Elif Çağlı
Türkiye’de Burjuva Düzenin Kuruluş Biçimi
Türkiye’de burjuva düzenin kuruluş biçimi, burjuva devrimlerin klasik örneklerinin yaşandığı Batı Avrupa ülkelerindeki gelişme sürecinden tamamen farklı özellikler taşır. Örneğin Fransa’da burjuva gelişim daha feodal toplumun içinde başlamış ve özel mülkiyet temelinde yükselen burjuvazi ilerleyen yıllarda kendi devrimini gerçekleştirerek düzenini kurmuştur. Oysa Türkiye Cumhuriyeti’nin içinden çıkıp geldiği Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihsel gelişim çizgisi Fransa’ya benzemez.
Tarihsel Çıkışsızlığın İdeolojik Yansımaları
Ekonomik alanda düzen yanlılarını endişeye sevk eden gelişmelere, siyasal alanda da ardı arkası kesilmeyen istikrarsızlıklar eşlik ediyor. Zaten genel bir kuraldır, sarsıntılı dönemler diplere itilenlerin su yüzüne çıkmasına neden olur. Nitekim pek çok kapitalist ülkede siyaset sahnesi çeşitli türden yolsuzluk söylentileri, skandallar ya da entrikalarla sarsılıyor. Burjuva düzenin görece istikrarlı dönemlerindeki olağan işleyiş kesitleri yavaş yavaş geride kalmaktadır.
Kitle Örgütlerinde Devrimci Çalışma
İşçi-emekçi kitle örgütleri ve bu tür örgütler içinde devrimci tarzda kitle çalışması yürütülmesi sınıf mücadelesinde son derece önemli bir yere ve role sahip bulunuyor. Bu tür örgütleri yaratmak ve bu tür örgütlerde doğru bir çalışma yürütmek ise, devrimci strateji ve taktikleri yaşama geçirme görevinin esaslı bir parçasını oluşturmaktadır. Bu görevin üstesinden gelmeyi mümkün kılacak başarılı bir örgütlenme, ancak tarihsel gelenek, ilkeli tutum ve deneyim üzerinde yükselebilir. Örgütsel alanda tutulması gereken yol Marx ve Engels’ten başlayarak diğer devrimci önderlerin katkılarıyla geliştirilmiş, fakat asıl olarak da Lenin ve onun önderliğindeki Bolşevikler tarafından aydınlatılmıştır. Lenin’in ölümünden sonra Bolşevik Partinin ve Sovyet iktidarının niteliğini değişikliğe uğratan bürokratik karşı-devrim neticesinde yaşananlar ise tamamen ayrı bir konudur.
İşçi Sınıfına Selam!
Yok olduğu söylenen işçi sınıfı, kapitalizmin ilkel birikim dönemine benzer çalışma koşullarına geri döndürülen bölükleri ve işsizlik girdabına sürüklenen yedek sanayi ordularıyla modern çağların kentlerini devasa varoşlara dönüştürüp kuşatıyor. Proletarya, kendisini tarihten silmeye ve külliyen yok saymaya çalışanlara inat, “ben buradayım” diye dikilip haykırıyor. Uzun bir süredir uyuklayan dev, genel bir uyanış ve silkiniş çabası içinde olduğunu dosta düşmana göstermeye başlıyor. Önümüzdeki 1 Mayıs günü de dünyanın dört bir yanında işçiler kızıl bayrakları ve savaşsız, sömürüsüz bir dünya istemini dile getiren pankartlarıyla; birlik, mücadele ve dayanışma istemini dile getiren sloganlarıyla alanları dolduracaklar. Selam olsun dünya işçi sınıfına! Selam olsun yaratana! Tohumların tohumuna, serpilip gelişene selam!
Kapitalizmin Hal ve Gidişatı
Uzun süredir çeşitli yazılarımızda döne döne vurguladığımız önemli bir gerçeklik var. Kapitalist sistem artık tarihsel bir gerileme ve durgunluk eğilimi içine girmiş bulunuyor. Bu eğilim, kapitalist ekonomideki kısa dönemli iniş çıkış döngülerinin çok ötesine geçen uzun dönemli bir düşüş dalgası yaratmıştır. Kapitalist işleyişin olağan periyodik krizlerinden ayırt etmek ve çarpıcı biçimde ifade etmek gerekirse, bu bir sistem krizidir.
