İlkay Meriç

Obama Değişim mi Getirecek?

İlkay Meriç

İşsizlik, düşük alım gücü ve ödeyemedikleri kredi borçlarının bindirdiği basınç altında ezilen, hiçbir sosyal güvencesi bulunmayan, emeklilik denen bir olguyu çoktandır unutan, birbiri ardına çıkarılan faşizan yasalarla ve uygulamalarla kuşatılan milyonlarca Amerikalının öfke ve hoşnutsuzluğu alabildiğine artmış durumda. İşçi ve emekçilerin büyük çoğunluğu artık yeter diyor ve “değişim” istiyor. İşte tam da bu yüzden büyük sermayenin sahneye koyduğu seçim oyununun en önemli yanını “değişim” teması oluşturuyor. Baş aktörlüğü ise Demokrat başkan adayı Barack Obama yapıyor.

Sözde Laik-Dinci Çatışması Ardında Devam Eden İktidar Kapışması

İlkay Meriç

Burjuvazinin iç kapışmasında görece bir yatışma yaşandığı kış aylarının ardından, Türkiye baharla birlikte it dalaşının da yeniden kızışmasına tanık oluyor. Üniversitelerde başörtüsünün yolunu açan anayasa düzenlemelerinin Anayasa Mahkemesine intikal ettirilmesi, bunu takiben AKP’ye kapatma davası açılması, ardından gelen Yargıtay muhtırası ve Mahkemenin türban düzenlemelerini iptal etmesi burjuva siyasetin kaynama noktasına ulaşmasına yol açtı.

İstihdam Paketi mi, Patronlara Kıyak Buketi mi?

İlkay Meriç

Asıl adı “İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” olan ve “İstihdam Paketi” olarak anılan yasa tasarısı geçtiğimiz günlerde Mecliste kabul edildi. Başta TÜSİAD olmak üzere tüm sermaye çevreleri hükümetin bu paketi bir an önce Meclisten geçirmesini sabırsızlıkla bekliyorlardı.

Kapitalizm İnsanlığı Açlığa Mahkûm Ediyor

İlkay Meriç

Dünyayı pençesinde kıvrandıran kapitalizm canavarı, kanını emerek hayat bulduğu emekçi sınıfları her geçen gün bir felâketten diğerine sürüklemeye ve milyonların canını almaya devam ediyor. Irak ve Afganistan’ı cehenneme çeviren emperyalist savaş kısa sürede dünya ölçeğinde derin bir ekonomik krizle bütünleşirken, fahiş biçimde artan gıda fiyatlarıyla korkunç bir hal alan açlık da bu felâket tablosunu tamamlıyor.

Efsaneleştirilen Köy Enstitüleri ve Gerçekler

İlkay Meriç

Kuruluşları günümüzden 68 yıl öncesine uzanan ve Demokrat Parti döneminde kapatılan Köy Enstitüleri, aradan onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen halen şu ya da bu vesileyle tartışma gündemine gelen konulardan biridir. Dönemin devlet partisi konumundaki CHP’nin Kemalist ideolojiyi toplumun kılcal damarlarına dek yayma ve iktidarını güvenceye alma amacı da güderek uygulamaya soktuğu bu kurumlar üzerinde özellikle 50’li ve 60’lı yıllarda ciddi tartışmalar yürütülmüştür.

Emekçi Kadınlar ve Emperyalist Savaşlar

İlkay Meriç

Bugün de, Asya’dan Amerika’ya, Avrupa’dan Afrika’ya, dünyanın dört bir yanında kapitalist-emperyalist sisteme ve onun yarattığı kanlı savaşlara karşı mücadele eden devrimciler arasında on binlerce kadın bulunuyor. Onlar işçi sınıfının kadınıyla erkeğiyle en geniş kesimlerinin bu kanlı sömürü sitemine son vermek üzere mücadeleye atılmasını sağlamak için savaşım veriyorlar. Yine günümüzde sömürgeciliğe karşı yükseltilen ulusal kurtuluş mücadelelerinde yer alan Filistinli, İrlandalı, Kürt kadınlar da erkeklerle omuz omuza savaşıyorlar.

