Utku Kızılok

Arabesk, Kemalist Seçkincilik ve Sol

Utku Kızılok

Müzisyen Fazıl Say geçen haftalarda “Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum” diyerek halk kitlelerine ağır hakaretlerde bulundu. Say’ın açıklamaları gerek arabesk gerekse klasik ve opera müziğiyle iştigal edenler tarafından tepkiyle karşılandı, ancak esas tartışma siyasal alanda yaşandı.

Kürt Sorunu Çözülmüyor, İki Halkın Emekçileri Ölmeye Devam Ediyor

Utku Kızılok

Kürt sorununun çözümsüzlüğü ve süren haksız savaş Türk ve Kürt emekçi gençlerinin canını almaya devam ediyor. Son iki ayda onlarca asker ve gerilla yaşamını kaybetti. Hakkâri’de 11 askerin aynı gün yaşamını kaybetmesiyle düzen cephesi savaş naraları atmaya başladı.

Genç Nüfusta İşsizlik Artıyor, Burjuvazi Korkuyor!

Utku Kızılok

Nisanın ortalarında G20 ülkelerinin çalışma bakanları Washington’da bir toplantı yaptılar ve işsizlik meselesini tartıştılar. Toplantıda, işsiz kitleler içinde genç nüfusun artış göstermesine dikkat çekilmiş. 15-24 yaş arası genç nüfustaki işsizlik oranları, 25 yaş üstü nüfustaki işsizlik oranlarının bir hayli üzerine çıkmış bulunuyor.

Kürt Sorununda Çözümsüzlük Toplumu Zehirliyor

Utku Kızılok

Samsun’da Ahmet Türk’e atılan yumruk, darbeci güçlerin yükseltmeye çalıştığı milliyetçi saldırganlık, PKK’ye yönelik askeri operasyonlarla yeniden alevlenen çatışmalar ve artan gerilla ve asker cenazeleri Kürt sorununun yakıcı önemini bir kez daha gündeme yerleştirmiş bulunuyor.

Statükocu Cephenin Sivil Faşizm Demagojisi

Utku Kızılok

Statükocu-devletçi Kemalist burjuva kesimler, yürüyen iktidar kavgasında geniş kitleleri yanlarına çekmek için bir dizi yeni ideolojik argümanlar geliştirmeye çalışıyorlar. “Sivil faşizm” ya da “İslamofaşizm” gibi kavramların siyaset sahnesinde arz-ı endam etmeye başlaması, statükocu-devletçi Kemalist cenahın yeni ideolojik argüman ihtiyacının bir tezahürüdür.

Tekel Direnişi ve Bağımsız Sınıf Çizgisinin Önemi

Utku Kızılok

Tekel direnişi, işçilere 4/C’ye geçmek için tanınan yasal başvuru süresinin dolmasıyla kritik noktaya gelmişti. İşçilerin direniş iradesini tavsatmaya dönük manevraların kritik bir eşiğe geldiği, son günlerin havasından belirgin biçimde sezinleniyordu.

İran Devrimi, Burjuva İç Kapışma ve Dersler

Utku Kızılok

İran’da siyasal ve toplumsal hoşnutsuzluk devam ediyor. Kitlelerin biriken öfkesi her vesileyle kendini dışa vuruyor.

Çürüyen Kapitalizmin Kara Ütopyaları

Utku Kızılok

Rivayet o ki, güneşte patlamalar meydana gelecek ve bu patlamalar dünya üzerindeki yaşamı yok edecek. Dünyanın altı üstüne gelecek, yerin derinliklerden sıcak lavlar fışkıracak ve denizler arş-ı âlâya kalkacak ve yer üzerinde ne varsa eriyecek.

Berlin Duvarı’nın Yıkılmasından Kapitalizmin Tarihsel Krizine

Utku Kızılok

Berlin Duvarı’nın yıkılışı 20. yılında şaşaalı bir şekilde kutlandı. “9 Kasım 1989’da duvarın yıkıldığına kim yerinde tanıklık etti” yarışına giren burjuva devlet başkanları ve kapitalist düzen ideologları, 20. yıl gösterilerinde de boy göstermek üzere Berlin’e koştular.

