Oktay Baran

Kürt Sorununda Çözümsüzlük Politikaları

Oktay Baran

Burjuva siyaset sahnesine asker-sivil bürokrasinin envai çeşit hükümet darbesi girişimleri damgasını vuradursun, kapalı kapılar ardında, Türkiye’nin en temel siyasal-demokratik sorunlarından biri olan Kürt sorununda ilginç gelişmeler yaşanıyor.

1 Mayıs 2008’e Dair

Oktay Baran

1 Mayıs 2008’de İstanbul’da yaşananlar, AKP karşıtı tüm kesimler tarafından şu ya da bu biçimde mahkûm edildi. AKP’nin anti-demokratik ve işçi düşmanı tabiatı bir kez daha ortaya çıktı. Sol hareketin birçok bileşeni, bu durumu “büyük bir politik kazanım ve zafer” olarak yorumladı. Ne var ki, AKP’nin teşhir olduğunu dile getirmekle sınırlı bir değerlendirme, işçi sınıfı hareketi açısından son derece yetersizdir, yanlışlara gebedir ve sorumluluktan kaçan bir anlama gelmektedir.

Militan Bir Sendikal Mücadele İhtiyacı

Oktay Baran

90’lı yılların ortalarından itibaren kıpırdanmaya başlayan Türkiye işçi hareketi, ‘99 depreminin ve 2000’lerin başındaki krizin ardından neredeyse tümüyle uykuya yatmıştı. Ama son dönemlerde grev ve işyeri direnişlerinde gözlemlenen bazı yükselişler, dünya işçi sınıfı ordusunun Türkiye bölüğünün de hareketleneceğinin işaretlerini vermeye başlıyor.

Bilim ve Teknoloji Patent Esaretinde

Oktay Baran

150 yıl önce Marx ve Engels, mum ışıkları altında o muazzam dehalarıyla bunun hayalini kurmuşlardı. Dehaları, insanlığa duydukları sevgi ve inanç onları yanıltmadı, bugün tüm öngörüleri doğrulanmış durumda. Bugün tüm bunlar çok büyük ölçüde mümkün. Bu olanakları hayata geçirebilmenin önündeki tek engel ise, onların 150 yıl önce saptadıkları gibi, kapitalist üretim ilişkileri.

Din Sorunu, Laiklik ve Marksizm

Oktay Baran

Gerek ulusal gerek bölgesel gerekse de uluslararası gelişmeler, komünist hareketin dine, laiklik ve inanç özgürlüğü sorununa bağımsız sınıf çıkarları penceresinden yaklaşmasını ve gerçekten devrimci Marksist bir perspektif sunmasını gerekli ve acil kılıyor. Bu noktada atılması gereken ilk adım, sosyalist hareketin kendisini burjuva laisizminin dar bakış açısından ve tepeden inmeci geleneklerden tümüyle kurtarmasıdır.

Ekim Devriminin Yankıları

Enternasyonalizm, Konseyler ve Parti

Oktay Baran

Bolşevizm, kapitalizmi ulusal bir sistem olarak algılamadığı gibi ona karşı verilecek mücadeleyi asla ulusal ölçekle sınırlı olarak ele almadı. Onu Bolşevizm yapan şey; katıksız bir enternasyonalizm anlayışı temelinde dünya devrimi perspektifine bağlılık; işçi sınıfının devrimci potansiyeline, onun doğrudan eylemine, girişkenliğine ve yaratıcılığına sarsılmaz bir güven ve son olarak da proleter devrimin zaferi için kararlı, disiplinli, net bir programa sahip ve işçi sınıfının en bilinçli unsurlarıyla sınırlandırılmış bir öncü partinin zorunluluğu fikriydi.

Emperyalizmin Kıskacında Ortadoğu

Oktay Baran

Şiisiyle Sünnisiyle, Yahudisiyle Hıristiyanıyla, Arabıyla Türküyle, Acemiyle bölgedeki tüm burjuva güçler, emekçi yığınların kanı ve kemikleri üzerinden güç, iktidar ve kâr savaşı veriyorlar. Hepsi de diken üstünde duran bu burjuva iktidarların ya da güç odaklarının mevcut konumlarını sürdürebiliyor olmalarının tek nedeni, emekçi kitleleri etnik, dini, mezhepsel ve aşiretsel fay hatları boyunca bölmeyi başarıp, onları burjuva ideolojisine mahkûm etmiş olmalarıdır.

