Kerem Dağlı
Burjuva Devletlerin “Kozmik” Sırları
Genelkurmay karargâhındaki “kozmik oda”da yürütülen arama faaliyeti geçtiğimiz günlerde sona erdi, ancak gelişmeler ve tartışmalar gündemi işgal etmeye devam ediyor.
Statükocu Kemalistlerin Kan Kokan “Nefes”i
“Nefes: Vatan Sağolsun” filmi, geçtiğimiz haftalarda gösterime girdi ve beklendiği gibi yüksek bir izleyici kitlesine ulaştı. Apoletli medya, tam da kendisinden beklendiği gibi filmi şişirdikçe şişirdi ve olabildiğince ilgi uyandırmaya çalıştı.
IMF-DB Zirvesinin Ardından
İstanbul’da gerçekleşen IMF ve Dünya Bankası toplantıları, burjuva medyanın Türkiye’yi dev aynasında gösteren abartılı haberleri eşliğinde geldi geçti.
Hegemonya Yarışının Gölgesindeki IMF-DB Toplantısı
Emperyalist-kapitalist sistemin egemenlerinin gündemi Eylül ayında oldukça yoğun geçiyor. Nisan ayında Londra’da yapılan G-20 zirvesinin devamı, 24 Eylülde Pittsburgh’ta yapıldı. Aynı tarihlerde New York’ta da BM genel kurulu toplandı. 6-7 Ekim tarihlerinde ise İstanbul’da IMF ve Dünya Bankası’nın (DB) ortak toplantıları yapılacak.
Irak’tan Afganistan’a Obama’nın “Yumuşak Güç”ü
Süregiden hegemonya yarışı ve emperyalist paylaşım kavgasında ABD emperyalizminin çıkarlarını temsil eden ve Bush döneminde yürürlüğe konmuş olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), tüm aksaklıklara ve revizyonlara rağmen devam ediyor.
Sri Lanka Dersleri
Ulusal sorun, varolduğu her yerde sol hareket açısından bir “turnusol kâğıdı” işlevi görmüştür ve bu özelliği halen devam etmektedir. Ulusal sorun konusunda yanlış bakış açısına sahip olan politik hareketlerin, işçi sınıfını ilgilendiren diğer önemli ve belirleyici meselelerde de çoğunlukla hatalı pozisyonlara düşmeleri, işçi sınıfının bağımsız siyasi çizgisinden sapmaları neredeyse bir kural haline gelmiştir.
Emperyalist Planlar Kafkasya’ya Barış Getiremez
AKP hükümetinin Nisan ayından beri yürüttüğü “Ermenistan’la ilişkileri normalleştirme” girişimi, geçtiğimiz yılın sonlarında başlayan Kafkasya atağının devamı olarak okunması gereken bir hamledir.
G-20 Zirvesi ve Çatışan Emperyalist Çıkarlar
Dünya ekonomisinin yaklaşık yüzde 80’ini temsil eden 20 ülkenin katıldığı G-20 zirvesi, geçtiğimiz Nisan ayı başlarında Londra’da toplandı.
Gericileşen Burjuvazinin Akla ve Bilime Saldırısı
2009’un UNESCO tarafından “Darwin Yılı” ilan edilmesiyle birlikte evrim teorisi konusundaki tartışmaların alevleneceği zaten belliydi. Türkiye’de de tartışma, Bilim ve Teknik dergisinin Darwin’le ilgili kapağının sansürlenerek değiştirilmesiyle gündeme girdi.
Gazze’de Mazlumu Savunurken Diyarbakır’da Zalim Kesilenler
“İkiyüzlülük” sözcüğü kadar burjuvazinin sınıfsal karakterine uygun sıfat az bulunur. Bir yanda milyonlarca insandan oluşan Kürt halkının varlığını dahi on yıllarca kabule yanaşmayacaksın, diğer yanda ise Gazze’de katledilen mazlumların hamisi rolüne soyunup bunu emperyalist emellerine örtü yapacaksın.
