Sınıf Belleği

Endonezya’da 1965 Darbesi

Selim Fuat

Endonezya işçi sınıfı ve devrimcilerinin aldığı bu ağır darbe, burjuvazinin egemenliğini pekiştirmiş ve böylelikle Endonezya, emperyalist-kapitalist sistemin sağlam bir parçası haline getirilmiştir. Böylesine güçlü bir geçmişe sahip komünist hareket ise Endonezya’da hâlâ belini doğrultamamıştır.

12 Eylül’den Günümüze İşçi Hareketinin Durumu

Utku Kızılok

12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi, Türkiye işçi sınıfı tarihinde pek çok yönüyle özel bir yer tutmaktadır. Faşizmin en doğrudan sonucu, 1960’ların ikinci yarısında başlayan ve 12 Mart darbesine rağmen durdurulamayan devrimci yükselişi durdurması ve işçi sınıfının siyasal ve sendikal örgütlülüğünü dağıtmasıydı.

Diyarbakır Cezaevi: 12 Eylül’ün Auschwitz’i

Selim Fuat

12 Eylül darbesi işçi sınıfı hareketine karşıydı ve onun örgütlerini ve devrimcileri ağır baskılarla sindirdi, ama Kürt halkının payına da bu baskılardan çok büyük ve acılı bir parça düştü. Özellikle Diyarbakır Cezaevi, 12 Eylül faşizminin Auschwitz’i işlevini görerek Kürt halkında derin yaralar açtı. Tam on yıl boyunca on bini aşkın insan bu zindandan geçti.

Ölümünün 112. Yılında Engels

Utku Kızılok

Uluslararası işçi sınıfının önderi, öğretmeni, Marx’ın yoldaşı ve Marksizmin kurucusu Friedrich Engels 5 Ağustos 1895’te saat 23.30’da, başucunda yanan mumun küçülüp büyüyen alevini son kez gördü ve gözlerini sonsuza dek bu dünyaya kapattı. Böylece Engels de yoldaşı Marx gibi, daha insanlığın toplumsal kurtuluşuna giden yolda işçi sınıfına çok şey öğretecekken, zamanından önce göçüp gitti bu dünyadan. Lenin’in de haklı olarak vurguladığı gibi Engels, yoldaşı Marx ile birlikte işçi sınıfına kendini bilmeyi, kendi sınıf bilincine ulaşmayı ve toplumsal kurtuluşu için nasıl ve hangi araçlarla kavga etmesi gerektiğini öğretti. Bundan dolayıdır ki, her işçi Engels’in kim olduğunu ve nasıl bir dava uğruna mücadele ettiğini bilmelidir, onun yaşamını öğrenmeli ve eserlerini okumalıdır.

Kavel Grevi

Berdan Güney

1963 yılına girilirken İstanbul'da Kavel kablo fabrikasında çalışan işçiler 62 gün boyunca devam edecek ve sınıf mücadelemizin tarihine büyük harflerle geçecek destansı bir grev başlattılar. Onların grev boyunca sergiledikleri kararlı tutumları Türkiye işçi sınıfı için bir kıvılcım oluşturdu. Ve en temel burjuva demokratik haklara dahi daha yeni yeni kavuşmakta olan Türkiye'de, grev ve toplu sözleşme hakkı ilk kez bu grev sayesinde yürürlüğe konuldu.

Çin Devrimi Üzerine

Oktay Baran

1 Ekim 1949'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin ilan edilmesiyle zafere kavuşan Çin devrimi ve onun doğrudan ve dolaylı sonuçları bugün hâlâ sol hareketin değişik kesimleri arasında süren bir tartışmanın konusu olmaya devam ediyor. 1949 devrimini doğru değerlendirmek için biraz gerilere uzanıp, daha az bilinen ve hiç üzerinde durulmayan 1925-27 Çin devriminin yenilgisinin nedenlerini anlamak gerekiyor.

İspanya Dersleri

Elif Çağlı

Sosyalist devrim döneminde burjuvazi ile koalisyon kurmaktan daha büyük bir suç olamaz.Marksizmin ilkesel tutumunu yansıtan bu tespitler dünün İspanyası'nda olduğu kadar günümüzde de aynen geçerlidir. Ne var ki sınıf uzlaşmacı siyasetler tarihin her döneminde bu suçlarını, gündemde sosyalist bir devrimin bulunmadığı, acil görevin faşizme karşı demokrasiyi savunmak olduğu şeklindeki gerekçelerin ardına gizlemeye çalışmışlardır.

