haklılığına Dair
Kapitalist dünya ekonomisinin bugünlerde yaşamakta olduğu kriz, kapitalist sistemin bütünsel anlamda tarihsel bir bunalım içinde olduğuna dair en son ve en güçlü kanıtı oluşturuyor. Sermayenin düşen kâr oranlarını tekrar yükseltmek için uzun yıllardır işçi sınıfına karşı dünya ölçeğinde yürüttüğü açık taarruz da, son yıllarda şiddetlenerek gelişen yeni emperyalist savaş süreci de kapitalizmin bu uzun dönemli ve bunalımlı iniş eğrisinin ifadeleriydi.
Kürt Sorunu Çözüm Bekliyor
İşçi sınıfı kapitalist krizin getirdiği mücadele görevlerinin yanı sıra, bir kez daha kabartılan militarizm ve Kürt düşmanlığı dalgasına karşı mücadele görevleri ile de karşı karşıya. Bu bakımdan işçi sınıfını her yönüyle zorlu bir mücadele dönemi beklemektedir. Kabartılan şovenist Kürt düşmanlığına kapıldığı takdirde işçi sınıfının mücadelesinin tümüyle sekteye uğrayacağı ve dayatılan baskıcı uygulamaları sineye çekmesi için çok daha uygun bir ortam oluşacağı asla gözden kaçırılmamalıdır. Bu şekilde egemenlerin krizin faturasını işçi sınıfına kesmesi de kolaylaşacaktır. O nedenle sınıf bilinçli işçiler yaşanan süreci doğru kavramalı ve mücadeleye bu bilinçle atılmalıdırlar.
Yolsuzluk Kapitalizmin Hamurundadır
Tekelci burjuva medyanın ana kolu olan Doğan medya grubu ile AKP hükümeti arasındaki kapışma, düzenin lağımlarında birikmiş nice pisliğin ortaya dökülmesini sağladı. Ortaya çıkanlar gerçeğin son derece küçük bir parçası olmasına rağmen, bu kadarıyla bile kapitalist düzenin ne büyük bir pislik denizi üzerinde yükseldiğini gösteriyor.
Burjuvazi Hükmünü Verdi: AKP’siz Olmuyor!
Anayasa Mahkemesi sonunda rejimin “hakemi” sıfatıyla kararını verdi: AKP suçlu, ama kapatmıyoruz! Kararın içeriği ve çıkış şekli, egemen sınıf içi kavganın seyrinde gelinen aşamanın temel özelliklerini mükemmelen özetleyici nitelikte. Gerçekten de, hararetli bir mesai sonunda mahkeme adeta kuyumcu titizliğiyle formüle edilmiş bir hüküm açıkladı. Buna göre AKP yöneltilen suçlamalardan neredeyse oybirliğiyle suçlu bulunuyor, üstüne üstlük çoğunluk da kapatma yönünde oy kullanıyor (6’ya 5), ama kapatma için en az 7 oy gerektiğinden (“nitelikli çoğunluk”) parti kapatılmayarak para cezasına hükmediliyor. Burjuva siyasetinin ve burjuva hukukunun gerektiğinde ne denli rafine işlediğini gösteren tam bir ince işçilik.
CHP ve Sosyalist Enternasyonal Parodisi
CHP’nin kendini sol olarak satabilmesinin türlü nedenleri var. Bunlara aşağıda değineceğiz. Bunlardan biri de onun dünyadaki sosyal demokrat partilerin uluslararası birliğini temsil eden Sosyalist Enternasyonal’e üye olmasıdır. Ancak CHP’nin son yıllardaki siyaseti, onun zaten olmayan “sosyal demokrat” kimliğini artık iyice tartışılır hale getirmiştir. Bu tartışma bir yandan CHP içinden gitgide tasfiye olan sosyal demokrat unsurlar tarafından, bir yandan da genelde liberaller ve AKP medyası tarafından gündeme getiriliyor.
Solun Kemalizmle Bitmeyen İmtihanı
Türkiye’de egemen sınıf içindeki çatışma artarak devam ediyor. Son dönemdeki hafif kıpırdanmaya rağmen, işçi sınıfı hareketinin genel zayıflığı koşullarında Türkiye’deki siyasal gelişmeler büyük oranda bu çatışmanın dinamikleri çerçevesinde cereyan etmekte. Bu çatışmanın işçi sınıfı hareketini birçok bakımdan ilgilendirdiğini, siyasal gündemi analiz ettiğimiz yazılarımızda hep vurguladık. Bu çatışmanın sosyalist sol ya da devrimci hareket üzerinde de önemli etki ve yansımaları bulunuyor.
İşçi Sınıfının Devrimci Önderi Marx
5 Mayıs 1818’de dünyaya gelen Marx 190 yaşına basmış durumda ve onun heybetli imgesi hâlâ capcanlı. Onun başlıca kurucusu olduğu dünya görüşü hâlâ bu dünyanın hâkim sınıflarını tedirgin etmeye devam ediyor.
Sosyal Güvenlik Saldırısı
AKP hükümeti SSGSS yasasını meclisten geçirmeyi başarmış bulunuyor. Böylece işçi sınıfının sermayenin uzun yıllardır süren saldırıları karşısındaki kayıplar listesine yeni ve kalın bir satır daha eklenmiş oldu. İşçi hareketinde bir süredir yaşanan kıpırdanma, yasa tasarısına muhalefet sürecinde de gelişerek belirli bir basınç yaratmışsa da, yasanın geçmesine engel olunamamıştır.