Devletin Kürtçe “Şeş”irtmecesi
TRT’nin Kürtçe kanalı TRT 6’nın faaliyetine başlamasıyla birlikte Kürtçe ve Kürt sorunu üzerinde yürüyen tartışmalar da bir anda alevlendi. Çoğunlukla AKP’nin seçimlere yönelik “Kürt açılımı” olarak nitelendirilen bu duruma, yine TRT’de Alevi kesime dönük yapılan Muharrem ayı yayınları ve Nazım Hikmet’in vatandaşlığının iade edilmesi gibi hadiseler de eklenince tartışma daha da genişledi. Hepsinin üzerine, Kürtçe televizyon kanalını üniversitelerde açılacak Kürdoloji bölümlerinin takip edeceği, cezaevlerinde Kürtçe konuşma yasağının kalkacağı, Madımak Otelinin müze yapılacağı yolundaki açıklamalar gelince süreç daha da ilginç bir hal aldı.
2009’a Girerken: Kapitalizm Krizde, İşçiler Ayakta
2008 yılı, kapitalist sistemin küresel krizinin iyice açığa çıktığı, hegemonya yarışında ve emperyalist savaş sürecinde ise önemli dönüm noktalarının yaşandığı bir yıl oldu. Ekonomik krizin yarattığı şok dalgaları ve dünyanın hegemon gücü ABD’deki başkanlık seçimi en çok akıllarda kalan gelişmeler olsa da, yaşananları derli toplu bir biçimde değerlendirmek 2009’da işçi sınıfını ve onun öncü güçlerini nelerin beklediğini görebilmek açısından önemlidir.
Ekonomik Kriz ve Sendikalar
Kapitalizmin dünya çapında içine girmiş olduğu ekonomik kriz, giderek kızışan emperyalist savaş süreciyle de paralel olarak derinleşiyor. Sistemi krizden çıkarmak ve krizin sermayeye olan etkisini en aza indirmek için çırpınan burjuva hükümetler, birbiri ardına önlem paketleri açıklıyor ve çeşitli tedbirler alıyorlar. Ancak kriz yatışmadığı gibi, borsalar sürekli olarak düşmeye devam ediyor.
Küresel Isınma ve Emperyalist Paylaşım
Küresel ısınmanın yol açtığı ve açacağı olumsuz sonuçlar o kadar çeşitli ve karmaşık ki, henüz tam bir dökümünü yapmak bile mümkün değil. Birleşmiş Milletler verilerine göre, sadece doğal felâketlerde ölenlerin sayısı, savaşlarda ölenlere yaklaşmış durumda. Ve hem doğal felâketlerin hem de bu afetler sonucu ölenlerin sayısında, son on yıllık dönemde ciddi artışlar var.
Emperyalist Kutuplar Belirginleşiyor
Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırmasıyla başlayan sürecin basitçe Rusya-Gürcistan savaşına indirgenemeyeceğine, bunun yürüyen emperyalist savaşın ve hegemonya yarışının bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştik.
Küresel Saldırıya Karşı Küresel Mücadele
Şurası çok açık ki, sahip oldukları olanaklar, örgütlülük düzeyleri ve mücadele deneyimleri açısından, bu tür önyargıların kırılması ve birliğin önünün açılması görevi öncelikle ileri kapitalist ülkelerin işçi sınıfına düşmektedir. İleri ülkelerin işçileri, gerek kendi ülkelerindeki göçmen işçilerin gerekse de daha geri ülkelerdeki sınıf kardeşlerinin örgütlenmesine katkıda bulunarak, onlara mücadele deneyimlerini aktarmalı ve destek olmalıdırlar. Göçmen işçilere karşı burjuvazinin pompaladığı milliyetçi ve ırkçı düşüncelere teslim olmak yerine, onları da örgütlülüklerine ve mücadelelerine katarak güçlenme yoluna gitmelidirler.