Türkiye’nin Alt-Emperyalist Açılımları

Utku Kızılok

Emperyalist savaş konjonktürünün ve biriken yüklü tarihsel meselelerin baskısı altında kalan Türkiye burjuvazisi, geldiğimiz aşamada kendi önünü açmak için önemli adımlar atıyor. 10 Ekimde Zürih’te imzalanan ve Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin geliştirilmesini içeren protokoller de bu adımlardan birini oluşturuyor.

Kemalizm Çözülürken Sol Neden Figan Ediyor?

Utku Kızılok

Düzenin egemenleri, on yıllardır, “etrafı düşmanlarla çevrili, dış mihraklar tarafından parçalanmak, yer altı ve yer üstü kaynaklarına el konulmak istenen cennet vatanımız Türkiye” masalıyla emekçi kitlelerin bilincine korku düşürmeye, onu tutsak almaya çalıştılar ve halen de çalışıyorlar.

Kürt Sorunu: İnkârcılıkta Yeni Arayışlar

Utku Kızılok

Son birkaç senedir Kürt sorununun sözümona çözülmesini içeren bir plandan söz edilmekte, Kürt kitlelere umutlar pompalanmakta, fakat çok geçmeden bunlar fos çıkmaktadır. Zira diğer temel siyasi konularda olduğu gibi, TC’nin Kürt sorunu konusundaki siyasetini belirleyen yüksek askeri bürokrasidir ve onun da geleneksel yaklaşımı şudur: “Kürt sorunu yoktur!”

Darbe Günlükleri ve İktidar Kavgasının Seyri

Utku Kızılok

Egemen sınıf içinde yaşanan iktidar kavgası sürerken, bu kavganın bir parçası olarak, dinlenen telefon konuşmalarının kayıtları, ele geçirilen günlükler ve darbe hazırlıklarını ifade eden çeşitli belgeler ortalığa saçılıyor.

Ekim Devrimine Giden Süreçte İşçi Denetimi Deneyimi

Utku Kızılok

1917’nin Şubatında başlayan Rus devrimi kurulu düzeni temellerinden sarsmış, toplumun hemen her kesimini ve işçi sınıfının tüm katmanlarını devrimci sürecin içine çekmişti. Devrimci kitleler, Çarlığın yerle yeksan olduğu ilk günden itibaren siyasal iktidarın fethi sorunuyla karşı karşıya geldiler.

İşyeri Komiteleri ve Sınıf Mücadelesi

Utku Kızılok

Sınıf mücadelesi asla düz bir çizgi üzerinde gelişerek yol almaz. İşçi sınıfının örgütlülük ve hazırlık düzeyine bağlı olarak, sınıf mücadelesinin temposu değişir; siyasal iktidarın fethine giden devrimci durumların ortaya çıkması mümkün olabileceği gibi, gericiliğin galebe çaldığı ve mücadelenin diplerde seyrettiği karanlık bir dönemin içine de yuvarlanılabilir.

Genişleyen AB Çatlağı ve Marksizmin Tarihsel Haklılığı

Utku Kızılok

Avrupa Birliği’nin emperyalist savaş sürecinde belirginleşen çatlakları, dünyayı sarsan ekonomik krizle birlikte daha da genişlemiş buluyor. Kriz dalgaları Amerika’dan Avrupa’ya sıçradığında, başta Birliğin lokomotif gücü Almanya olmak üzere, her kapitalist devlet, “her koyun kendi bacağından asılır” misali, ortaklığı unutarak kendi sermaye gruplarının imdadına koşmuştur.

Kıbrıs Sorunu Çözülüyor mu?

Utku Kızılok

Emperyalist savaşın yeni cephelerinin alev alıp halkları acı ve gözyaşına boğduğu ve emperyalist güçlerin çeşitli araçlar üzerinden karşılıklı olarak birbirine diş gösterdiği bir süreçte, Kıbrıs sorununu “çözme” görüşmeleri yeniden başladı.

Emperyalist Paylaşımın Yol Açtığı Büyük Trajedi

Utku Kızılok

Savaşın, acının ve gözyaşının olmadığı, insanların eşit ve müreffeh yaşayabileceği yepyeni bir toplumun nesnel olanaklarını yaratmış bulunan insanlık, ne yazık ki hükmünü hâlâ icra eden kapitalist düzende, bir kez daha emperyalist savaş cehennemine çekiliyor. 1990’larda Balkanlar’a ve Irak’a düşen emperyalist savaş alevleri, geldiğimiz evrede, dünyanın pek çok bölgesini etkisi altına almış bulunuyor.

