Elif Çağlı
Kapitalizm Çıkmazda /1
Kapitalizmin günümüzde yaşanan sistem krizi 1929 Büyük Depresyon dönemini bile aşan bir derinlik ve yaygınlıkta seyrediyor. Bu kriz burjuva ideologların uzun bir dönem boyunca kapitalist düzenin geleceğine dair çizdikleri pembe tabloları da paramparça ediverdi.
Tarihsel Deneyim: Yalnız Kalan Devrimin Kaderi /3
SSCB ve benzeri ülkelerde bürokratik egemenlik altında yaşanan süreçte, temel üretim araçlarında kapitalist özel mülkiyete son verildiği, üretim araçlarının devletleştirildiği koşullarda, artık kapitalist işleyişten söz edilemez. İşgücü özel kapitalistlere (ya da kapitalist bir devlete) satılan ve onlar tarafından satın alınan bir meta olmaktan çıkmıştır.
Tarihsel Deneyim: Yalnız Kalan Devrimin Kaderi /2
Aslında, iç savaşın sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan muazzam çöküntü, partinin iç yaşamını da etkilemiş ve Lenin de dahil parti liderliğini pek çok çelişkiye sürüklemiştir. Örneğin, ekonomi ve siyasette aşırı merkezileşmenin, aslında iç savaş koşullarının dayattığı “savaş komünizmi” uygulamalarının sonucu olduğunu ve savaşın sona ermesiyle artık işçi demokrasisinin geliştirilmesine ihtiyaç olduğunu vurgulayan kişi bizzat Lenin’di.
Tarihsel Deneyim: Yalnız Kalan Devrimin Kaderi /1
1917 Ekiminde, Bolşeviklerin yol göstericiliğindeki proleter kitleler, Rusya’da burjuva hükümeti devirerek iktidarı kendi ellerine aldılar. Büyük fabrikalar ve işçi mahalleleri zaten aylardır işçilerin oluşturmuş olduğu komitelerin denetimindeydi. 25 Ekim günü tüm iktidar işçilerin bir ayaklanma organı olarak kurdukları sovyetlerin (işçi meclisleri) eline geçivermişti.
Kolonyalizmden Emperyalizme /5
Ulusal sorun tartışmaları kapsamında, Lenin, haklı ve haksız savaşlar ayrımına da geniş bir yer vermiştir. O dönemin savaş ortamı nedeniyle bu ayrımın yapılması gerçekten de çok önemliydi ve komünistlerin savaşlar karşısında doğru bir siyasal tutum alabilmeleri bakımından zorunluydu.
Kolonyalizmden Emperyalizme /4
Daha 1905 yılından itibaren Rus devriminin yarattığı etkinin, İran, Türkiye, Çin gibi ülkelerde burjuva demokratik hareketleri ve ulusal uyanışı hızlandırması Lenin’in dikkatini bu gelişmeye çekmiştir. Sömürge ve yarı-sömürge ülkelerdeki ulusal uyanış, dünya devrimi açısından patlayıcı maddelerle yüklüydü.
Kolonyalizmden Emperyalizme /3
Emperyalizm çağında sermayenin ulusal sınırları aşma gereksinimi nedeniyle, tekelci rekabet uluslararası boyuta sahiptir. Büyük kapitalist devletler, sürüm pazarları, hammadde pazarları ve sermaye yatırım alanları üzerinde egemenlik kurabilmek amacıyla birbirleriyle yarışırlar.
Kolonyalizmden Emperyalizme /2
Sömürge ülke kavramı, siyasal bağımsızlıktan yoksun olan ve siyasal-hukuksal statü bakımından doğrudan metropol ülkeye bağlı ülkeleri anlatır. Metropol ülkenin sömürge üzerinde tam bir egemenlik hakkı, sömürge ülkenin de mutlak bir ekonomik, siyasal, diplomatik, askeri vb. bağımlılığı söz konusudur. Yarı-sömürge ülke kavramı ise, ancak sömürge statüsü ile ilişkili olarak bir anlam ifade eder.