Enternasyonal Alanda Menşevizmin Yansımaları / II
Troçkist hareket içinde de gözlemlenen Menşevik eğilim, günümüzde devrimci işçi hareketinin yakıcı sorunlarının Stalinizm mi-Troçkizm mi ikilemine hapsedilerek çözümlenemeyeceğini gözler önüne seriyor. Bu durumun kaçınılmaz bir uzantısı olarak, işçi sınıfının enternasyonal mücadele alanında da sorunların basit bir çözümünün olmadığı ve olamayacağı son derece aşikâr. Yaşamın somutlukları, devrimci Marksizme sadakatle bağlı olan hiçbir siyasal çevreye, diyelim IV. Enternasyonal geleneğinin kabulüyle işin içinden sıyrılmak gibi kolay çözüm yolları sunmuyor.
Enternasyonal Alanda Menşevizmin Yansımaları / I
İşçi hareketinde devrimci ve reformist eğilimi birbirinden ayırt etmek maksadıyla günümüzde de kullanılan Bolşevik ve Menşevik kavramlarının kökü 1900’ler Rusya’sına kadar uzanıyor. Bu kavramların siyasal literatüre yerleşmesi, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisinin (RSDİP) 1903 yılında toplanan II. Kongresindeki bir bölünmenin ürünü olmuştu. Örgütsel sorunlarda Rus sosyal-demokratları arasında gelişen farklılıklar, 1903 kongresine damgasını basan tüzük tartışmalarıyla açığa çıkmış ve RSDİP Bolşevik ve Menşevik olarak adlandırılan iki parçaya bölünmüştü.
Devrimci Propaganda ve Ajitasyon
Tüm propaganda, ajitasyon ve örgütlenme çalışmasını güdüleyen esas prensip, işçi sınıfının kurtuluşunun ancak kendi eseri olabileceğine duyulan inanç ve güven olmalı. Devrimci ajitasyon, propaganda ve örgütlenmede işçi kitlesine güven telkin etmek kadar, onlara kendi eylemleri temelinde kendilerine güven kazandırılabilmeli. İşçilerin pasiflikten sıyrılması ve kurtuluşu başkalarından beklemeksizin aktif ve örgütlü biçimde harekete geçmeleri sağlanabilmeli.
Çürüyen Kapitalizm
Çürüyen kapitalizm büsbütün saldırganlaşıyor. Diğer yandan çağımız, siyasal koşullardaki ani değişimlerle seyreden patlayıcı bir nitelik taşıyor. Nitekim günümüz dünyasında çeşitli bölgelerde ve ülkelerde birbiri ardı sıra patlak veren karışıklıklar, halk ayaklanmaları vb. bu tespiti doğrulamaktadır.
Anarşizm Üzerine /II
Türkiye’de işçi hareketi içinde hiçbir zaman anarşizm ya da anarko-sendikalizm adına anmaya değer önemli bir damar mevcut olmamıştır. Anarşist düşünce bu topraklarda uzun yıllar boyunca eğitimli çevreler arasında, o da son derece sınırlı biçimde ilgi görmüştür. Ancak Sovyetler Birliği’nin çöküşüne bağlı olarak resmi komünizmin iflası ve böylece değişen siyasi atmosfer, Türkiye’de de bazı genç grupların anarşist komünist düşünceye sempatiyle yaklaşmalarına neden olmuştur denilebilir.
Anarşizm Üzerine
1. Bölüm
Burjuva medya anarşizm veya anarşist gibi kavramları, her zaman maksadını aşar biçimde ve genelde tüm devrimci unsurları karalamak amacıyla anlamını çarpıtarak kullanıyor. Bunun yanı sıra, anarşi kavramının “kaos” (düzensizlik) anlamına geldiği yolunda yanlış bir kanı da var. Oysa anarşizm, ilkesel temellerini devlet ve otorite karşıtlığının oluşturduğu bir felsefi akım, bir politik kuramdır ve “anarşi” diye adlandırdığı kendine özgü yeni bir toplumsal düzen anlayışına sahiptir.
Manifesto’nun Sönmeyen Ateşi
Dünya işçi sınıfının mücadele tarihinde eşsiz bir yere sahip bulunan “Komünist Manifesto”nun yazılışının üzerinden 160 yıl geçti. Buna rağmen Manifesto eskimeyen devrimci özüyle yıllara meydan okuyor.