Burjuva Devletin Bütçesi ve Vergiler

İlkay Meriç

Devletin finansmanının hangi sınıfların sırtına yüklendiğine ve kaynakların hangi sınıflara akıtıldığına dair önemli bir gösterge oluşturan devlet bütçeleri, burjuva hükümetlerin izledikleri ekonomik ve sosyal politikaların genel bir özetini sunarlar. Bu nedenle de bütçeler burjuvazi kadar işçi sınıfını da yakından ilgilendirirler.

Chavez’in Referandum Yenilgisi

Ya da Oportünizmin ve Reformizmin Hayal Kırıklığı

İlkay Meriç

Referandumun yenilgiyle sonuçlanmasının nedenlerini bulmak isteyenler her şeyden önce hayaller âleminden çıkıp Venezuela’nın somut gerçekler dünyasıyla yüzleşmek zorundadırlar. Dokuz yıldır “devrim” yaşandığı ve “sosyalist” önlemlerle “sosyalizme” yürüdüğü söylenen Venezuela’da, halkın %34’ü yoksulluk sınırının altında yaşamaya devam etmektedir.

Özelleştirilmiş Savaş Aygıtları ve Profesyonel Ordular

İlkay Meriç

Çeşitli ülkelerdeki vukuatları saymakla bitmeyen Blackwater türü özel ordular, yasal muafiyetleri nedeniyle dokunulmazlık zırhına bürünmüş durumdalar. Bu savaş örgütlerinden suç teşkil eden eylemlerinden ötürü hesap sorulamıyor.

Myanmar ve Emperyalizmin İkiyüzlülüğü

İlkay Meriç

Kırk beş yıldır totaliter ve baskıcı bir askeri cuntanın işbaşında olduğu Myanmar’da, Eylül ayında doruğa tırmanan protesto gösterileri azgın bir devlet saldırısıyla yüz yüze geldi.

Kapitalizmin Tarihi Soykırımlarla Bezelidir

İlkay Meriç

Tüm bunlar, yüz binlerce insanın yok edilmesine varan katliamların, ancak emperyalistlerin ilgili bölgelerdeki çıkarları bunu gerektiriyorsa “soykırım” olarak adlandırıldığını yeterince kanıtlamaktadır. Bizler, üretimin kâr için yapıldığı ve “insani değerler” başta gelmek üzere her şeyin metalaştırıldığı kapitalist bir dünyada yaşıyoruz. Kapitalizmin tüm tarihi, burjuvazinin kendi çıkarları için vahşetin hiçbir türünden kaçınmadığının, bu uğurda on milyonlarca insanı feda edecek kadar gözü dönmüş bir sınıf olduğunun inanılmaz örnekleriyle doludur.

Kuzey İrlanda’da İngiliz Oyunu Sürüyor

İlkay Meriç

İngiliz ordusu, 38 yıldır işgal altında tuttuğu Kuzey İrlanda’dan, geride 5 bin kişilik bir birlik bırakarak 31 Temmuzda çekildi. İngiliz birlikleri, 1969 Ağustosunda, Katoliklerle Protestanlar arasındaki çatışmaları engelleme bahanesiyle Kuzey İrlanda’ya girmiş ve orada onyıllar boyunca devam edecek büyük bir devlet terörü dalgası başlatmışlardı.

Variations of Bonapartism from Nasser to Chavez

İlkay Meriç

The recent developments in Venezuela and especially Chavez’s talk of socialism which he named as “Socialism of the 21st Century” created a new wave of excitement in the vast majority of the world socialist movement. It is undoubtedly exciting and pleasing for anyone who calls himself/herself Marxist to see that working masses demonstrate openly their discontent against the system by eliminating traditional bourgeois parties, repulse - by fighting in the streets - attempts of coup d´état supported by the Venezuelan oligarchy and the US imperialism and finally create a revolutionary situation. But, the meaning of these developments changes when it is realized that the real source of this wave of excitement is not the revolutionary situation created by the initiative of the masses but the demagogical talk and populist policies of Chavez.