Küresel Gözaltı Toplumu
Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin gündemi yeni bir “tele-kulak” skandalıyla çalkalandı. Önce Anayasa Mahkemesi ikinci başkanının izlendiği ve dinlendiği iddiası ortaya atıldı. Hemen ardından, CHP genel sekreteri Önder Sav’ın, parti genel merkezindeki ofisinde eski Bolu valisi ile yaptığı görüşmenin bir gün sonra bütün detaylarıyla Vakit gazetesinde yayınlanması ise ortalığı bir anda karıştırdı.
İsrail’in 60. Yılında Ortadoğu Yasta
İsrail sokakları, bizde “kasap havası” diye bilinen hava nagila yani “haydi neşelenelim” şarkısının nağmeleriyle inlerken, Ortadoğu’nun geri kalanında tam bir yas havası hâkim. Çünkü yüz yılı aşkın bir zamandır Ortadoğu emperyalist devletler için bir paylaşım alanı ve bu yüzden de savaşlar hiç eksik olmuyor. Afganistan, Irak, Filistin ve Lübnan’daki durum herkesin malûmu. Sırada Suriye ve İran var.
Açlık Ordusu Yürüyor!
Yaşlı yerküremiz yeni bir isyan dalgasına tanık oluyor. Gözbebekleri dışarı fırlamış aç insanlar, üzerlerine sıkılan kurşunlara ve kafalarına inen polis coplarına aldırmadan, bir dilim ekmek bulabilmek için her yere saldırıyor, polisle çatışıyor, hükümet deviriyorlar. Mısır’dan Haiti’ye kadar 30’dan fazla ülkede yüzbinlerce insan sokaklara dökülmüş durumda.
Amerikan Demokrasisi!
Amerika’da 2008’in sonlarına doğru yeni bir başkan seçilecek. Daha doğrusu halk kendisinin seçtiğini zannederken, aslında büyük sermaye yeni bir başkan “atayacak”. Bir sirk gösterisini andıran seçim sürecinin birinci ve en uzun safhasını oluşturan aday seçimleri 2008’in Ocak ayından itibaren başladı ve Haziran ayına kadar da sürecek. Kasımda seçilecek olan yeni başkan Ocakta göreve başlayacak ve Amerikan emperyalizmi de kaldığı yerden işine devam edecek. ABD’nin ve dünya nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan işçi ve emekçi sınıflar açısından ise değişen bir şey olmayacak. Sömürü, sefalet ve savaşlar daha da katmerlenerek artacak.
Davos Zirvesi ve “İnsancıl Kapitalizm”
Bu yılki zirveye toplam 88 ülkeden 2 bin 500 kişi katıldı. Bunların 27’si devlet ve hükümet başkanı, geri kalanı ise çeşitli emperyalist örgütlerin veya tekellerin yöneticileri, uzmanlarıydı. Dünyanın en büyük 100 sermaye grubundan 74’ünün üst düzey yöneticileri de toplantıdaydı. Bu açıdan Davos Zirvelerini, dünya kapitalizminin gidişatının değerlendirildiği ve yeni döneme ilişkin perspektiflerin tartışıldığı toplantılar olarak tanımlayabiliriz.
Milliyetçilik, Irkçılık ve “Türklük” Kavramı
Liberallerin yaydığı tüm hayallere rağmen, kapitalizm altında milliyetçi, ırkçı ve şoven ideolojilerin ortadan kalkmayacağı açıktır. Halkları birbirine düşüren bu zehrin tek panzehiri enternasyonalizmdir. İşçi sınıfı enternasyonalist bir bilinçle mücadeleye atılmadıkça, ulusal önyargıların ortadan kalktığı, halkların bir arada ve barış içerisinde yaşadığı bir dünyaya giden yolu açmak mümkün olmayacaktır.