Emperyalist Kapışmanın Ortasında Kosova

Utku Kızılok

Yaklaşık on yıldır Birleşmiş Milletler’in ve NATO’nun denetiminde olan ve Sırbistan’dan fiilen kopan Kosova, 17 Şubat 2008’de bağımsızlığını ilan etti. ABD, İngiltere ve Fransa gibi emperyalist güçler ve Türkiye Kosova’nın bağımsızlığını tez zamanda tanıdılar. Böylece Balkanlar’da yeni bir ulus-devlet daha dünyaya gözlerini açmış oldu. Sırbistan burjuvazisi ise, tüm ezen ulus-devletlerin bildik tutumunu sergiledi: Kosova’nın bağımsızlık ilanına şiddetle tepki gösterdi ve kitleleri milliyetçilik temelinde sokağa döktü. Rusya ve Çin emperyalizmi de Sırbistan egemen güçlerine destek açıklayarak, Kosova’nın bağımsızlığına karşı çıktılar ve Birleşmiş Milletler’e kabul edilmesinin önüne geçtiler. Şu tespiti yapmak mümkün: yıllarca Sırbistan’ın boyunduruğu altında inletilen Arnavut halkının haklı istemlerinden bağımsız olarak, Kosova’nın bağımsızlık ilanı, 1990’lar boyunca akan kanın henüz kurumadığı Balkanlar’ı bir kez daha tutuşturabilecek yeni bir kıvılcımdır.

Kapitalist Ekonomide Kriz Çanları

Utku Kızılok

Önümüzdeki süreç, gerçekten de büyük altüst oluşlara gebedir. Ancak bu altüst oluşun sınıf mücadelesinin yükselmesini ve devrimci durumların ortaya çıkmasını içerdiğini de unutmamak gerekiyor. Savaşın nasıl gelişeceğini tayin edecek olan temel etmen kesinlikle sınıf mücadelesidir. Eğer işçi sınıfı uluslararası düzeyde örgütlü bir güç olarak ayağa kalkarsa, kapitalizmin bunalımına devrimci bir cevap verir ve savaştan bir işçi devrimi doğar.

Kenyalı Emekçiler Palaları Kapitalizme İndirmeli!

Utku Kızılok

Açlıktan, susuzluktan ve hastalıktan kırılan kara Afrika’nın trajedisi bitmiyor. Burundi, Kongo, Ruanda, Sierra Leone, Somali, Fildişi Sahilleri ve Sudan’dan sonra, şimdi de Kenya kan gölüne dönmüş bulunuyor.

Dünden Yarına: Emperyalist Savaş Dünyayı Sarıyor

Utku Kızılok

1990’lardan sonra burjuvazinin ideolojik bombardımanının merkezinde sınıf mücadelesinin bittiği yalanı yer alıyordu. Ama gelinen aşama burjuvazinin bu yalanını tuzla buz etmiş bulunuyor. İçinden geçtiğimiz süreç öylesine keskin çelişkilerle yüklüdür ki, her an her yerde beklenmedik patlamalarla kendini dışa vurabilmektedir.

Oryantalizm, Medeniyetler Çatışması ve Ilımlı İslam

Utku Kızılok

Medeniyetler çatışması ve uluslararası terörizm derken, uluslararası siyasal literatüre yeni bir kavram daha sokuldu: ılımlı İslam! Bu kavramlaştırma üzerinden gerek Türkiye’de gerekse uluslararası düzeyde İslamın ılımlılaştırılması ve demokrasiyle bağdaşıp bağdaşmayacağı tartışılıyor.

12 Eylül’den Günümüze İşçi Hareketinin Durumu

Utku Kızılok

12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi, Türkiye işçi sınıfı tarihinde pek çok yönüyle özel bir yer tutmaktadır. Faşizmin en doğrudan sonucu, 1960’ların ikinci yarısında başlayan ve 12 Mart darbesine rağmen durdurulamayan devrimci yükselişi durdurması ve işçi sınıfının siyasal ve sendikal örgütlülüğünü dağıtmasıydı.