“Tam Bağımsız Türkiye” Değil Sosyalist Bir Dünya

İlkay Meriç

Beyin insana türlü türlü oyunlar oynayabilen bir organ. Bu oyunlardan biri de dejavu olarak bilinir. İnsan bazen, bir olayı yaşadığı sırada “ben bunu daha önceden yaşamıştım” hissine kapılır. İşte son zamanlarda Türkiye’de insanı fazlasıyla bu hisse sürükleyebilecek türden şeyler yaşanıyor. Ama ne yazık ki yaşadığımız bir dejavu, yani bir beyin oyunu değil, gerçeklik. “Tam Bağımsız Türkiye” sloganının meydanlarda yeniden hayat bulmasıysa bu gerçekliğin ironik bir parçası. 1960-70’lerde sol harekete damgasını vuran ve kitleleri peşinden sürükleyen bu slogan, bugünlerde, darbecilerin organize ettiği cumhuriyet mitinglerinde kürsünün kullandığı temel sloganlardan biri haline gelmiş bulunuyor. O darbeciler ki, bir zamanlar “tam bağımsız Türkiye” mücadelesi veren Denizleri, Hüseyinleri, Mahirleri, İbrahimleri ve daha nice devrimciyi gözlerini kırpmadan darağaçlarında sallandıran, kurşuna dizen, işkencelerden geçirip katledenlerdir.

Bürokrasinin Sultası ve Sendikal Birleşmeler

İlkay Meriç

Dünya işçi sınıfı, burjuvazinin 80’lerle başlayan ve 90’lı yıllardan itibaren ivme kazanan saldırılarıyla yüz yüze bulunuyor. Ekim Devrimini takip eden dalganın dünya kapitalist sisteminde yarattığı kırılmanın “onarılması”, ücretli kölelik sisteminin küresel ölçekte yayılmasının ve egemenliğini derinleştirmesinin önündeki tüm engellerin yıkılmasını da beraberinde getirdi. Sermaye kendisini dizginleyecek örgütlü bir gücün bulunmamasının verdiği rahatlıkla, alabildiğine pervasızlaştı ve saldırganlaştı. Krizin ve düşen kâr oranlarını yükseltme güdüsünün doğal bir sonucu da, sermaye yatırımlarının giderek artan bir hızda emeğin örgütsüz ve çok daha ucuz olduğu ülkelere kaydırılması oldu. Bu durum İkinci Dünya Savaşından sonra işçi sınıfının yaşam standartlarında belirgin bir iyileşmenin görüldüğü ve işsizliğin oldukça düşük düzeylerde seyrettiği Avrupa’da, savaş sonrası işçi kuşaklarının o zamana dek görmedikleri bir işsizlik tablosuyla karşı karşıya kalmalarına yol açtı. Bunlara paralel bir diğer olgu ise, geleneksel olarak daha güçlü olduğu bu kıtada bile, işçi sınıfının sendikal mevzilerinin hızla gerilemekte oluşudur.

Burjuva Feminizmi Yine Sahnede

İlkay Meriç

Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneğinin (KA-DER) seçimler dolayısıyla başlattığı “renkli” kampanya, burjuva medyanın yakın ilgisine mazhar oldu. Burjuva sanat, basın, magazin ve iş âleminden ünlü kadınların bıyık ve kravat takarak verdikleri pozlarla başlayan bu “ses getirici” kampanyanın amacı, seçimler sonrasında meclis sıralarının en az üçte birini kadın vekillerin doldurması olarak açıklandı.