İnsanlık Kapitalizmin Deneme Tahtasında
Ünlü Hipokrat Andı şöyle biter: “Vegrorum arcana visa, auidita intellecta nemo eliminet.” Anlamı şudur: “Etrafımda olup bitenleri, görüp işittiklerimi bir sır olarak saklayacağım ve kimseye açmayacağım.” Doktor-hasta ilişkisinin mahremiyetini güvence altına almak üzere ettirilen bu yemin, bu ahlâki özünü yitireli ve kapitalist dünyanın doktorları tarafından çöpe atılalı uzun yıllar oluyor.
Apoletli Medya İftiharla Sunar - Bir Psikolojik Savaş Klasiği
Ekim ayının başından beri Türk medyası, tam anlamıyla savaş düzeni almış durumda. Şimdilerde, yine Genelkurmay’ın talimatıyla “kırmızı alarm” durumundan “sarı alarm” durumuna geçilmişse de, gazeteciler, muhabirler, haber spikerleri hâlâ teyakkuz halindeler.
Kapitalist Eğitimin Eşitsiz ve Gerici Doğası
Acil somut taleplerimizin odak noktasını her kademede parasız eğitimin sağlanması oluşturmalıdır. İşçi çocuklarının yükseköğrenim görme hakkı ancak bu şekilde korunabilir. Üniversitelere giriş sınavlarının ve diğer ara sınavların kaldırılması talebi de buna eklenmelidir. Eğitim sisteminin tüm kademelerinde, bireylerin kültürel ve ulusal kimlikleri, dilleri ve dinleri birer baskı sebebi olmaktan çıkarılmalı, milliyetçi ve şoven eğitim anlayışına karşı mücadele edilmelidir. Eğitim kurumlarının baskı ve asimilasyon aracı olarak kullanılmasına karşı çıkılmalı, herkese anadilinde eğitim hakkının tanınması savunulmalıdır.
Kapitalizm Altında Sular Durulmuyor
Dünyanın su kaynakları hızlı bir biçimde tükenmekte, kurumakta, milyarlarca insanı zor durumda bırakan, ölümüne ve sefalet içinde yaşamasına sebep olan bu durum gün geçtikçe daha geri dönülemez bir hal almaktadır. Su kaynaklarının kapitalist tarzda kullanılması ve paylaşılması, hem ekolojik dengeyi bozarak doğanın ve insanlığın geleceğini tehlikeye atmakta, hem de bu kaynakların ele geçirilmesi uğruna yapılacak çatışmaları, savaşları körüklemektedir.
Göçmen İşçiler: “Kullanılıp Atılabilir İnsanlar”
Son yıllarda sayıları gittikçe artan göçmen işçilere ve mültecilere uygulanan baskıcı ve dışlayıcı politikalar, burjuvazinin işçi sınıfına yönelik neo-liberal saldırılarının ve 11 Eylül süreciyle birlikte yükselen siyasal gericiliğin bir parçasıdır. Burjuvazi, göçmen işçileri ve mültecileri, özellikle gelişmiş ülkelerdeki örgütlü sınıf hareketini kırmakta bir araç olarak kullanmak istiyor. Bu yüzden de, başta göç alan ülkelerin işçi sınıfları olmak üzere, tüm dünya işçi sınıfının, bu saldırılara ve göçmen işçilere uygulanan ırkçı, faşizan ve ikiyüzlü politikalara karşı mücadele etmesi gerekiyor. Böyle bir mücadele ulusal, kültürel, dinsel ve diğer burjuva önyargıları kırarak işçi sınıfının enternasyonal ölçekte birleşmesinin önünü açabilecektir.