Burjuva Cephede İt Dalaşı Devam Ediyor
Mart ayına burjuva siyasetinin yeniden karışmasına sahne olan gelişmeler damgasını vurdu. Ayın ilk günleri sınır ötesi askeri operasyonun fiyaskosu ile ilgili yoğun tartışmalara sahne oldu. Ordunun siyasal alandaki temsilcisi rolüne soyunan CHP ve MHP’nin ilk kez Genelkurmayı hedef alan eleştirileri duyuldu. Hatırlanacağı gibi bu durum söz konusu partilerle Genelkurmay arasında sert atışmalara yol açtı. Aynı günlerde üniversitelerde türban serbestisi ile ilgili düzenlemelerin CHP tarafından Anayasa Mahkemesine götürülmesi ile malûm laiklik tartışmaları da tekrar alevlendi. Türban davasının Anayasa Mahkemesince kabul edilmesinin üzerinden fazla geçmeden, bu kez AKP için kapatma davası açıldı. Bir hafta sonra da İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu gibi ulusalcı cenahın önde gelen isimleri Ergenekon davası kapsamında sansasyonel biçimde gözaltına alındılar.
Ergenekon’dan Çıkanlar
AKP ve ordu arasındaki güç dengesinde yaşanan kaymalar ve oluşan yeni uzlaşma zemini üzerinde gerçekleşen Ergenekon operasyonuyla ıskartaya çıkarılacak yapılanma nihayetinde sınırlıdır ve başka türlü olması da beklenemez. Türkiye’nin çelişkileri, nispeten durmuş oturmuş Avrupa ülkelerinden çok daha keskindir ve bu coğrafyada başka türlüsü de olmayacaktır. Bu nedenle Türkiye’de hiçbir zaman, bıraktık kapitalizmde asla mümkün olmayan tam bir temizliği, Avrupa’daki Gladio temizliği tarzı bir operasyon dahi olamaz.
Savaş Karşıtı Hareket Üzerine
Bugün savaş sorunu bağlamında görev, işçi sınıfının bilinç ve örgütlük düzeyini yükselterek, onu savaş karşıtı hareketin ana ekseni durumuna yükseltmek ve bu sayede hareketin ufkunu savaş sorununun gerçek niteliğine uygun düzeye sıçratmak için ter dökerek çaba harcamaktır. Daha güçlü ve etkili eylemler bunun sonucunda gelecektir. Bu başarıldığında Türkiye’deki militarist geleneklerin ve kültürün ağır havası da kırılmış olacaktır. Savaşların aynı zamanda devrimlerin de yatağı olduğunu söyledik. Ancak savaşların başarılı devrimlerin ebesi olabilmesi için proleter devrimci öncünün göreve uygun bir bilinçle hazırlanması bir zorunluluktur.
2008’e Girerken Türkiye
2007 yılı Türkiye’de egemen sınıf içindeki iktidar mücadelesinin son yıllardaki en şiddetli muharebelerinin yaşandığı kritik bir yıl oldu. Bu tespiti doğrulayacak şekilde birçok önemli siyasal gelişme yaşandı. Yılın başında Hrant Dink’in katledilmesinden tutun, “cumhuriyet” mitinglerine, şoven histeri kampanyalarına, darbeci muhtıraya, cumhurbaşkanlığı krizine, zorla erkene aldırılan genel seçimlere, AKP’nin seçim zaferine, ardından Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesine kadar birçok gelişme sıralanabilir.
Kürt Sorununda Büyüyen Açmaz
Eylül ayının sonlarından bu yana Kürt sorununun bir kez daha ülke gündeminin merkezine oturduğu çalkantılı bir siyasal süreç yaşanıyor. Bu, çelişik görünümlü birçok hamlenin yapıldığı, enformasyon ve dezenformasyonun yoğun biçimde iç içe geçtiği, neyin gerçek neyin şaşırtmaca, neyin planlı hamle, neyin münferit hadise, neyin doğaçlama reaksiyon olduğunu anlamanın oldukça zor olduğu son derece karmaşık bir süreç.
İç Kapışmanın Yarattığı Tartışmalar ve Gerçekler
Belli başlı sermaye gruplarının tekelinde bulunan burjuva medyada başlatılan bu tartışmalar, Türkiye’de egemenler arasında uzun zamandır devam eden it dalaşının yeni bir perdesiydi yalnızca. 22 Temmuz seçimleri sonrasında AKP hükümetinden istedikleri ihaleleri kapamayan sermaye kesimleri, AKP’nin muhalifi olan laikçi askeri bürokrasiye de göz kırparcasına, “mahalle baskısı var”, “Malezyalaşıyor muyuz?” çığırtkanlığıyla medyatik bir saldırıya geçtiler.
Anayasa Sorununa Sınıfsal Bakış
Bugün işçi sınıfı siyasal olarak zayıf durumdadır. O nedenle anayasa değişikliği sürecine damgasını basacak yahut taleplerini burjuvaziye dayatacak bir durumu yoktur. Bu da değişikliklerin işçi sınıfının hak ve özgürlüklerinden ziyade, egemenler arasındaki mücadelelerle doğrudan bağlantılı hususlarda odaklanacağı anlamına gelecektir.