Biz Yoksullaştıkça Onlar Zenginleşiyor

İlkay Meriç

Forbes dergisinin Mart başında açıkladığı dünya zenginler listesi, kapitalist sistemde bir avuç azınlığın nasıl milyarlarca insanın sefaleti üzerinden zenginliğine zenginlik kattığını bir kez daha kanıtlar nitelikteydi. Listedeki 946 milyarderin kişisel serveti bir önceki yıla kıyasla dört kattan fazla artarak toplam 900 milyar dolardan 3,9 trilyon dolara çıkmıştı. Yine bir yıl önceki dolar milyarderleri listesine bu yıl aralarında 19 Rus, 14 Hintli, 13 Çinli ve 5 Türkün de bulunduğu toplam 178 yeni milyarder eklenmişti.

Ekmek İstiyoruz, Gül de!

İlkay Meriç

Amerika'nın Massachusetts eyaletinde 1912 Ocağında başlayan bir grevde kadın dokuma işçileri şöyle haykırıyorlardı: Ekmek istiyoruz, gül de! Kadın işçiler bu sloganla, sadece karınlarını doyurmak istemediklerini, hayatı tüm güzellikleriyle birlikte yaşamak için daha fazla serbest zamana da sahip olmayı istediklerini duyuruyorlardı dosta düşmana. Daha yüksek ücret ve daha kısa çalışma saatleri! Bu aynı zamanda, ücret artışıyla sınırlanmış geleneksel sendikacılığa duyulan bir tepkinin de ifadesiydi.

Vampirin Doymayan Açlığı ve Vardiya Sistemi

İlkay Meriç

Sistemin krizi derinleştikçe sermaye karşısında alabildiğine örgütsüz bir işçi sınıfı bulmanın verdiği cesaretle ona ölümüne saldırıyor. Bundan otuz kırk yıl önce insanlığın hayalini bile kuramadığı teknolojik gelişmeler, bugün her alanda insan emeğini asgariye indirebilecek bir makineleşmenin olanaklarını yaratmış ve pek çok alanda da bu olanaklar uygulamaya sokulmuştur. Ne var ki, kapitalizmin hüküm sürdüğü bir dünyada bu olanaklar, işçi sınıfı cephesinde kısa çalışma saatleri yerine işsizlik ve 1800'lü yıllara geri dönüşe işaret eden düzeyde uzatılmış iş saatleri olarak yansımasını bulmakta.

Latin Amerika: Sevinç Fırtınalarının Gölgede Bıraktıkları

İlkay Meriç

Daha önce çeşitli yazılarımızda da ele aldığımız gibi Latin Amerika kıtasında son birkaç yıldır zaman zaman devrimci durumlara varan bir hareketlilik yaşanıyor. 80'li yılların başından bu yana dünya ölçeğinde yaşanan azgın kapitalist saldırı dalgasının işçi ve emekçi kitlelerde yarattığı derin yenilgi psikolojisine ek olarak örgütsüzlüğün getirdiği çaresizlik hissi ve atalet, 2000'li yılların başından bu yana kıta ülkelerinin önemli bir bölümünde artan ölçüde kırılmaya başlamış bulunuyor.

Başörtüsü ve Kadının Özgürlüğüne Dair

İlkay Meriç

Türkiye'de yıllardır kangrene dönüşen başörtüsü meselesi giderek evrensel bir sorun haline geliyor. Fransa'da başörtüsünün de aralarında sayıldığı dini sembollerle ilk ve orta dereceli okullara girilmesinin yasaklanması, Almanya'da benzer uygulamaların başlatılması, İngiltere'de her fırsatta dikkatleri bu meseleye odaklama çabaları, Hollanda'nın peçe türü yüzü kapatan giysilerle sokakta dolaşmayı yasaklamaya çalışması gibi birbirinin peşi sıra gelen son gelişmeler, sorunun evrenselleşmekte olduğunu görmemiz için yeterli. Kuşkusuz bu durum bir tesadüf değildir ve yayılmakta olan emperyalist savaşla doğrudan ilişkilidir. Emperyalist güçlerin bu savaşta dünya halklarını birbirine kırdırmak üzere kutuplaştırma çabalarında, İslamı öcüleştirme uğraşı başat bir yer tutmaktadır. Tam da bu noktada, başörtüsü ve benzeri örtüler, karşımıza 'medeniyetlerin uzlaşmaz ve çatışkılı farklılığının' bir sembolü olarak çıkarılmakta ve düşmanlaştırılan unsurların ilk sıralarında başörtülü kadınlar yer almaktadır. 11 Eylül saldırılarından sonra başta ABD olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde örtülü kadınlara öcü gözüyle bakılması, bunların sokaklarda saldırıya uğraması, toplu taşıma araçlarına binemez hale gelişleri, durumun ulaştığı vahim boyutun bir göstergesidir.