Oportünizm, Yurtseverlik ve Savaş

Oktay Baran

Bugün dünya kapitalist ekonomisinin şaşalı büyüme döneminin çoktan kapanmış olması ve genel bir durgunluk eğiliminden bahsediliyorsa, Afrika’nın batısından Asya’nın doğusuna kadar haritaların yeniden çizilmesi emperyalistlerce çoktan gündem maddesi haline getirildiyse, nükleer silahların daha da geliştirilmesi dahil silahlanma yarışı yeniden bunca hızlanmışsa, yeni bir dünya savaşı ufukta demektir. Bu savaşın hangi biçimlere bürüneceği tamamen ikincil bir sorun olmak kaydıyla, işçi sınıfını bekleyen milliyetçi ihanet tehlikesi ortadan kalkmış değildir.

Psikolojik Savaş ve Kürt Sorunu

Oktay Baran

27 Nisan’daki birinci muhtırayla başlayan süreç, 8 Haziran’daki ikinci muhtırayla devam ediyor. Gün geçmiyor ki, burjuvazinin iki kesimi arasındaki iktidar mücadelesinde kapitalist düzenin pisliklerini açığa vuran yeni olaylar yaşanmasın, yeni belgeler ortaya saçılmasın, yeni psikolojik savaş teknikleri ifşa olmasın.

Muhtıra, Küçük-burjuva Solculuğu ve Kemalizm

Oktay Baran

Türkiye burjuvazisinin statükocu-devletçi kanadı ile liberal geçinen kanadı arasındaki çatışmaya uzun bir süredir işaret ediyoruz. Bu çatışma, işçi sınıfı hareketinin son derece cılız olduğu günümüz koşullarında, tüm siyasal alana hâkim olmuş durumdadır. Militan ve kitlesel bir işçi hareketi karşısında domuz topu gibi birleşen burjuva kesimlerin, işçi hareketini geriye savurmayı başardıklarında, birbirleriyle nasıl bir güç ve iktidar kavgasına giriştiklerinin örnekleriyle doludur tarih.

Postal Gölgesinde Devlet Solculuğu

Oktay Baran

Onuncu cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasına bir yıl kala statükocu güçlerin iyice ısıtmaya başladıkları cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale süreci, generallerin hükümete verdiği gayri resmi muhtırayla doruk noktasına ulaştı. 27 Nisan gecesi genelkurmay internet sitesinde yayınlanan muhtıra, it dalaşında yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor.

Kürt Sorunu

Oktay Baran

Türk burjuvazisinin iki kanadı arasındaki güç ve iktidar kavgası şiddetli bir şekilde devam ediyor. Devleti kendi mülkü olarak gören geleneksel statükocu kanat ile TÜSİAD'ın başını çektiği kanat arasındaki hegemonya mücadelesinin daha da kızışması boşuna değil. Nitekim yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri ve onunla bağlantılı olarak genel seçimler, nihai bir belirleyicilik taşımasa bile bu iki kanat arasındaki mücadelede önemli bir muharebe alanını oluşturuyor. Yürüyen tartışmaların da açığa çıkardığı gibi, biri devletin zirvesini, diğeri ise hükümeti belirleyecek olan bu iki seçimden dananın kuyruğunu kopartacak olanı cumhurbaşkanlığı seçimleri.

Statükocuların Saçtığı Milliyetçilik Zehri

Oktay Baran

Hrant Dink'in katledilmesinin ardından burjuva medyanın önemli bir bölümü bu kalleş suikastı lanetleyen bir görüntü sundu. En gerici burjuva kesimler bile bu genel atmosferin basıncıyla seslerini kesip, Dink'in arkasından timsah gözyaşlarını esirgemediler. Başlangıçta faşist MHP ve BBP gibi partiler bile, bu cinayetle aralarına bir çizgi çekmeye ve kendilerini cinayeti işleyenlerden ayrı tutmaya, onlarla bir ilişkileri yokmuş gibi göstermeye çabaladılar. Ne var ki, Hrant Dink'in cenaze töreninin içeriği ve kitleselliği, pek çok burjuva kesimin tahammül sınırlarını zorlayacak cinstendi. Cenazenin ardından statükocu, gerici ve faşist çevrelerin karşı saldırıya geçmesiyle atmosfer bir anda değişiverdi.