Savaş Tehdidi Altında Derinleşen Kriz
Türkiye’nin emperyalist savaş cehenneminin içine çekilme olasılığı bugün işçi-emekçi kitleler açısından can yakıcı bir önem kazanmış bulunuyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi vesilesiyle statükocu-darbeci güçler tarafından yaratılan ve Kürt halkına yönelik şovenist bir kampanya ve savaş tehdidi eşliğinde sürdürülen büyük kriz tüm şiddetiyle devam ediyor. Genelkurmay mevcut burjuva hükümetin varlığını hiçe sayarak, adeta ikinci bir hükümet gibi gece yarısı muhtıralarıyla ipleri tamamen eline geçirme niyetini yeterince sergiledi. Liberal burjuva çevrelerin “ordunun siyasetten elini çekmesi” tartışmalarıyla üstünlük kazandıkları günler şimdilik geride kaldı. Bugün Türkiye, darbe heveslisi asker-sivil cuntalar eliyle bir kez daha olağanüstü bir rejime sürüklenmek istenmektedir.
Darbe Tehdidinin İşaret Ettiği Gerçekler
Batı’da olduğu gibi halk kitlelerini kucaklayan bir burjuva devrimle kurulmayan, devlet kurucu bürokrasi tarafından tepeden biçimlendirilen Türk parlamenter sistemi sık sık yinelenen askeri darbelerle sarsılmaya alışkındır. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 askeri darbelerinin yanı sıra, post-modern darbe diye nitelenen 28 Şubat 1997 askeri müdahalesi ve son olarak da e-muhtıra olarak anılan 27 Nisan tarihli Genelkurmay muhtırası bu konuyu yeterince gözler önüne seriyor.
Emperyalist Savaşa ve Kapitalizme Karşı Görev Başına!
Burada okura sunduğumuz yazı dergimizin yayına başlamasından iki yıl önce (25 Mart 2003) www.marksist.com sitesinde yayınlanmıştı. Emperyalist savaş süreci ve bu bağlamda oluşan oynak mevzilenmeler ile Türkiye’nin bu süreç içindeki yerini iyi anlamadan, bugünlerde yaşanan sıcak gelişmelerin hem layıkıyla anlaşılması hem de doğru siyasal tutumlar alınması mümkün değildir. Tam da bu konulara ışık tutması nedeniyle Elif Çağlı’nın yazısının yeniden okunmasını gerekli görüyoruz.
Hedefe Kilitlenmek
İşçi sınıfının devrimci önderlikten yoksun bulunduğu günümüz koşullarında tutulması gereken ana halkanın ne olduğu son derece açık. Sınıf mücadelesine yalnızca ulusal değil enternasyonal düzeyde de devrimci tarzda yol gösterecek siyasal bir önderlik yaratılmalı. Ne var ki, proletaryanın devrimci enternasyonal örgütlülükten yoksun kaldığı günden bugüne uzanan yıllar içinde dünya üzerinden temel görevi bu şekilde kavradığını iddia eden nice örgüt ve çevre gelip geçti. Fakat tarih tek tek kişileri olduğu kadar örgütsel yapıları da, onların kendileri hakkındaki iddialarına göre değil gerçekte ne yaptıklarına ve nasıl bir yol izlediklerine göre yargılıyor. Sınıfın mücadele tarihi içinde yer alan çeşitli örnekler incelendiğinde sonuç görülecektir. İhtiyaç duyulan tipte siyasal önderlikler, devrim hedefine kilitlenerek ve doğru bir örgüt anlayışı-tarzı benimseyerek ilerleyenler tarafından yaratılabiliyor ancak.
Diyalektik Materyalizm Üzerine /3
Diyalektiğin diğer bir yasası ise yadsımanın yadsınması yasası olarak adlandırılır. Ancak en başta belirtelim ki, bir şeyi diyalektik manada yadsımak o şeyi ondan birtakım miraslar almaksızın tamamen yok etmek anlamına gelmez. Yadsıma kavramı diyalektikte, bir varlık ya da toplumsal olgunun eski koşullara göre oluşmuş durumunu, değişen koşullar çerçevesinde olumsuzlayarak aşmak demektir. Zira doğada ve toplumda hareket ve gelişmenin yasası böyledir.