Filistin’de İç Savaş ve Kaynayan Ortadoğu Kazanı
ABD emperyalizmi Büyük Ortadoğu Projesi kapsamına giren coğrafyanın tamamında, doğrudan ya da dolaylı olarak kendisine tehdit olarak gördüğü unsurların hepsine karşı ortak bir cephe oluşturmaya ve bu unsurları zayıf düşürerek, bölmeye, parçalamaya, yok etmeye uğraşıyor. Bu çerçevede Irak’ta direnişçi gruplara yönelik sert ve kanlı saldırılar öngörülürken, Filistin ve Lübnan’da da Hamas ve Hizbullah’ın gücünün kırılması hedefleniyor. Kanlı planlarının hayat bulabilmesi için her türlü mezhepsel, etnik ve siyasi ayrımı sonuna kadar körükleyen ABD emperyalizmi, tarafları el altından birbirine karşı kışkırtmayı da ihmal etmeyerek, özellikle Filistin ve Lübnan’da bir iç savaş ortamı yaratmaya uğraşmaktadır. ABD böylece hem Sünni-Şii cepheleşmesinin hem de yeni askeri saldırıların yahut işgallerin zeminini hazırlamaktadır.
Kaybedilen Mevziler Mücadeleyle Kazanılır
Taksim 1977’de 500 bin kişiyle 1 Mayıs alanına çevrilmişti. Üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen Türkiye işçi sınıfı, bir daha ’77 1 Mayısının bilinç ve örgütlülük düzeyini aşan bir miting gerçekleştiremedi. Ancak Türkiye işçi sınıfının gerçekleştiremedikleri ve kaybettiği mevziler bununla sınırlı değildir. 12 Eylül faşizminin darbesiyle ezilen sınıf hareketi hâlâ tam olarak toparlanabilmiş ve kaybettiği mevzileri geri almak için mücadeleyi yükseltebilmiş değil. İşçi sınıfının ideolojik, politik ve örgütsel alanlardaki tarihsel mevzilerini bir bir kaybettiği dönemlerden çıkış ve mevzilerin geri kazanılmasının ancak sabırlı, kararlı ve örgütlü bir mücadeleyle mümkün olabileceği açıktır.
Kentsel Yağma ve Talan Projesi
AKP hükümeti ve İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerin belediyeleri, bir süreden beri “Kentsel Dönüşüm” adı altında yeni bir yağma ve talan operasyonu yürütüyorlar. Kimi zaman “kentin çöküntü alanları” dedikleri gecekondu semtlerini düzeltmek bahanesiyle, kimi zaman deprem riskini öne sürerek, kimi zaman da ekonomiye büyük girdiler sağlayacakları gerekçesiyle, “dönüşüm projeleri”ni cilâlayıp parlatıp önümüze sunuyorlar. “21. yüzyılın kentini yaratacağız”, “mega şehre mega proje” türünden tumturaklı laflar ağızlarından düşmüyor.
'Afrikamdan Defol!'[1]
Bugün dünyada emperyalist paylaşım kavgası yüzünden savaş alanına dönmüş 40'a yakın bölge bulunuyor. Bunların başında Irak, Afganistan ve Filistin geliyor, ancak liste bunlarla sınırlı değil. Pek çok bölgede, emperyalistlerin doğrudan kışkırttığı kanlı iç savaşlar yaşanıyor. Bunların içinde sayıları milyonlarla ifade edilen insanın katledildiği ülkeler var. ABD emperyalizminin 'demokrasi ve özgürlük' götürdüğü veya götürmeyi düşündüğü her yer, emperyalistler arası savaşın alanı ve dolayısıyla da listenin üst sıralarında yer alıyor. Emperyalist savaş o kadar hızlı yayılıyor ki, listenin her gün biraz daha uzadığını söylemek abartılı olmayacaktır.
ABD'nin Yeni Stratejisi: Tüm Ortadoğu Irak Gibi Olsun!