Statüko Düşkünü, Darbe Düşler Kış Günü

Oktay Baran

Türk burjuvazisinin kızışan iç kapışması, Newsweek dergisinde yayınlanan bir makaleye de darbe kehaneti biçiminde yansıdı. Neocon'ların önde gelen 'düşünce kuruluşlarından' Hudson Enstitüsünde 'Türkiye uzmanı' olarak görevli Zeyno Baran'ın Newsweek dergisindeki makalesinde 2007 yılı içerisinde Türkiye'de bir askeri darbe olma olasılığının yarı yarıya olduğunu yazmasıyla birlikte, liberallerin gözleri bir kez daha korkuyla ABD'ye çevrildi. Makalesinde 'üst düzey komutanların' gidişattan memnun olmadıklarını ve müdahale edebileceklerini belirten Zeyno Baran, böylesi bir müdahalenin aslında AB açısından da daha hayırlı olabileceğini, daha laik ve İslamcılardan arınmış bir hükümetle Türkiye'nin AB için daha iyi bir partner olabileceğini dile getiriyor. Böylece kendi pozisyonunu ve kuşkusuz ABD'de çıkarlarını temsil ettiği burjuva kurum ve kesimlerin konumunu da dışa vurmuş oluyor. Tesadüfe bakın ki makale öncesi günlerde Genelkurmay 2. Başkanı ABD ziyareti sırasında Hudson Enstitüsünde ağırlanıyor ve makalenin yayınlanmasını takip eden günlerde de, aralarında generallerin de bulunduğu 20 emekli subay Genelkurmay Başkanına bir mektup göndererek orduyu müdahaleye çağırıyordu.

Mikro Kredi ve Makro Yalanlar

Oktay Baran

Önce Nobel Edebiyat Ödülünün Orhan Pamuk'a verilmesi vesilesiyle, ardından da Nobel Barış Ödülü vesilesiyle, bu ödüller bir anda burjuva aydın kesiminin ilgisine mazhar oluverdi. Statükocu-devletçi burjuva kesimler, Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü kazanmasını onun 'hainliği'ne bağlayıverdiler. Böylelikle Türk burjuvazisinin iki kesimi arasında sürüp giden dalaşmanın konularından biri haline geldi Nobel Ödülü.

Çin Devrimi Üzerine

Oktay Baran

1 Ekim 1949'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin ilan edilmesiyle zafere kavuşan Çin devrimi ve onun doğrudan ve dolaylı sonuçları bugün hâlâ sol hareketin değişik kesimleri arasında süren bir tartışmanın konusu olmaya devam ediyor. 1949 devrimini doğru değerlendirmek için biraz gerilere uzanıp, daha az bilinen ve hiç üzerinde durulmayan 1925-27 Çin devriminin yenilgisinin nedenlerini anlamak gerekiyor.

Barış Bir Devrim Sorunudur

Oktay Baran

1 Eylül 1939'da faşist Alman ordularının Polonya'yı işgale girişmesiyle II. Dünya Savaşı resmen başlamış oluyordu. 50 milyon insanın katledilmesiyle ve çok daha fazlasının yaralanmasıyla sonuçlanan bu emperyalist barbarlığın resmi başlangıç tarihi, daha sonra yine aynı emperyalist güçler tarafından Dünya Barış Günü ilan edildi! George Orwell'in meşhur 1984 romanında tasvir ettiği egemen sınıfın sözcük oyunlarını aratmayacak bir sahtekârlıktı söz konusu olan. Emperyalizm çağında nasıl ki büyük güçlerin kozlarını paylaştıkları savaşlar emperyalist savaşlarsa, onların çıkarlarını koruyan ve garanti altına alan bir barış da ancak emperyalist bir barıştır. Gerçek şu ki, emperyalist kapitalist sistem egemenliğini sürdürdüğü sürece, sözde barış dönemleri gerçekte emperyalist savaşlar arasında verilen geçici bir ateşkes döneminden başka bir şey değildirler.