Diyalektik Materyalizm Üzerine /2
Metafizik kavramı eski Yunanda Aristoteles'in fizik bilimiyle ilgili kitaplarının dışında kalan felsefe incelemelerini tanımlamak üzere, 'meta ta physika' (fizik ötesi) anlamında kullanılırdı. Ancak bu kavramın kapsamı zamanla genişledi ve kanıtlanmamış önsel kabullerden hareket eden düşünce tarzını anlatır hale geldi. Ortaçağın skolastik felsefecileri, algılanabilen fiziki dünyanın ötesinde tanrısal bir dünyanın var olduğunu düşünür ve metafizik sayesinde bu fizik ötesi dünyanın kavranılabileceğine inanırlardı. Uzun yıllar boyunca metafizikçiler, insani ya da tanrısal, her şeyi açıklayabilecek kesin ve değişmez tanımlamalar peşinde koştular.
Diyalektik Materyalizm Üzerine /1
Antikçağ Yunan filozoflarından Herakleitos (İÖ. 540-480) günümüzden çağlarca önce, her şeyin aktığını ve aynı nehirde iki kez yıkanılamayacağını söylemişti. Herakleitos'un veciz sözleri, nesneleri ve olguları durağanlığı içinde değil değişim ve dönüşüm süreçleri halinde kavrayan diyalektik düşüncenin bir ifadesidir. Akıp giden nehir örneğinde olduğu gibi, doğada her şey gözle görünsün ya da görünmesin sürekli bir hareket halindedir. Örneğin yerküremiz her gün kendi etrafında dönerken, bir yıl boyunca da güneşin etrafında dönmektedir. Güneş 26 günde kendi etrafındaki dönüşünü tamamlamakta, galaksimizde yer alan diğer yıldızlarla birlikte 230 milyon yılda galaksiyi dolaşmaktadır. Biz farkında bile değilken, atomlar ve atomaltı parçacıklar her an hareket etmekte ve sürekli olarak yer değiştirmektedirler. Tüm evren gibi, onun bir parçası olan insanın biyolojik etkinliği de neticede atomların hareket yasalarına dayanmaktadır.
Tehlikeli Bir Eğilim: Oportünizm
Marksist literatürde sıkça kullanılan kavramlardan biri olan oportünizm kelime karşılığıyla fırsatçılık anlamına geliyor. Fırsatçı yaklaşımların özellikle kapitalist toplumda yaşamın çeşitli alanlarında ve çeşitli biçimlerde karşımıza çıkan son derece yaygın bir eğilim oluşturduğunu biliyoruz. Siyasi mücadele söz konusu olduğunda da, oportünizm, aslında burjuva partilerden sol örgütlere dek tüm siyasi yapılanmalar içinde karşılaşılabilecek olan, ilkesiz ve hep kendi çıkarına yontan fırsatçı politika tarzını anlatıyor. Burjuva partilerin ve küçük-burjuva nitelikli siyasal örgütlerin sınıfsal karakterleri nedeniyle, bunların fırsatçı politik tarz sergilemelerinde yadırganacak bir taraf bulunmuyor. Ne var ki, oportünizm işçi sınıfının devrimci örgütlenme alanında baş gösterdiğinde işin rengi değişmekte ve ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Konunun üzerinde durulması gereken yönü de budur.
Küçük-Burjuvanın Anatomisi
Küçük-burjuvazinin modern toplumda tuttuğu yer nesnel olarak önemini yitirmekte olsa da, küçük-burjuvanın konumundan türeyen çeşitli sosyal ve siyasal sorunlar önemini yitirmiş değildir. Toplumsal yaşamı kavrayış tarzı olarak küçük-burjuvalık, kapitalizm öncesinden günümüze uzanan, adeta toplumun tüm dokularına sinmiş bulunan ve aslında etki alanını burjuvasından işçisine kadar genişletebilen bir zihniyettir. O nedenle de küçük-burjuva kavramı, bu ara sınıfa mensup olanlardan çok daha geniş ölçekli bir gerçekliği anlatıyor. Kapitalist gelişme nesnel bakımdan bizi giderek küçük-burjuva katmanlardan kurtarıyor, ama küçük-burjuva zihniyet bir türlü kurtulamadığımız, kapıdan kovsak bacadan giren ve neredeyse ortalama insanın yaşamı algılayışını genelleyen bir problem oluşturuyor.