Kolonyalizmden Emperyalizme /1
Elif Çağlı’nın “Kolonyalizmden Emperyalizme” adlı kitabının ilk iki bölümünü dört kısım halinde yayınlıyoruz.
Çürüyen Kapitalizm
Kapitalizm emperyalizm aşamasına ulaştığı 20. yüzyıl başlarından günümüze dek, eşitsiz ve bileşik gelişme yasası temelinde biçimlenen küresel işleyiş ve ilişkileri geliştirdi. 80’ler sonrasında Sovyetler Birliği ve benzeri bürokratik rejimlerin çöküşü ve ardından Rusya, Çin gibi muazzam coğrafyaların kapitalizme entegre olmasıyla birlikte kapitalist sistem kelimenin gerçek anlamında küreselleşti.
Enternasyonalle Kurtulur İnsanlık!
Kapitalizmin tarihinin kanıtladığı üzere sınıf mücadelesi her zaman büyük gelgitlerle ilerliyor. Bazen işçi sınıfı bazen de burjuvazi diğerini geriletebilecek büyük bir tarihsel hamlede bulunuyor. Bu tarih böylece, genel toplumsal uyanış dönemlerinin yanı sıra muazzam gerileme dönemlerini de içermektedir. Burjuvazi kapitalist düzenin egemen sınıfı olarak, fırsatları zorlamak bakımından daha avantajlı bir konuma sahiptir.
Proleter Devrimin Nesnel ve Öznel Koşulları
Devrim sorununda iradeci ya da kendiliğindenci bir konuma sürüklenmemek için proleter devrimin nesnel koşullarıyla öznel koşullarını ayrı ayrı doğru biçimde kavramak gerekir.
Marksizm ve Gençlik
İşçi sınıfının genç kuşaklarının ve kapitalist toplumdan hoşnutsuz olan genç insanların bugün Marksizme her zamankinden daha çok ihtiyaçları var. Kapitalist sistem yaratmış olduğu toplumsal sorunları artık katlanılmaz boyutlara tırmandırarak, işçi ve emekçi kitlelerin yaşamını her geçen gün biraz daha karartıyor.
Eşitsiz ve Bileşik Gelişme
Zıt yönlü eğilimlerin mücadelesi temelinde yol alan kapitalizm eşitsiz ve bileşik bir gelişme sergiler. Bu üretim tarzı, işletmeler, sektörler ve ülkeler bazında değişik gelişme hızlarıyla yol alır ve bu eşitsizlik kapitalist pazarların genişleyip yayılmasının da çekici gücüdür. Her “ulusal” kapitalizm er ya da geç dünya pazarına yönelmek zorunda kalır ve entegrasyon eğilimi çeşitli ülkeleri iktisaden karşılıklı bağımlılık ilişkileri içine sokar.
1917 Ekim Devrimiyle İşçi Sovyetleri Devletinin Doğuşu
Proletarya diktatörlüğü, sovyetler, konseyler biçiminde örgütlenmiş proletaryanın doğrudan egemenliğine dayanır. Fakat proletaryanın egemenliği elinde tutabilmesi ve onun gereklerini yerine getirebilmesi kendiliğinden gerçekleşecek bir süreç değildir. Bu bakımdan proletarya diktatörlüğü döneminde de, proletaryanın, yol gösterici bir siyasal güce, sınıfın organik bir parçası olan ve parti olarak örgütlenmiş öncü gücüne gereksinimi devam eder.
“Orta Sınıf” mı, Yoksa İşçi Sınıfı mı Büyüyor?
Marksizmin kurucularının kapitalizmin genel gelişme eğilimlerini çözümleyerek işaret ettikleri temel gerçeklerden birisi, dünya nüfusunun giderek daha büyük oranlarda proleterleşeceği idi.
Emperyalizm Dönemi ve Haklı-Haksız Savaşlar Ayrımı
Ulusal sorun tartışmaları kapsamında, Lenin, haklı ve haksız savaşlar ayrımına da geniş bir yer vermiştir. O dönemin savaş ortamı nedeniyle bu ayrımın yapılması gerçekten de çok önemliydi ve komünistlerin savaşlar karşısında doğru bir siyasal tutum alabilmeleri bakımından zorunluydu.