Aşılması Gereken Bir Zirve: 15-16 Haziran Direnişi

Oktay Baran

60'lı yılların ortasından itibaren yalnızca başta Avrupa olmak üzere ileri kapitalist ülkelerde değil, Türkiye'de de işçi sınıfı hareketi açısından son derece önemli bir yükseliş söz konusu olmuştu. Bu noktada Türkiye'ye özgü olan şey, böylesi bir yükselişin ilk kez yaşanması, yani işçi hareketinin gerçek bir sınıf hareketine dönüşmesiydi. Tek tek bireyler olarak değil bir sınıf olarak kavga vermenin gereğini hızla öğrenen o dönemin işçi kuşağı, böylelikle atıldığı ve militanca yürüttüğü mücadelenin içinde kendisini bir yığın olmaktan çıkartıp kendisi için sınıf haline getirmişti.

Emperyalist Savaş Devam Ediyor

Oktay Baran

Irak savaşının üç yılını geride bıraktık. 18 Martta dünyanın belli başlı büyük kentlerinde savaş karşıtı gösteriler düzenlendi. Bu gösterilerin kitleselliği, savaşın arifesindeki düzeyiyle karşılaştırılamaz ölçüde düşük. Bunun nedenlerini devrimci hareketin iyi kavraması ve gerekli sonuçları çıkartması gerekiyor. Çünkü içinden geçtiğimiz dönemde, emperyalist savaşlar birer istisna değil, kural durumundadır. Yarın dünyanın diğer bölgelerine yayılması neredeyse kesin olan bu savaşlara karşı doğru tutum alabilmek için, nasıl bir dönemden geçtiğimizi ve bu savaşların gerçek doğasını, amaçlarını ve hedeflerini doğru kavramamız gerekiyor. Yanlış kavrayışlardan türetilen yanlış mücadele yöntemleriyle bir arpa boyu yol alınamayacağını geride bıraktığımız üç yıl, görmek isteyen gözler için yeterince göstermektedir.

Sermayenin Fendi Kırmızı Çizgileri Yendi

Oktay Baran

ABD'nin Irak'ı işgal etmesiyle birlikte, Türk burjuvazisinin statükocu-devletçi kesimi, Irak'ta kurulacak bir Kürt devletinin savaş sebebi sayılacağını açıklayarak 'kırmızı çizgilerini' bir kez daha belirtik hale getirmişti. Bu çizgilerin zamanla nasıl sararıp solduğunu uzun süre önce dile getirmiştik. Daha işgalin ilk aylarında, Temmuz 2003'te, Süleymaniye'de bulunan TC ordusuna ait bir özel kuvvetin komutanlarıyla birlikte ABD tarafından gözaltına alınıp başlarına çuval geçirilmesiyle, bu çizgilerin pek de kaale alınmadığı mesajı verilmişti Ankara'ya. Emperyalist hiyerarşi içerisinde herkesin haddini bilmesi gerektiği, Türkiye gibi bir ülkenin kendi bölgesinde bir güç olmak istiyorsa bunu ancak büyük ağabeyin verdiği icazetle ve onun çizdiği sınırlar çerçevesinde kalarak yapabileceği hatırlatılıyordu böylelikle.

şubat Devriminden Hatırlanması Gerekenler

Oktay Baran

Latin Amerika'da sınıf mücadelesinin yükseldiği, özellikle Ortadoğu ve Orta Asya'da emperyalist hegemonya kavgasının kızıştığı bir dönemden geçiyoruz. Dünya işçi sınıfı giderek daha büyük bir hızla emperyalist savaşlar-krizler sarmalının içine giriyor ve yer yer devrimci durumlar yaşanıyor. Dolayısıyla geçmiş devrim deneyimlerinin derslerini döne döne hatırlamak gerekiyor.

Latin Amerika Sosyalizme mi Gidiyor?