Sınıfın Devrimci Potansiyeli Üzerine
İnsanlığın bugünü ve geleceği açısından büyük bir tehdit oluşturan kapitalist sömürü düzenine son verebilme potansiyelini taşıyan yegâne devrimci sınıfın proletarya olduğu, Marksizm tarafından ortaya konulmuş bilimsel bir gerçektir. Bununla birlikte Marksizm, bu potansiyelin kendiliğinden gerçek güce dönüşmeyeceğini de kapsamlı bir biçimde açıklamıştır. Tıpkı, insanlığın kapitalizm belâsından kurtulup sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumsal düzen içinde yaşayabilme olanağının nesnel olarak var olması gerçeğindeki gibi, bu düzeni sona erdirebilecek nesnel güç de işçi sınıfının bağrında yatmaktadır. Ama ne kapitalizm tarih sahnesinden kendiliğinden çekip gidecektir, ne de işçi sınıfının potansiyel devrimci gücü kendiliğinden bir biçimde kapitalist düzene noktayı koyacaktır.
Sendikal Mücadelede İlkeli Tutum /II
Devrimci Marksizmden esinlenmiş gibi görünse de onu tam anlamıyla içine sindiremeyen küçük-burjuva devrimciliği, işçi hareketine uzandığı ölçüde burada çeşitli sol savrulmalara neden oluyor. Bu nitelikteki savrulmalar geçmişten günümüze çeşitli siyasal biçimler altında kendini ifade etti ve etmeye de devam ediyor. Ne var ki hemen hepsinde ortak olan yön, söz düzeyinde egemen olan keskin devrimcilik, bir başka deyişle devrimci lafazanlıktır. Somutlamak için kısa bir örnek verebiliriz. Diyelim işçilerin güncel talepleri uğruna mücadelenin küçümsenmesi ve yalnızca nihai devrimci hedeflerden söz edilmesi, bunu yapana söz düzeyinde daha keskin bir devrimci görünüm kazandırabilir. Ama işin gerçeğinde bu tutum illâ da daha mücadeleci olmak anlamına gelmez. Hatta tam tersine, bu tür tutumlar çoğunlukla pasifizmin üzerini örten bir kılıf işlevi görürler.
Sendikal Mücadelede İlkeli Tutum / I
Sendikal mücadeleye yaklaşım konusu, siyasi anlayışlardaki farklılıklara bağlı olarak her zaman önemli tartışmalara neden oldu. Bu konu günümüzde de öneminden bir şey yitirmiş değildir. Hele işçi hareketinde yaşanan gerileme koşulları hesaba katılırsa, bugün sınıfın her alanda olduğu gibi sendikal alanda da militan bir mücadeleyi güçlendirecek görüş ve değerlendirmelere ihtiyacı olduğu çok açıktır. Bu bakımdan kuşkusuz yolun başında bulunmuyoruz. Devrimci Marksist gelenek, pek çok sorunda olduğu gibi sendikal mücadeleye yaklaşım konusunda da doğru görüş ve taktiklerle donanmayı mümkün kılıyor. Dünya işçi sınıfının uzun yıllar içinde biriken mücadele deneyiminin dersleri, işçi sınıfının kurtuluşu mücadelesine gönül verenlerin yolunu aydınlatıyor.
'Tek Ülkede Sosyalizm' İddiası Sosyalizmin İnkârıdır /II
Stalin'in marifetiyle biçimlenmeye başlayan 'tek ülkede sosyalizm' teorisi, Komintern'in 1928 yılında toplanan Altıncı Kongresince kabul edilen programa da damgasını bastı. Lenin'in otoritesi altında söylediklerini daha sonra bir bir geri alan Stalin, Kongre öncesinde Buharin'e tek ülkede sosyalizmin savunusu doğrultusunda bir program taslağı hazırlatmıştı. Taslakta, kapitalizmin mutlak bir yasası olan ekonomik ve siyasal gelişim eşitsizliğinin emperyalizm döneminde daha da şiddetlendiği belirtilmekte ve takiben şöyle denilmekteydi: 'Bu nedenle, uluslararası proletarya devrimi, aynı zamanda her yerde birden gerçekleşecek tek bir eylem olarak görülmemelidir. Bu nedenle sosyalizmin zaferi, ilkin az sayıda hatta bir tek kapitalist ülkede mümkündür.'