Emperyalizm ve Papalık

İlkay Meriç

Bugün dünya işçi sınıfı, Hıristiyanıyla Müslümanıyla, tehlikeli bir tuzağın içine çekilmeye çalışılıyor. Ve ne yazık ki, onu burjuva ideolojisinin esiri haline getiren örgütsüzlük koşulları ortadan kalkmadıkça bu tuzağa kapılmasını engellemenin bir yolu da bulunmuyor. Din adamından siyasetçisine egemenlerin elbirliğiyle yarattığı yanılsamalardan kurtulamadıkça, on milyonlarca işçinin kendini bir üçüncü dünya savaşının göbeğinde bulacağı gün gibi açık. Hem de bu sefer TV ekranlarında değil, cephelerde!

Burjuvazinin Emperyal Hesapları ve Lübnan

İlkay Meriç

İsrail'in 33 gün süren katliamını kınamaktan bile çekinerek izlemekle yetinen Birleşmiş Milletler, İsrail'in 'benim işim bitti sıra sizde' demesinin ardından bir ateşkes çağrısı yaptı. Ateşkese kadar geçen süre zarfında Lübnan'da çoğu sivil yaklaşık 1200 kişi ölmüş ve iç savaşın yarattığı korkunç yıkımın yeni yeni üstesinden gelmeye başlayan bu ülke 15 yıl öncesine geri dönmüştü. Savaşta fosfor bombalarının yanı sıra 1,2 milyondan fazla misket bombası kullanan İsrail, bu bombaların yüzde 90'ını ateşkesten önceki son 72 saatte atmıştı. Temizlenmesinin 15 ayı bulabileceği belirtilen patlamamış haldeki 100 bin misket bombası ise, sivillerin yaşadığı, çocukların oynadığı yerlerde ölüm saçmaya devam ediyor.

11 Eylül'den 12 Eylül'e, şili'den Türkiye'ye

İlkay Meriç

Faşizmin geçmişte kaldığını düşünenlerin yanılgısını yüzlerine çarparcasına, dünya faşizan eğilimlerin giderek güçlendiği bir sürece girmiş durumda. İnsan hakları ayaklar altına alınarak tüm dünya bir işkencehaneye çevriliyor, kimyasal silah bulundurduğu gerekçesiyle işgal edilen Irak kimyasal silahların deneme sahası haline getiriliyor. Özgürlük adına Irak halkı zincire vuruluyor, barış adına savaşların en kanlısı Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyaya yayılmaya çalışılıyor, demokrasi adına faşizan rejimler tüm ülkelerin normu haline getirilmek isteniyor, terörle mücadele adına devlet terörü sınır tanımaz bir şekilde azdırılıyor.

Ortadoğu'ya Barış İşçi İktidarıyla Gelecek!