Delikanlım İyi Bak Yıldızlara

Selim Fuat

68 baharını takiben esen devrimci rüzgârlar, hem egemen sınıfları hem de onlarla uyum içinde olan reformist örgütleri fena halde sarsmıştı. Üzerinden yaklaşık kırk yıl geçtiği halde bu önemli tarihsel sürecin izleri, bugünün devrimci kuşakları içinde de eğrisi ve doğrusu ile varlığını sürdürüyor.

1956 Macaristan Devrimi

İşçilerin Devriminden Bürokrasinin Karşı-Devrimine

Utku Kızılok

1956'nın baharından başlayarak bir muhalefet yükseliyordu Macaristan'da; ancak başlayan muhalefetin hangi doğrultuda gelişeceği belli değildi. Dahası ilerleyen aylar boyunca muhalefet öylesine cılız kalmıştı ki, ufukta bir devrim fırtınasının yaklaşmakta olduğunu söylemek pek olası gözükmüyordu. Fakat sonbahara gelindiğinde değişen sadece mevsim olmamış, diplerden yüzeye vuran, toplumu her düzeyde sarsarak içine alan bir devrim fırtınası oluşmuştu. 22 Ekimde başlayan devrim süreci hızla ikili iktidarla karakterize olacaktı. Ancak işçi sınıfı siyasal iktidarı fethedemedi ve Sovyet bürokrasisinin tankları ve askerleri devrimci kitlelerin üzerine yürüyerek devrimi yenilgiye uğrattı.

Burjuva Devletin Katliam Geleneği

Kerem Dağlı

12 Eylül faşizminin yaşadığımız topraklarda bıraktığı izler hâlâ canlıdır. Gerek '80 öncesi diye tabir edilen ve faşizmin iktidara gelişini hazırlayan süreç, gerekse de '80 sonrası, egemenlerin, iktidarları tehlikeye girdiğinde ne denli acımasız ve kanlı saldırılara girişebildiklerinin örnekleriyle doludur. Mart ayı, bu bakımdan faşist terörün ve katliamların bolca yaşandığı, hafızamıza kazımamız gereken örneklerle dolu bir aydır. Bundan tam 35 sene önce 12 Martta darbe yaparak yarı-askeri bir rejim altında devrimci hareketi boğmaya çalışanlar da, Kızıldere'de devrimcileri pusuya düşürüp katledenler de, 16 Martta faşistleri okullarından atmaya kalkışan devrimci öğrencilerin üzerine kurşun ve bomba yağdıranlar da, Gazi mahallesinde emekçilere kurşun sıkanlar da, Newrozlarda Kürt halkına kan kusturanlar da aynı geleneğin ve düzenin temsilcileridirler. Burjuvazinin geçmişte yaptıkları, gelecekte yapacaklarının da teminatıdır. Bu bakımdan yaşananları bir kez daha hatırlatmak ve ondan dersler çıkarmak boynumuzun borcudur.

1986 NETAş Grevi

Dünyanın kapitalist blok ve sözüm ona 'sosyalist' blok olarak ikiye bölünmesinin 1980'li yılların sonunda ortadan kalkmasıyla birlikte burjuvazi, ekonomik, politik ve ideolojik alanda işçi sınıfına karşı fütursuz bir yeni saldırı başlattı. Tüm küremizi işçi sınıfının o güne kadar yarattığı değerlere, hak ve kazanımlara karşı azgınca bir saldırı furyası kapladı. 1980'li yılların sonları ve 1990'lı yıllar işçi sınıfı için gericilik yıllarıydı. İşçi sınıfı hareketinde durgunluk ve dağınıklığın, ümitsizlik ve yılgınlığın yaşandığı bu yıllarda, grevler, direnişler ve çeşitli işçi eylemleri yaşandıysa da, bunlar genel eğilimi değiştirememişti.

