Özgür Doğan
Emperyalist Savaş ve Marksist Tutum
Savaş, en özlü anlatımla, siyasetin başka araçlarla yani silahlar aracılığıyla sürdürülmesidir. Sınıflı toplumlar tarihinin her döneminde, egemen sınıflar, kendi çıkarlarını korumak ve geliştirmek üzere sayısız savaşların başlatıcısı oldular. Ve istisnasız her birinde bu savaşların gerçek amaçlarını, savaş alanına sürdükleri insanlardan sakladılar.
Kemalizmin Altı Oku ve Gerçekler
CHP’nin meşhur altı oku, Milli Mücadelenin başarıyla sonuçlanmasının ardından kurulan ve 20’li yılların sonlarına doğru ancak pekiştirilebilen bir olağanüstü burjuva rejimin ideolojik dayanakları olarak sonradan imal edildiler. Kemalizme boyundan büyük bir anlam yükleyenlerin, onu anti-emperyalist bir hareket olarak değerlendirip, ona son derece abartılı bir ilericilik hatta solculuk atfeden sol çevrelerin temel yanılgılarından biri, Kemalizm denen program ya da ideolojinin, bir olağanüstü burjuva düzenin resmi ideolojisi olarak şekillendiğini görememektir.
Diyarbakır Aynasında Liberalizmin Acizliği
Yaklaşık çeyrek yüzyıldır, Kürt sorunu, kimi zaman tüm sıcaklığıyla kimi zamansa alttan alta, siyasal gündemin her daim ilk sıralarında yer aldı. 150 yıl önce başlayan Kürt isyanlarının sonuncusu, 20 yıldan uzun bir süredir, kimi zaman gerileyerek kimi zaman da alevlenerek devam ediyor. 2006 Newrozundan sonra neredeyse tüm bölgeyi sarıp sarmalayan isyan dalgası, gene bir zorbalık ve katliamla kana bulandı.
Kapitalist Devlet Mülkiyeti ve Özelleştirme
Türkiye kapitalizminin dünya pazarına daha derinden entegrasyonu çabalarının özellikle yoğunlaştığı 80'li ve 90'lı yıllarda, burjuvazisinin gündeminden hiç düşürmediği konulardan biri 'özelleştirmeler' idi. İktisat profesörlerinden, gazetecilere, hukukçulara, aydınlara kadar geniş bir burjuva ideologları yelpazesi, bu dönemde hep özelleştirmenin nimetlerinden dem vurdular. Bu sorun burjuvazi tarafından 'çöken SSCB örneğinden de hareketle' geniş bir ideolojik saldırının da en rağbet gören argümanlarından biri haline getirildi. Öyle ki, Türk burjuvazisinin gelmiş geçmiş en sığ başbakanlarından Tansu Çiller, 'komünizmin sadece Türkiye'de halen ayakta olduğunu' söylemeye kadar vardırdı işi. Niçin söylemesin ki! Komünizm denildiğinde, 12 Eylül rejiminin bu sığ iktisat profesörünün aklına, devlet mülkiyeti ve devletçilikten başka bir şey gelmiyordu. Bu değerlendirme, onun ardından birçok başka burjuva siyasetçi ve akademisyen tarafından da dillendirildi.
Troçki: Bolşevizm Geleneğinin Son Büyük Halkası
Altmış üç yıl önce, 20 Ağustos 1940'da, Meksika'da sürgünde yaşayan bir Bolşevik, Stalinist bürokrasinin bir ajanının hunharca suikastının kurbanı oldu. Ertesi gün 21 Ağustos 1940'da akşam saat 7:25'te son nefesini verdi. Katil elindeki buz baltasıyla vurduğu darbeden hemen sonra kurbanının sessizce yere yığılacağını ve kendisinin de hiç kimsenin haberi olmadan odadan çıkıp gideceğini hesaplıyordu. Nitekim evin dışındaki sokağın köşesinde, katilin annesi ve annesinin sevgilisi olan operasyondan sorumlu bir GPU (Sovyet istihbarat örgütü, daha sonra KGB adını alacaktı) ajanı bir araba içinde kendisini bekliyordu. Ne var ki, katil hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı. Buz baltasının darbesiyle kafatasında derin bir yarık açılmış ve beyni büyük hasar görmüş kurban 'korkunç ve kulakları yırtan' bir çığlık atarak ayağa fırlamış, çalışma masasının üzerindeki nesneleri katile fırlatmaya başlamıştı. Ardından kendisi de katilin üzerine atılarak onunla boğuşmaya başladı.
15-16 Haziran Genel Direnişi
Bu büyük direnişin kanıtladığı gerçeklerin en başında şüphesiz işçi sınıfına önderlik edecek devrimci bir siyasal parti olmadıkça işçi sınıfının bu tür patlamalarının düzen tarafından her zaman savuşturulabileceği gerçeği gelmektedir. Lenin emperyalizm çağını proleter devrimler çağı olarak adlandırmıştı. Bu çağda işçi sınıfının kendiliğinden patlamaları her an olasıdır. Önemli olan bu tür patlamalar gerçekleştiğinde işçi sınıfına önderlik etme yeteneğinde ve gücünde bir devrimci partinin daha önceden inşa edilmiş olmasıdır.