Marksizmin Tanımladığı İşçi Devleti Bürokrasisiz Bir Devlettir
Sömürücü azınlığın sömürülen çoğunluk üzerindeki egemenliğine dayanan burjuva devlet, bu özelliği nedeniyle, devlet işlerinin organizasyonunda pahalı ve karmaşık bir aygıtın varlığını zorunlu kılar. Burjuva devlet, kamu işlerinin yürütümünde uzmanlaşmış, uzmanlığı süreklilik arz eden ve burjuva arpalıklardan beslenen ayrıcalıklı bir bürokratlar güruhunu içerir.
Bir Oportünistin “Marksizm ve Devlet” Sorununa Yaklaşımı /2
Marksist zeminde hareket ettiklerini iddia eden oportünistler, bu iddialarını inandırıcı kılabilmek için devrimci mücadelenin bazı temel doğrularını kendi siyaset kapılarından içeri alırmış gibi yapıyorlar. İşin aslında ise bunları bir hayli hünerli biçimde bacalarından kovalıyorlar. Alan Woods da “Marksizm ve Devlet” başlıklı yazısında bir yandan sınıf mücadelesinin sert doğasını, örneğin iç savaş gerçeğini göze alırmış gibi görünürken, diğer yandan bir bütün olarak kendi “barışçıl geçiş” düşünü empoze eden bir kurgu eşliğinde yol alıyor.
Bir Oportünistin “Marksizm ve Devlet” Sorununa Yaklaşımı /1
Marksist harekette oportünizm nitelemesi, ilkeli bir devrimci siyasetin yerine fırsatçı bir politik çizgiyi ikame edenler için kullanılıyor. İşçi hareketinde oportünizm, işçi-emekçi kitlelerin temel tarihsel çıkarlarını, kesimsel faydacılık ve kolay yoldan siyasal başarı kazanmak uğruna feda etmek anlamına geliyor. Sınıf mücadelesinde önemli karar anları geldiğinde, zor görünen devrimci yolu tutmayı göze alamayıp, düzen içi siyasal çözümler üretmeye çalışmak oportünizmin temel özelliğini oluşturuyor.
Liberal Demokratların Kapitalist Düşleri
Türkiye’nin siyasi yaşamına uzun süredir damgasını vuran burjuvazi içi iktidar kapışması, statükocu kanat karşısında pek çok sorunda demokratik çözümlerden söz eden liberal aydınların önemini de arttırmış bulunuyor.
Sürekli Devrim Üzerine /2
Lenin’in ölümü, büyük Ekim Devriminin ürünü olan Sovyet işçi iktidarının ve Bolşevik Parti’nin kaderi bakımından tarihsel önemde ve son derece kritik bir dönemeç noktası oluşturur. Bunun en çarpıcı ve somut göstergesi, Stalin ve şürekâsının, Lenin’in temsil ettiği devrimci Bolşevik çizgiye karşı çok yönlü ve temposu giderek yükselen bir saldırıya geçmesi olmuştur.
Sürekli Devrim Üzerine /1
Günümüz dünyasında insanlık çürüyen kapitalist düzenin pençesinde adeta can çekişiyor. Bu durumdan kurtuluşun tek bir yolu var. O da, işçi-emekçi kitlelerin bağrından kopup gelen bir devrimle bu düzene son vermektir. Yaşadığımız tarihsel döneme damgasını basan bu yakıcı gerçeklik, dünya ölçeğinde cereyan edecek bir toplumsal devrime, işçi sınıfının sürekli devrimine duyulan ihtiyacı ve böyle bir devrimin önemini inanılmaz boyutlarda artırmış bulunuyor.
Ekim’den Bir Yaprak
Bundan 85 yıl önce gerçekleşen büyük Ekim Devrimi hâlâ işçi sınıfının devrimci mücadelesinin en büyük ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. 20. yüzyıla damgasını basan bu şanlı devrim, aslında nice önemli derslerle yüklü uzun bir devrim sürecinin ürünüdür.