'Tek Ülkede Sosyalizm' İddiası Sosyalizmin İnkârıdır /I
Marksizmin kurucuları, dünya işçi devriminin gelişkin kapitalist ülkeleri kucaklayan sürekli devrimler sayesinde sosyalizme ilerleyebileceğini savunmuşlardı. Tarihte yaşananlar bunun doğruluğunu tersten de olsa kanıtladı. Bu durum çarpıcı ifadesini, proleter sosyalist devrimin Rusya gibi geri bir ülkede patlak vermesi ve Avrupa devriminin imdada yetişmemesi neticesinde biçimlenen koşullarda buldu. Her zaman olduğu gibi tarih yine düz bir çizgide ilerlememiş ve devrimci Marksistlerin önüne çözümlenmesi gereken yeni sorunları yığmıştı. İşçi devriminin Rusya'da sıkışıp kalmasının doğurduğu sonuçlar, 'tek ülkede sosyalizm' tartışması bir yana, sosyalizme geçişin temel koşulu olan devrimci işçi iktidarının uzun süre tek başına yaşayamayacağı gerçeğini gözler önüne seriyordu.
Sınıf Dayanışması Mücadele İçinde Gelişir
İnsanlığın ilkel komünal toplumdan günümüze uzanan serüveni içinde kapitalist üretim tarzı pek çok açıdan ayrı bir önem taşıyor. Üretici güçlerin gelişiminde geçmişle kıyas kabul etmeyecek bir sıçrama sağlayan bu üretim tarzı, böylece, geleceğin sınıfsız toplumuna ilerlemeyi madden mümkün kılacak bir temeli döşedi. Ne var ki yaşam her zaman zıtların birliği ve mücadelesi temelinde yol alıyor. Kapitalizm de yapıcı özelliklerinin yanı sıra, amansız yıkıcı özellikleriyle seyretti. Kapitalist üretim tarzı, insanı kendisine yabancılaştırır, hemcinsiyle rekabet ve çatışmaya sürüklerken, doğayı da kontrolsüz biçimde sömürdü. Gelmiş geçmiş üretim tarzları içinde hiçbiri, insanın doğal topluluk koşullarından sıyrılıp birey olabilmesini mümkün kılmazken, kapitalizm bunu insanı yalnızlaştırmak ve nihayetinde toplumu atomize etmek pahasına başardı.
İspanya Dersleri
Sosyalist devrim döneminde burjuvazi ile koalisyon kurmaktan daha büyük bir suç olamaz.Marksizmin ilkesel tutumunu yansıtan bu tespitler dünün İspanyası'nda olduğu kadar günümüzde de aynen geçerlidir. Ne var ki sınıf uzlaşmacı siyasetler tarihin her döneminde bu suçlarını, gündemde sosyalist bir devrimin bulunmadığı, acil görevin faşizme karşı demokrasiyi savunmak olduğu şeklindeki gerekçelerin ardına gizlemeye çalışmışlardır.
Tehlikenin Ortasındaâ?¦
Sovyetler Birliği ve benzerlerindeki bürokratik rejimlerin çöküşüyle birlikte içine girilen ve 'Soğuk Savaş' denilen dönemin sona erip sıcak çatışmaların yaygınlaştığı olağanüstü çalkantılı dönem devam ediyor. Kapitalist sistemin egemen gücü ABD'nin, yükselen Çin ya da Rusya gibi yeni emperyalist rakiplerle yüz yüze gelmesi ve dünyanın sonucu henüz belli olmayan uzatmalı bir hegemonya krizinin içine yuvarlanması, yaşanan dönemi belirsizliklerle dolu kaotik bir tarihsel döneme dönüştürmüştür. Bu döneme damgasını basan temel faktör, eski hegemon güç ile hegemonya tahtına göz diken yeni güçler arasında tırmanan bir yeniden paylaşım savaşıdır. Amerikan savaş kurmaylarının 11 Eylül tarihini adeta yeni bir milada dönüştürmüş olmaları da buna bağlıdır ve boş bir atak değildir. Bu tarih, ABD emperyalizminin, rakiplerinin önünü kesmek amacıyla erken davranarak saldırı düğmesine bastığı bir dönemeç noktasıdır.