Ortadoğu'nun kadim topraklarında hayatını kaybetmiş, yaralanmış, sakat kalmış, ailesini, işini, evini ve yurdunu yitirmiş, yoksulluğa ve sefalete sürüklenmiş milyonlarca insana her gün yenileri ekleniyor. Sadece Irak'ta, artık bir içsavaş görüntüsünü andıran manzaralar eşliğinde her gün 100-150 kişinin bombalarla yahut başka vahşi yöntemlerle katledildiğini görüyoruz. Filistin'de terörist İsrail devletinin tankları ve helikopterleri, Gazze ve Batı şeria'daki yerleşim birimlerine aralıksız saldırıyor. Bu bölgelerde yaşayan 3 milyona yakın Filistinli kuşatılmış durumda. Halk aç, susuz, işsiz, hapis durumda. Bombalamalar esnasında yaralanmış olanlar ve hastalar tedavi edilemiyor. Lübnan'da da durum farklı değil. İsrail saldırısı ve işgaliyle bir kez daha yıkımın eşiğine gelen Lübnan halkı ne yapacağını bilemez durumda.
Ülkücü-Faşist Hareketin Tarihi /3
12 Eylül 1980 faşist darbesini gerçekleştirenler, bunun sebebi olarak genelde 'kardeşin kardeşi vurduğu, sağ-sol çatışmasının alabildiğine yayıldığı anarşi ve terör ortamına son vermek, toplumdaki barış ve huzurun tekrar tesis edilmesini sağlamak' demagojisini kullanmışlardır. Oysa '80 öncesinde yaşanan şey 'sağ-sol çatışması' ya da faili meçhul 'anarşi ve terör olayları' değil, bizzat burjuva devlet aygıtının desteği ve yönlendirmesi ile tırmandırılan faşist terör dalgasıydı. Darbenin amacı da topluma 'barış ve huzur' getirmek değil, işçi sınıfının devrimci hareketini ezmek ve devrim tehlikesini bertaraf etmekti. Neticede bu amaca ulaşıldı. 12 Eylül faşist diktatörlüğü toplumun üzerinden bir silindir gibi geçti ve faşizmin insanlık için ne büyük bir belâ olduğunu Türkiyeli işçi-emekçi sınıflar da görmüş oldu. Burjuvazinin bu karşı-devrimci iktidarını kurmasında en önemli rolü hiç kuşkusuz MHP oynamıştır.
'Yoksa bizi beğenmiyor musunuz?'
Uzunca bir süre yayında olduğu halde Gaffur tiplemesinin dâhil olmasıyla ünlenen ve burjuva medyada da gündeme oturan Avrupa Yakası dizisindeki tiplemeler ve aralarındaki ilişki, aslında kulaklarımızın aşina olduğu bazı tartışmaların tekrardan alevlenmesine sebep oldu. Gaffur halk tarafından bir anda ve öylesine benimsendi ki, adına futbol takımları kuruldu, internette onlarca fan kulübü oluşturuldu, Kamu-Sen ve Yapı Yol-Sen'li işçiler eylemlerini Gaffur pijamalarıyla yaptılar, televizyon kanallarının ana haber bültenlerinde yer almaya başladı, 'Sümerbank' pijaması yok satacak denli kapışıldı, birçok eğlence mekânında parodileri ve taklitleri yapılmaya başlandı. Kısacası, kimilerince 'ezilenlerin sembolü' olarak gösterilen Gaffur toplumsal bir fenomen haline geldi.
Ülkücü-Faşist Hareketin Tarihi /2
MHP öncülüğündeki ülkücü-faşist hareket 12 Mart muhtırası ile kısa bir süre kabuğuna çekilse de sonrasında yoluna devam etti. Çünkü mücadeleci bir işçi hareketinin varlığı ve toplumsal muhalefet dalgasının yükselmeye devam etmesi, burjuva devletin faşist sopaya olan ihtiyacını daha da arttırıyordu. MC (Milli Cephe) hükümetlerinin kurulmasıyla birlikte MHP, paramiliter sokak gücü kimliğinden hükümet ortaklığına terfi etmişti. Bu MHP için önemli bir deneyimdi.