Alt-Emperyalizm Üzerine: Bölgesel Güç Türkiye/ II
Türkiye 1980 dönemecinden bu yana, burjuvazinin dışa açılma doğrultusunda gerçekleştirdiği yapısal değişim neticesinde sıçramalı biçimde yol aldı, ekonomisi büyüdü ve alt-emperyalist bir ülke oldu. Fakat Türkiye, sermaye ihracı ve sermaye hareketlerinin küresel ölçekte yönlendirilmesi bakımından henüz üst emperyalist ülkeler düzeyinde bir büyük güç konumuna ulaşmış değildir. Ne var ki, Türkiye’nin kendisi sıcak parayı ve çeşitli sermaye hareketlerini çekmek açısından çok önemli bir pazardır.
Alt-Emperyalizm Üzerine: Bölgesel Güç Türkiye/1
Alt-emperyalizm konusu, emperyalizm ya da küreselleşme olgularının kavranışındaki farklılıkların uzantısı olan tartışmalı yönler içeriyor. Hatırlanacağı üzere, kapitalizmin sömürgeci aşaması ile emperyalist aşaması arasındaki ayrımın görmezden gelinmesi nedeniyle genelde dünya ve özelde Türk solunda yanlış siyasal tutumlar geliştirilmişti. Brezilya, Arjantin, Türkiye gibi ülkelerin birer yarı-sömürge ya da yeni sömürge olarak nitelenmesi bu tür tutumların ifadesiydi. Uzun yıllar boyunca etkisini sürdüren bu tür görüşler, daha yakın dönemlerde ise bu kez küreselleşme tartışmaları eşliğinde yeniden biçimlendirilip gündeme sokuldular.
Sen Yolunda Yürü!..
ABD’de Bush döneminin kapanıp Obama döneminin açılmasıyla birlikte, kitleleri kandırmaya yönelik bir büyük oyun sahnelenmeye başlandı. Güya bugün yaşanmakta olan sıkıntılı günlerin ardından kapitalizm feraha çıkacak ve dünyaya bir barış ve iyileşme dönemi gelecekmiş! Böylece derin bir kriz içinde kıvranan kapitalizmin yarattığı ve daha da yaratacağı belâlar gözlerden gizlenmeye ve artık tam bir yalan imparatorluğuna dönüşmüş bulunan sistemin bekası sağlanmaya çalışılmaktadır. Dünyanın işçi emekçi kitleleri aslında sopa ile bastırılıp sindirilmek istenirken onlara sanki havuç sallarmış gibi yapmak, Obama başkanlığındaki kapitalist sistemin güncel taktiği haline gelmiştir.
Kızıl Kanatlı Rosa/ VI
Rosa Luxemburg’un reformizme karşı yürüttüğü mücadelenin önemli kesitlerinden birini de, kapitalizmin işleyiş yasalarına ilişkin Marksist çözümlemeleri çarpıtan yaklaşımlarla hesaplaşması oluşturur. Onun Sosyal Reform ya da Devrim adlı çalışmasından başlayarak üzerinde önemle durduğu bir husus da, kapitalist ekonomi içinde büyüyen anarşinin bu düzeni kaçınılmaz bir çöküşe sürükleyeceği yolundadır.
Kızıl Kanatlı Rosa/ V
1918 Alman devriminin ilerleyişi, devrimci program sorununun tatmin edici biçimde açıklığa kavuşturulmasını Spartakistler açısından zorunlu bir görev haline getirmiştir. O nedenle Rosa Luxemburg bu konuya dair çalışmalarını daha da geliştirir ve derinleştirir. Onun bu çabasının ürünü, Spartakistler Ne İstiyor? başlıklı programatik bildirge olur. Bu bildirge, “Spartaküs Birliği” imzasıyla 14 Aralık 1918 tarihinde Rote Fahne’de yayınlanır.
Kızıl Kanatlı Rosa / IV
20. yüzyılın tarihi, emperyalizm aşamasına ulaşmış kapitalizmin çeşitli paylaşım savaşlarıyla yol aldığı gerçeğini tartışma götürmez biçimde gözler önüne seriyor. 21. yüzyılın girişi de bu açıdan hiçbir şeyi değiştirmedi. Tersine, çürüyen kapitalizmin sistem krizi derinleştikçe büyük kapitalist güçler arasındaki çıkar çatışmaları yoğunlaşmakta ve bölgesel savaşlar zinciri şeklinde cereyan eden emperyalist paylaşım savaşının alanı genişlemektedir.