'Dünyayı Sarsan On Gün'

Akın Erensoy

1914 Temmuzunda, savaşa günler kala Petrograd sokaklarında barikatlar yükseliyordu. Yüz binlerce işçi şalterleri indirmiş ve greve çıkmıştı. Çarlık hükümeti onlarca işçi önderini ve sosyalist milletvekilini tutuklatmış, sürgüne göndermiş, ama yine de işçi hareketinin önünü alamamıştı. 1914'ün Ocak ayında grevci işçilerin sayısı 1 milyon 450 bin olarak hesaplanmıştı. Grevler giderek siyasal bir içeriğe bürünmüş ve Çarlığın temellerine yönelmişti. Denilebilir ki, Rusya'da devrim başlamıştı. Fakat savaş geldi ve milyonlarca işçinin bilincini uyuşturan ulusal duygunun hortlamasına neden oldu.

Sivas Katliamının Sorumlusu Kapitalist Devlettir!

Cem Keskin

Yükseliş çağında, feodal kurumların en başta gelenlerinden biri olan kiliseye karşı verdiği savaşımda laikliğin ve dine karşı akılcılık felsefesinin bayraktarlığını yapan burjuvazi, siyasal iktidarı ele geçirdikten kısa bir süre sonra, sınıfsal iktidarına yönelmeye başlayan tehditlere karşı din olgusuna yeniden sarılarak, tıpkı kendisinden önceki mülk sahibi egemen sınıflar gibi dini, kitleleri düzene bağlamanın bir aracı olarak kullanmaya yönelmişti. Burjuvazi işçi sınıfının ürettiği zenginliklerin üzerine kurulu egemenliğinin temellerini sarsacak ya da tümüyle ortadan kaldırabilecek devrimci durumların baş gösterdiği dönemlerde diğer yöntemlerin yanı sıra dinsel gericiliği bizzat kendi eliyle palazlandırır. Kapitalizmin ortadan kaldırılması ortak hedefiyle birleşerek ayaklanan emekçi kitleleri mezhep ayrımları, dinsel farklılıklar gibi yapay ayrımlar temelinde bölmeyi amaçlar. Bunun örnekleri ülkemizde defalarca yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir.

15-16 Haziran Genel Direnişi

Özgür Doğan

Bu büyük direnişin kanıtladığı gerçeklerin en başında şüphesiz işçi sınıfına önderlik edecek devrimci bir siyasal parti olmadıkça işçi sınıfının bu tür patlamalarının düzen tarafından her zaman savuşturulabileceği gerçeği gelmektedir. Lenin emperyalizm çağını proleter devrimler çağı olarak adlandırmıştı. Bu çağda işçi sınıfının kendiliğinden patlamaları her an olasıdır. Önemli olan bu tür patlamalar gerçekleştiğinde işçi sınıfına önderlik etme yeteneğinde ve gücünde bir devrimci partinin daha önceden inşa edilmiş olmasıdır.

27 Mayıs 1960

Elif Çağlı

Devrimci ayaklanmalarla anarşiye sürüklenen burjuva düzeni zorbalıkla kurtarmak üzere öne atılan yeğen Bonaparte'ın hükümet darbesiyle ilgili olarak Marx şu değerlendirmeyi yapar: 'Burjuvazinin, açıkçası, o zaman, Bonaparte'ı seçmekten başka bir seçeneği yoktu. Zorbalık ya da anarşi. Elbette zorbalıktan yana kullandı oyunu. ... Fransız burjuvazisi de darbenin ertesi günü bağırdı: Artık yalnız, 10 Aralık derneğinin başkanı kurtarabilir burjuva toplumunu! Artık yalnız hırsızlık kurtarabilir burjuva toplumunu! Yalnız piçlik, aileyi; düzensizlik, düzeni kurtarabilir!' Kapitalizmin tarihi, Marx'ın bu satırlarını defalarca çağrıştıran örnekler sergilemiştir.

TARİş Direnişi

Cem Keskin

1960'larla beraber tüm dünyada toplumsal ve siyasal yaşamda gerçekleşen sıçramalı gelişmeler, yaşadığımız topraklarda da sınıf mücadelesinin kitleselleşmesi ve militanlaşması şeklinde ifadesini bulmuştu. 12 Mart muhtırasıyla gelen 3 yıllık kesintiye rağmen, 70'li yılların sonuna kadar sınıf mücadelesi sendikal ve siyasal örgütlülük seviyesindeki hızlı gelişimini sürdürdü.