Ölümünün 112. Yılında Engels

Utku Kızılok

Uluslararası işçi sınıfının önderi, öğretmeni, Marx’ın yoldaşı ve Marksizmin kurucusu Friedrich Engels 5 Ağustos 1895’te saat 23.30’da, başucunda yanan mumun küçülüp büyüyen alevini son kez gördü ve gözlerini sonsuza dek bu dünyaya kapattı. Böylece Engels de yoldaşı Marx gibi, daha insanlığın toplumsal kurtuluşuna giden yolda işçi sınıfına çok şey öğretecekken, zamanından önce göçüp gitti bu dünyadan. Lenin’in de haklı olarak vurguladığı gibi Engels, yoldaşı Marx ile birlikte işçi sınıfına kendini bilmeyi, kendi sınıf bilincine ulaşmayı ve toplumsal kurtuluşu için nasıl ve hangi araçlarla kavga etmesi gerektiğini öğretti. Bundan dolayıdır ki, her işçi Engels’in kim olduğunu ve nasıl bir dava uğruna mücadele ettiğini bilmelidir, onun yaşamını öğrenmeli ve eserlerini okumalıdır.

Ortadan Kalkmayan Tehlike: Faşizm

Utku Kızılok

Emperyalist savaşlar gibi faşizmin kaynağında da kapitalizmin biriken çelişkilerinin patlaması ve sistemin buhrana sürüklenmesi vardır. Kapitalizmin patlayıcı çelişkilerinin, insan aklının tahayyül etmekte zorlandığı gaz odalarıyla taçlanmış faşizm gibi olağanüstü yönetim biçimlerine nasıl yol açtığını, öte taraftan da insanlığı yıkıma sürükleyen yeni bir emperyalist savaşı nasıl başlattığını biliyoruz. İkinci Dünya Savaşından sonra, bir daha böyle şeyler olmaz denirken, biriken çelişkiler 11 Eylül 2001’de New York’taki İkiz Kulelerin çöküşüyle patlamalı bir şekilde açığa çıktı. Amerikan savaş kurmayı sanki bu anı bekliyormuş gibi, sonsuz bir savaş başladığını ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ilan edip, savaş makinelerini önce Afganistan’a bilahare Irak’a sürerek emperyalist savaşı doğrudan başlattı.

Burjuva Demokrasisi ve İşçi Demokrasisi

Utku Kızılok

Statükocu-devletçi burjuva güçler ile liberal geçinen AB’ci burjuva güçler arasında şiddetlenen tepişme ve ortaya çıkan kriz, Türkiye’deki burjuva demokrasisinin dar çerçevesini ve sınıfsal özünü bir kez daha gözler önüne serdi. Ön cephede ağırlıklı olarak asker-sivil bürokrasinin yer aldığı statükocu güçler, tarihsel mevzilerini –devlet-siyaset üzerindeki hâkimiyetlerini– kaybetmemek için her türlü anti-demokratik yönteme başvuruyorlar. Buna karşın, TÜSİAD’ın başını çektiği liberal geçinen AB’ci güçler, karşı tarafın saldırılarına gerektiği gibi tavır alamamış ve çok savunur göründükleri verili burjuva demokrasisine bile sahip çıkamamışlardır.

AB’nin 50. Yılı Üzerine

Utku Kızılok

Avrupa’nın burjuva liderleri geçtiğimiz Mart ayında Avrupa Birliği’nin 50. yılını debdebeli bir gösteriyle kutladılar. Şampanyalar patlatıldı, özgürlük, demokrasi ve barış üzerine nutuklar atıldı. Buna mukabil burjuva liderler yüzlerine yerleştirdikleri sahte mutluluğa, gülücüklere ve aşırı nezakete rağmen bastıramadıkları bir kaygı içindeydiler. Zira çizilen tablo ile verili gerçeklik tümüyle farklı. Birliğin geleceğinin belirsiz olduğu çoktandır apaçık ortaya çıkmış bulunuyor.

Fransa’da Neler Oluyor?