Oktay Baran

Son yıllarda özellikle Latin Amerika'da sınıf mücadelesi giderek yükseliyor ve buna paralel olarak sosyalizm fikri de belli bir sempati kazanmaya başlıyor. Tüm dünyanın çalkantılar içerisinde olduğu, ekonomik krizin bir türlü aşılamadığı, tüm kapitalist ülkelerde siyasetin temel taşlarının yerlerinden oynamaya başladığı, emperyalist savaşların ve emperyalistler arasındaki hegemonya kavgasının kızıştığı bir dönemde sosyalizm düşüncesinin geniş emekçi kitleler nezdinde belli bir itibar kazanmaya başlaması, ilk bakışta kuşkusuz çok önemli ve sevindirici bir gelişme olarak görünüyor. Ancak, biraz daha yakından bakıldığında, bu sürecin aslında kendi içinde çok ciddi tehlikeleri barındırdığını da görmek zor değil. 20. yüzyılda SSCB başta olmak üzere kendilerini 'sosyalist' olarak tanıtan rejimlerin sosyalizmle ilgisi olmayan uygulamaları ve nihayetinde de çöküşleri emekçi kitlelerin kafalarını karıştırmış ve sosyalizme duydukları inancı zedelemişti.

İktisadi Mücadelenin Anlamı ve Sınırları

Oktay Baran

19. yüzyılın sonlarında Almanya'da devrimcilere uyguladığı zulümle ün yapmış bir İçişleri Bakanı, 'her grevin ardında, devrim canavarı pusuya yatmıştır' demişti. Grevlerin barındırdığı potansiyelin daha güzel bir anlatımını bulmak zordur. Gerçekten de her grev, bir işyeriyle sınırlı ve geçici bir süreyle de olsa kapitalist sömürü çarkının durması anlamına gelir. İnen şalterler, duran makineler ve çalışmayan eller, kapitalist toplumda zenginliği kimin yarattığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyarlar.

1 Eylül Yaklaşırken: Barış Hayalleri ve Solun Unuttukları

Oktay Baran

Bugün, bu gerçekleri önemsemeyip unutturmaya çalışanlardan, savaş-barış ve devrim konusunda Bolşevizme sadık yaklaşımlar beklemek hiç de gerçekçi bir beklenti olmayacaktır. 'Gerçek düşman kendi evinde' şiarıyla emperyalist savaşı işçi sınıfının iktidarı almak için yürüteceği bir iç savaşa çevirme politikasını izleyen Bolşevizmin yaklaşımı şu tespitten yola çıkıyordu: Hele emperyalizm çağında hiçbir siyasal kavram sınıfsal bir sıfat olmaksızın bir anlam ifade etmez. Vatan, devlet, demokrasi, özgürlük, şiddet, savaş ve barış. Peki ama hangi sınıfın?

Artan Yoksulluk ve Sefalet Kapitalizmin Gerçeğidir

Oktay Baran

Kapitalizmde işçi sınıfının artan bir sefalet yaşamadığı, tersine yaşam standartlarının yükseldiği ileri sürüldü. Artık 'Marx'ın zamanındaki gibi' paçavralar içinde gezinen, fabrika köşelerinde ya da barakalarda yaşayan, günde 18 saat çalışan işçiler yoktu! Oysa Marksizm işçi sınıfının mutlak anlamda sürekli yoksullaşacağından hiçbir zaman söz etmemiştir. Hatta ekonomik gelişmeye bağlı olarak işçi sınıfının yaşam düzeyinin geçmiş dönemlere oranla bir ölçüde yükselmesi de pekâlâ mümkündür. Aslında revizyonistlerin ve burjuva iktisatçıların 'yoksullaşma' olgusu bakımından en sahtekârca davrandıkları nokta yoksullaşmayı bireyin mutlak yoksullaşması olarak ele almalarıdır.

İşsizlik İstatistikleri: Rakamların Sahte Dili

Oktay Baran

Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE), 2005 yılından itibaren işsizlik ve istihdamla ilgili istatistikleri üçer aylık dönemler üzerinden bir ortalama alarak her ay açıklamaya başladı. şu ana kadar, Ocak 2005 ve şubat 2005 verileri açıklanmış durumda. Bu veriler, burjuva medyada ve burjuva iktisatçılar arasında hararetli bir tartışma başlattı. Ne oluyordu da, bir taraftan Türk ekonomisi rekor üstüne rekor kırarak büyürken, aynı zamanda işsizlik de yeni rekorlara imza atıyordu?