İlkay Meriç

Irak'ın emperyalist işgal sonucunda bir iç savaş cehennemine çevrilmesi ve buna son bir aydır İsrail'in Gazze ve Lübnan'a yönelik saldırılarının da eklenmesiyle, cehennem ateşi tüm Ortadoğu coğrafyasını sarmaya başlıyor. İsrail'in 10 Haziranda Gazze'deki bir plajda Filistinli bir aileyi 'biz terörist sanmıştık' deyip roketlerle katlederek ve Filistin polis gücünün başına atanan Cemal Abu şamdana'yı bir suikastla öldürerek yeniden alevlendirdiği savaş, Hamas'ın birkaç aydır sürdürdüğü tek taraflı ateşkesi bozmasına yol açmıştı. 25 Haziranda ise, Hamas'ın askeri kanadına bağlı milisler İsrail'in Filistinlilere yönelik saldırılarında önemli bir üs olarak kullandığı bir karakola saldırarak bir askeri kaçırmıştı. Milisler bu asker karşılığında İsrail'in elinde bulunan 10 bin savaş tutsağından 130'unu (yirmi yıl hapis cezası almış olan 30 tutsağın ve 100 kadın tutsağın) serbest bırakmasını istiyorlardı. Bu eylemi çoktandır hazırlandığı savaş planları için bir bahane olarak kullanan İsrail, 28 Haziranda Gazze'yi bomba yağmuruna tutarak, içlerinde bakanların ve milletvekillerinin de bulunduğu 64 Hamas yetkilisini tutuklayarak, onlarca sivili öldürerek, hükümet binalarını yerle bir ederek, Hamas'ın bu sözde 'terör' eylemine azgın bir devlet terörüyle karşılık verdi.

Çeçenlerin Bitmeyen Trajedisi

İlkay Meriç

Yüzyıllar boyunca Çarlık Rusya'sının baskılarına, sürgünlerine, katliamlarına maruz kalan, Ekim Devrimini takip eden kısa bir rahatlama döneminin ardından 1940'larda Stalinist bürokrasi tarafından kitlesel olarak sürgüne gönderilip en ağır koşullarda on binlerce insanını yitiren bir Kuzey Kafkasya halkıdır Çeçen halkı. Çilesi bununla da son bulmayan bu halk, son on iki yılda, 100 binden fazla insanını, yani nüfusunun en az onda birini bu kez kapitalist-emperyalist Rusya'nın vahşi saldırılarında yitirmiştir. Ne var ki, Rusya'nın amansız saldırılarına rağmen, Çeçen halkının ulusal kurtuluş mücadelesi soldan gerekli ilgiyi ve desteği görememiş, aksine Müslümanlık faktöründen dolayı sağın çok daha büyük bir ilgisine mazhar olmuştur. Bunda kuşkusuz çeşitli unsurlar rol oynuyor, fakat ilk sıraya solun ulusal sorun ve emperyalizm konusundaki hatalı yaklaşımlarını yerleştirmek gerekiyor.

Küçük Çiftçilerin Makûs Talihi

İlkay Meriç

Gerek IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası sermaye kuruluşlarının baskıları, gerek AB müzakerelerinin zorunlu kıldığı yapısal dönüşümler, gerekse de Türkiye kapitalizminin içinde bulunduğu tıkanıklığı aşmak için bizzat atmak zorunda olduğu adımlar, özellikle son beş yıldır, küçük üreticilerin tasfiye olma hızında sıçramalı bir artışın yaşanmasına neden oldu. Tarım ürünleri üzerindeki ithalat yasağının önemli ölçüde kaldırılması, teşviklerin, sübvansiyonların ve destekleme alımlarının sınırlanması, başta akaryakıt olmak üzere tarımsal girdi maliyetlerindeki aşırı artış, kredi olanaklarının daralması gibi birtakım unsurlar, yüz binlerce küçük üreticiyi korkunç bir yıkıma sürüklüyor. Tarımda istihdam edilenlerin sayısında sadece geçtiğimiz yıl 1 milyon 85 bin kişilik bir azalma görüldü ve tarımın toplam istihdamdaki payı bir yıl içinde yaklaşık %5'lik bir düşüş göstererek %25'e geriledi. Hız kazanarak devam eden bu eğilim, karnını doyurabilmek umuduyla kentlere hücum edenlere milyonlarca yeni işsizin daha ekleneceği anlamına geliyor. Ne var ki, işsizliğin en yakıcı sorunlardan biri olarak işçi sınıfının karşısına dikildiği mevcut konjonktürde, kentlere akın eden bu yeni işsiz ordularını iş olanakları değil açlık ve sefalet bekliyor.