Kızıl Kanatlı Rosa/ III
İşçi sınıfının kitle eylemlerinin tarihsel rolüne derinden inanan ve güvenen Rosa Luxemburg’un teorik açılımları içinde kitle grevleri konusu önemli bir yer tutar. Rosa aslında oldukça erken tarihlerde, daha 1890’larda bu konu üzerinde dikkatle durmaya başlamıştır. Çünkü o dönemde çeşitli Avrupa ülkelerinde gerçekleşen kitlesel eylemler, bu sorunun derinlemesine incelenmesi bakımından onun ilgisini çekmiştir. Rosa Luxemburg bu eylemlerde işçi sınıfının sergilediği kitle inisiyatifini değerlendirecek ve kitle grevlerini işçi sınıfının son derece etkin bir mücadele silahı olarak görecektir.
Kızıl Kanatlı Rosa /II
Rosa Luxemburg’un devrimci Marksizmi savunma çabası içinde çarpıcı biçimde öne çıkan konulardan birini, onun reformizme karşı yürüttüğü ideolojik-teorik mücadele oluşturuyor. Bu konunun geçmişte büyük bir önem kazanması, o yıllar boyunca Avrupa sosyalist hareketinde yaşanan bazı somut gelişmelerin bir sonucuydu. Marksizmin toplumsal devrim anlayışının karşısına dikilen reformist çizgi 1890’lar ve sonrasında Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) içinde giderek güç kazanmış ve bu partinin geniş etkinlik alanı nedeniyle de II. Enternasyonal’de egemen eğilim haline gelmişti. Engels’in ölümünden sonra II. Enternasyonal’i ve II. Enternasyonal partilerini adım adım uzlaşmacı ve işbirlikçi bir çizgiye çeken reformizmin yükselişinde en büyük pay da kuşkusuz Eduard Bernstein’a aitti.
Kızıl Kanatlı Rosa /1
Ocak ayı, adları mücadeleleriyle ölümsüzleşen pek çok devrimci önderin ölüm tarihlerini içeren bir ay olarak hafızalarımıza kazınmıştır. Alman devriminin yiğit önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 Ocak 1919’da karşı-devrimin kanlı saldırısıyla katledildiler. Ekim Devriminin önderi Lenin’i 21 Ocak 1924’te yitirdik. Türkiye komünist hareketinin Onbeşleri Mustafa Suphi ve yoldaşları ise, 28 Ocak 1921’de burjuvazinin kalleşçe planlarıyla Karadeniz’in sularında öldürüldüler.
Dünyanın Üzerinde Bir Heyula Dolaşıyor
Tarihte çeşitli kereler yaşanmıştır. Kendi varlıklarını ve düzenlerini çok güçlü hisseden egemenler bu durumun ilânihaye böyle devam edeceği vehmine kapılır ve düzen karşıtı her çeşit eleştirel yaklaşıma horgörüyle bakmaya başlarlar. Diğer üretim tarzları bir yana, kapitalizmde bunu doğrulayan sayısız örnek vardır. Bu bağlamda çarpıcı bir örnek olarak, 1980 dönemeciyle ve özellikle de Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte girilen dönem hatırlanabilir.
Kapitalizmin Krizleri ve Devrimci Durum
Kapitalist ekonomi bir işleyiş yasası olarak her an kriz potansiyelini içinde taşır; ama krizlerin kapitalist sistemi kendiliğinden ölüm döşeğine sürükleyeceğini iddia etmek asla doğru olmaz. Kapitalizm işçi sınıfının devrimiyle yıkılmadığı sürece, yeni boom’lar ve krizler yaşamak üzere varlığını sürdürebilir. Yaşanmakta olan kriz döneminin kapitalizmin son dönemi olacağı yolundaki iddialar bugün olduğu gibi geçmişte de çeşitli kereler ileri sürülmüştür.