Utku Kızılok

Fransa tarihinin en yüksek katılımlı (%86) seçimi olan 22 Nisandaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunu, Halk Hareket Birliği (UMP) adayı Nicolas Sarkozy kazandı. Halihazırda İçişleri Bakanı olan Sarkozy toplam oyların %31’ini alırken, Sosyalist Parti adayı Ségolene Royal 25,8’ini, Fransa Demokrasi Birliği lideri François Bayrou 18,6’sını ve ikinci tura kalması beklenen Ulusal Cephe lideri faşist Le Pen ise 10,5’ini aldı. Buna karşın komünist ve diğer sol adaylar geçmiş dönemki oylarını koruyamadılar. 2002’deki seçimlerde toplamda %11 civarında oy alan Troçkist adaylar bu seçimlerde yalnızca %6 civarında oy alırken, Komünist Partisi de ancak %1,9 oranında oy alabildi.

İşgünü Mücadelesi ve 1 Mayıs'ın Doğuşu

Utku Kızılok

İşçi sınıfı uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs'ı ağır koşullar altında karşılıyor. Burjuvazinin saldırıları öylesine bir boyut kazandı ki, işçi sınıfı büyük bedeller ödeyerek elde ettiği tarihsel kazanımlarının çoğunu yitirmekle kalmadı, 1800'lü yılların çalışma ve yaşam koşullarına adeta geri döndü. Bunun en doğrudan, en çıplak hali iş saatlerinin alabildiğine uzatılması, ücretlerin düşürülmesi ve yaşam koşullarının kötüleşmesidir. Başta Çin olmak üzere pek çok ülkede işçi kitlelerinin çalışma ve yaşam koşulları Engels'in İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu adlı eserinde betimlediği manzaralardan pek de farklı değil artık.

Proleter Devrimin Şafağı: Paris Komünü

Utku Kızılok

Bundan 136 yıl önce Paris Komüncüleri şöyle haykırıyorlardı: Yaşasın toplumsal devrim! 18 Mart 1871'de Parisli işçiler ayaklanarak bir kent ölçeğinde de olsa siyasal iktidarı ele geçirdiler ve tarihin sayfalarına unutulmayacak bir iz bıraktılar. Sadece 72 gün yaşayabilen Paris Komünü, işçi sınıfının iktidar biçiminin somutlaşmasıydı. Engels'in ifadesiyle o bir proletarya diktatörlüğüydü. Komün ortaya koyduğu eserle dünya işçi hareketine damgasını bastı. Marx'ın da vurguladığı gibi, Komünün en büyük önemi onun varlığı ve etkinliğiydi. Komünün varlığında somutlanan devrimci ilkeler bugün de, neredeyse tüm yönleriyle önemini koruyor.

Beynelmilel: Baharı Karşılamak

Utku Kızılok

1980 öncesinde işçi sınıfının yükselen devrimci mücadelesi öylesine bir etki yaratmıştı ki, ne roman ne şiir ne tiyatro ne de sinema bu etkinin dışında kalabilmişti. Sanat ve edebiyata can veren de, onun içeriğini belirleyen de, yükselen devrimci mücadeleydi. Lakin 12 Eylül 1980 faşizmiyle birlikte örgütlü işçi sınıfı ağır bir darbe yedi ve sınıf hareketi geri çekildi. İşçi sınıfının devrimci balyozunun basıncı altında sol bir kabuğa bürünmüş Türkiye entelijensiyası da, devrimci basıncın etkisinden kurtulunca tez zamanda büründüğü kabuğu yarıp küçük-burjuva özünü dışa vurdu. Sınıf mücadelesinin geriye çekilmesiyle mücadele saflarını terk etti. Nedamet getiren ve ruhunu burjuvaziye satan bu küçük-burjuvalar, devrimci ve örgütlü mücadeleye kara çalmayı da kendilerine iş edindiler. 12 Eylül sonrasının sanat ve edebiyatına damgasını basan şey umutsuzluk ve karamsarlıktı. Kendi acılarını toplumsal kurtuluş mücadelesinin yerine geçirenler, toplumu, ne denli acı çektiklerine tanıklık etmeye çağırıyorlardı. Yapılan filmler, sahnelenen oyunlar, yazılan romanlar ve şiirler nedamet getirmenin arzuhaline dönüştü. 2000'li yıllara böyle gelindi. Bu yıllar içinde, 12 Eylül faşizminin topluma giydirdiği rejimi cepheden karşısına alarak sorgulayacak neredeyse tek film yapılmadı. Son senelerde yapılan birkaç filmse, ya devrimcilerle dalga geçerek mücadeleyi aşağılıyor ya da ortada kalmışlığı veyahut pişmanlığı haklı göstermeye çalışıyordu. Böyle filmlerden sonra Eve Dönüş ve Beynelmilel gibi, faşizmin karanlığına bir nebze de olsa ışık tutan filmlerin yapılması oldukça sevindiricidir.