Korkunun Ecele Faydası Yok

İlkay Meriç

Ekonomik yükselişin canlı ve uzun erimli yaşandığı İkinci Dünya Savaşı sonrasında, burjuva politikacılar önceki dönemin saldığı devrim korkusunun da etkisiyle, ister istemez topluma daha güzel bir dünya ve daha güzel yarınlar vaat etmek zorunda kalıyorlardı. O sıralarda kapitalist dünyanın öcüsü SSCB idi ve sosyalist düşünceye içsel olan daha güzel bir dünya özlemi, iki kamp arasındaki rekabette, burjuva politikacılar tarafından da kitle desteği kazanmak üzere istismar ediliyordu. Fakat SSCB'nin çöktüğü ve işçi sınıfının her alanda büyük bir yenilgiye uğrayıp örgütsüzleştiği 90'lı yıllarla birlikte, ne burjuvaziyi güzel bir dünya vaat etmeye zorlayan bir itici güç kaldı ne de kapitalizmin buna yetecek soluğu.

Nâsır'dan Chavez'e Bonapartizm Çeşitlemeleri

İlkay Meriç

Venezuela'da son yıllarda yaşanan gelişmeler ve özellikle Chavez'in '21. yüzyılın sosyalizmi' diye dile getirdiği sosyalizm söylemi, dünya sosyalist hareketinin ihmal edilemeyecek bir kesiminde yeni bir heyecan dalgasının yükselmesine yol açmış bulunuyor. Emekçi kitlelerin sistemden hoşnutsuzluklarını geleneksel burjuva partileri devre dışı bırakarak açıkça göstermeleri, Venezuela oligarşisinin ve ABD emperyalizminin desteklediği darbe girişimlerini sokaklara dökülüp geri püskürtmeleri ve sonuçta bir devrimci durumun ortaya çıkması, kuşkusuz dünyanın neresinde olursa olsun kendine Marksist diyen herkesi haklı olarak sevindiren ve heyecanlandıran gelişmelerdir.

Emekçi Kadınlar Mücadeleyle Özgürleşecek

İlkay Meriç

Burjuvazi istediği kadar sınıfsal özünü karartmaya ve onu sistem içine çekmeye çalışsın, 8 Mart, emekçi kadınların kapitalist sisteme, erkek egemenliğine ve bunların bileşik sonuçları olan çifte ezilmişliğe ve çifte sömürüye karşı seslerini yükselttikleri bir başkaldırı günüdür. Bu gün, burjuva ve küçük-burjuva feministlerin iddia ettiği gibi tüm kadınları erkek egemenliğine karşı birleştirecek sözde bir ortak mücadelenin değil, kadın işçilerin sınıf mücadelesiyle iç içe ördükleri kurtuluş mücadelesinin sembolüdür. 8 Mart 1857'de ateşi yakılan isyanın kahramanları nasıl kadın işçilerse, bu isyan ateşini o günden bu yana körükleyenler de her daim onlar olmuştur, ancak onlar olabilir.

Sendikal Yasaklar Savaşarak Aşılır

İlkay Meriç

Avrupa Birliği uyum süreciyle birlikte çeşitli yasal düzenlemelere girişmek zorunda kalan Türkiye burjuvazisi, bu kapsamda 2821 ve 2822 sayılı sendikal yasaları da gözden geçirmeye ve yeni yasa taslakları hazırlamaya başladı. İşçi sınıfının militan sendikal örgütlülüğünü engellemeye, onu devlet güdümlü sendikalara mahkûm etmeye, grev yapmasını bin bir prosedürle olanaksız kılmaya çalışan, örgütlülüğün önüne devasa barajlar diken bu gerici sendika yasaları yaklaşık 23 yıldır yürürlükteler. Ve bugün Avrupa Birliği'ne gelin gitme telâşı içindeki Türkiye burjuvazisi, annesinin tepe tepe eskitip ona miras bıraktığı bu 'çeyizleri', deliklerini, yırtıklarını biraz oyayla, boncukla kapatıp çeyiz sandığına koymak istiyor.