Geçiş Sorunu ve Geçiş Programı /2
Geçiş Sorunu ve Geçiş Programı / I
Geçiş sorunu, emperyalist aşamaya yükselen kapitalizm döneminin proleter devrimler çağı oluşuyla doğrudan ilişkili bulunuyor. Lenin tarafından dillendirilen bu sorun, işçi sınıfının kitlesinin proleter devrim hedefine kazanılması ve mücadelenin bu hedef doğrultusunda ilerletilmesi amacıyla gündeme getirilmişti. Lenin'in geçiş sorununu ortaya koyuşu, bir zamanlar Marksist saflarda bir hayli tartışmaya neden olan aşamalı devrim anlayışına da verilmiş net bir yanıttı. Böylece, irili ufaklı tüm kapitalist ülkelerde devrimci programın işçi iktidarını amaçlaması gereğine işaret etmekteydi Lenin. Fakat onun ölümünden sonra Stalinist bürokrasinin egemenliğiyle birlikte Sovyetler Birliği'ndeki işçi iktidarı son bulacak ve dünya komünist hareketine de İkinci Enternasyonal oportünizminin ya da Rus Menşevizminin alâmeti fârikası olan aşamalı devrim anlayışı enjekte edilecekti.
İşçi Devleti: Daha Baştan Sönmeye Yüz Tutmuş Bir Devlet
Proleter devrimin hedefleri açısından devlet sorununu yerli yerine oturtabilmek için öncelikle şu genel çerçeveyi göz önünde bulundurmak gerekiyor: Devrimci Marksizm proletaryanın nihai amacını, sınıfsız, devletsiz, özgür üreticiler toplumuna ulaşmak olarak ifade eder. Ama bu hedefe varabilmek için proletaryanın kapitalizmden komünizme geçiş dönemi boyunca bir devlete, fakat daha baştan sönmeye yüz tutmuş, yeni tipte bir devlete gereksinimi vardır. Bu nitelikler proletarya diktatörlüğünün olası biçimlerinden birini değil, bizzat onun özünü, varoluş koşulunu belirler.
Reformizm Üzerine
Reformizm diye adlandırılan siyasal anlayış dünyanın her yerinde ve her dönemde işçi hareketini zaafa uğrattı; bu niteliği nedeniyle de Marksist saflarda çok derin tartışmalara konu oldu. Marksizmin kurucularından başlayarak Lenin ve diğer devrimci önderler, reformizmin siyasal anlamı, sosyal kökleri ve yarattığı tahribatlar üzerinde durdular. Alman Sosyalist İşçi Partisinin tüm yönetici kadrosunu hedef alan genelge niteliğindeki mektuplarında (17-18 Eylül 1879 tarihli), Marx ve Engels, parti yöneticilerinin reformist yaklaşımlarını yerden yere vuruyorlardı.
Burjuva İşçi Partileri Üzerine
Grevlerden mitinglere, çeşitli düzey ve büyüklükteki işçi eylemlerine eşlik eden sloganı pek çoğumuz duymuşuzdur: 'Dünya yerinden oynar, işçiler birlik olsa!' İşçilerin neşeli bir melodi ve militanca bir hareketlilik eşliğinde haykırdığı bu sloganı duydukça insanın içi devrimci heyecanla doluyor. Dünya burjuvalarının gerici propagandalarına inat, 'ben ölmedim' diyor işçi sınıfının yukarı kalkık yumrukları!
İşsiz İşçiler
İşçi sınıfının kapsamını belirlerken nesnel hareket noktasını oluşturan işgücünü satmak kriterinin, işçinin kapitalist emek pazarında mutlaka bir alıcı bulacağı anlamına gelmediğini biliyoruz. İşsizlik sorunu, burjuva iktisatçıların suçu kapitalist düzenin sırtından başka yerlere yıkmak amacıyla kasıtlı olarak gösterdikleri gibi, yanlış ekonomik politikaların ya da işçi sendikalarının yükselen ücret taleplerinin vb. ürünü değildir. Gerçekte, işsiz bırakılmış bir emekçi nüfusu üretmeyen, aktif işçi ordusunun yanı sıra bir de yedek işçi ordusu yaratmayan bir kapitalizm düşünülemez. Çünkü kapitalizmin hizmetindeki makineleşme, bir taraftan kapitalistlere, işçi sınıfının daha önce el atamadıkları 'örneğin kadın işçiler gibi' yeni tabakalarını çalıştırma olanağı sağlarken, diğer taraftan da kendi yerlerini makinelerin aldığı işçilerin açıkta kalmalarına neden olarak bir artı-işçi nüfusu yaratır.