Uluslararası Siyasetin Eğilimleri ve İşçi Sınıfı

Utku Kızılok

ABD'nin işlerinin Afganistan'da ve Irak'ta istediği gibi gitmemesi; savaşın yürütülme biçimine ve izlenen taktiklere dair Amerikan burjuvazisi içinde bir 'çatlağın' oluşması ve Rumsfeld'in istifa etmesi; ABD'nin Irak'taki durumunu tespit etmek üzere oluşturulan Irak Çalışma Grubu'nun yayınladığı rapordan sonra çekilme tartışmalarının yaşanması, dünya sosyalist hareketinin büyük bir kesimince Amerikan emperyalizminin yenilgisi biçiminde yorumlandı. Beri yandan Kongre seçimlerini az farkla da olsa Demokratların kazanması ve Cumhuriyetçilerin kaybetmesi de Bush ve şürekâsının yenilgisi olarak telakki edildi ve bu 'yenilgi' Amerikan emperyalizminin yenilgisiyle özdeşleştirilmeye çalışıldı.

Bağlantısızlar Hareketi ve Anti-Emperyalizm

Utku Kızılok

Geçtiğimiz Eylül ayında Küba'nın Başkenti Havana'da Bağlantısızlar Hareketi zirvesi toplandı. 118 devletin katıldığı bu toplantı dünya ölçeğinde bir hayli de yankı buldu. SSCB'nin tarih sahnesini terk etmesi ve ABD emperyalizminin dünyada tek hegemon güç olarak kalmasıyla birlikte fiilen dağılmış bulunan Bağlantısızlar Hareketinin yıllar sonra toplanması, Chavez ve Ahmedinecad gibi liderlerin 'anti-emperyalizm' pozlarıyla zirvede boy göstermesi, sol çevrelerde de heyecana neden oldu. Zirve vesilesiyle iki konu tartışılmaya başlandı. Birincisi, ABD emperyalizmine karşı yeni bir güç odağı şekilleniyor ve böylece tek kutuplu dünya çok kutupluluğa mı gidiyordu? İkincisi, Chavez, Morales ve Ahmedinecad gibi liderlerin yükselttikleri çizgi 'anti-emperyalist' miydi?

Ekim 1917: Dünyayı Sarsan Kızıl Fırtına

Utku Kızılok

SSCB'nin tarih sahnesini terk etmesiyle birlikte burjuvazi, işçi hareketi saflarında yaşanan kargaşadan yararlanmak ve bilimsel sosyalizme karalar çalmak üzere pervasız bir şekilde harekete geçti. Burjuva ideologları hep bir ağızdan 'komünizm öldü' türküsü çığırıyorlardı. Bu yalancılar şürekasına göre, 'sınıf mücadelesi bitmiş' ve 'tarihin sonu gelmişti'! Adeta Olimpos'a kurulmuş Tanrılar gibi, her şeye muktedirdi onlar; sosyalizme ölüm cezası verirken, kapitalizme ebedi yaşam iksiri içiriyorlardı. Onlara göre sosyalizm baskıcı ve totaliter bir rejimdi, eşitliği sağlamadığı gibi, tersine, bireyi ezmiş ve eşitsizlikler üretmişti. İnsanlık yeni devrimlerin peşinden koşmayacaktı artık. Zaten Marksizm yanlış bir doktrindi ve yanlışlığı pratikte ispatlanmıştı. Kuşkusuz bu zırvalar hâlâ sürüp gidiyor; ancak bilcümle egemen sınıf, yaktığı tütsülere ve okuttuğu onca dualara karşın öldü ilan ettiği Marksizmin ruhunu kovabilmiş değil.