İşçi Denetimi Nedir, Ne Değildir?

İlkay Meriç

Son dönemlerde Venezuela'da yaşanan bazı devletleştirme örnekleri ve 'işçi denetimi', 'işçi yönetimi' gibi kavramlarla adlandırılan uygulamalar, sosyalistler arasında büyük bir kafa karışıklığının ve türlü yanılsamaların doğmasına yol açabilmektedir. Burjuva devlet altında gerçekleştirilen bazı uygulamaların (Venezuela'da 'ortak yönetim' diye dillendirilen örnekte olduğu gibi) işçi yönetimi ve işçi denetimi olarak sunulması, gerçekte farklı düzeydeki olguların iç içe geçirilerek tam bir bulanıklık yaratılmasından başka bir şey değildir. Esasen bu reformist bir anlayışın sonucudur. Bu reformist anlayış, gerçekleştirilen uygulamalara olduğundan fazla anlamlar yükleyerek abartır ve bunları iktidarın işçi sınıfı tarafından alınmasının ilk adımları, 'sosyalizme' doğru gidişin köşe taşları olarak değerlendirir.

Ortadoğu: 'Özgürlük ve Demokrasi' Diyarı!

İlkay Meriç

Anayasa referandumunun 'özgürlüğe ve demokrasiye' giden yolda önemli bir adım olarak kutsandığı Irak'ta, 'hür' parlamenter seçimlerin yapılacağı 15 Aralık tarihi beklenirken, savaş cehennemi tüm Ortadoğu'yu kapsayacak şekilde genişliyor. ABD'nin hegemonyasını korumak ve pekiştirmek amacıyla Afganistan'da başlattığı ve ardından Irak'la beraber Ortadoğu'ya taşıdığı emperyalist savaş, sönümlenmek bir yana giderek daha da derinleşip yayılma eğilimi taşıyor. Irak'ı, 300 binden fazla insanın katledildiği Balkanlar'a dönüştürme yolunda istikrarlı bir şekilde yol alanlar, şimdi de Suriye'yi topun ağzına yerleştirdiler. Büyük lokma İran ise sıradaki yerini beklemeye devam ediyor.

Felâketleri Yaratan Kapitalizmdir

İlkay Meriç

Dünya, son bir yıldır üst üste yaşanan ve yüz binlerce insanın öldüğü, milyonlarcasının sakat ve evsiz kaldığı doğa olaylarıyla sarsılıyor: bir yıl önce Güney Asya'yı vuran deprem ve tsunami, sıklıkları ve şiddetleri giderek artan seller ve kasırgalar ve son olarak da Pakistan-Hindistan sınır bölgesinde 8 Ekimde meydana gelen 7,6 büyüklüğündeki deprem. Hindistan'da yaklaşık 1500 kişinin yaşamına mal olan bu depremin en ağır faturasını Pakistanlılar ödedi. Ezici bir çoğunluğu yoksullardan oluşan 90 bini aşkın insan yaşamını yitirdi, bir o kadarı yaralandı ve sakat kaldı. Bunların önemli bir bölümünü, o sırada içinde bulundukları çürük okul binalarının altında kalan çocuklar oluşturuyordu.

Kadın Sorunu ve Ekim Devrimi

İlkay Meriç

Kapitalizm, büyük sanayi sayesinde, kadının toplumsal ölçekte üretime katılımının önündeki engelleri kendinden önceki sınıflı toplumlara kıyasla kat be kat yıkarken, bir yandan da onun özgürleşmesinin ve kurtuluşunun önüne kalın duvarlar çekmeye devam ediyor.