Eylül 2005, no: 6

12 Eylül Faşizminin Hesabı Sorulmalı

Elif Çağlı

12 Eylül faşizminin hesabı mutlaka sorulmalı. 12 Eylül faşizminin simgesi haline gelmiş generaller birer birer sanık sandalyesine oturtulmalı. İşçi sınıfı ve devrimci hareket, gecikmiş hesabını faiziyle birlikte ödetmek üzere, geniş kitleleri seferber edecek bir mücadeleyi yükseltmeli. Ama bu hesap nasıl ve kimden sorulacak?

Lenin Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkından Vaz mı Geçmişti?

Levent Toprak

Kürt sorununun tartışılmakta olduğu bugünlerde Marksizmin ulusal sorundaki tutumunu çeşitli yönleriyle tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var. Zira yeni bir yükseliş sürecine giren ezen ulus şovenizminin karşısında tutarlı bir duruş ancak Marksizm temelinde mümkündür. şoven dalganın basıncı arttığı ölçüde sağlam ve ilkeli bir duruşun yakıcı önemi daha da artacaktır. Bir yandan yaşanan sayısız tarihsel deney, bir yandan da üzerinde yaşadığımız topraklardaki deneyim, bu el yakan sorunda ilkeli tutumu devrimciliğin temel bir kıstası yapmaktadır.

Kürt Sorunu Tartışması

Deniz Moralı

Düzen cephesi hararetli biçimde 'Kürt Sorunu'nu tartışıyor. Bir süre önce 'aydınlar girişimi' ile başlayan tartışmanın tansiyonu Başbakanın Diyarbakır gezisi ile iyice yükseldi. Önce Ankara'da, ardından Diyarbakır'da konuşan Başbakan, sorunun adının 'Kürt Sorunu' olarak konması gerektiğini, devletin geçmişte 'hatalar' yaptığını, meselenin 'demokratik cumhuriyet' içinde çözüleceğini söyledi. Başbakan, 'terörle mücadelenin' kesintisiz süreceğini, 'bölücülüğe' ve Türkiye'nin 'birlik ve bütünlüğünün' bozulmasına izin verilmeyeceğini söylemeyi de ihmal etmemesine rağmen, düzenin statükocu güçleri hop oturup hop kalktılar. Kimisi, 'Kürt sorunu yok terör sorunu var' diye parmak salladı, kimisi sorunun 'sosyo-ekonomik geri kalmışlık' olduğunu vurguladı. Kimisi de 'daha fazla demokrasi'ye gerek olmadığını, mevcut demokrasinin 'yeterli' olduğunu söyledi.

Zorunluluklar Dünyasının Uzun Çalışma Saatleri

İlkay Meriç

Üretici güçlerin gelişmişlik düzeyinin bugün ulaştığı nokta, tüm insanlığın yiyecek, giyecek, barınma, ulaşım, temiz su, eğitim, sağlık gibi en temel ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılamanın ötesine geçmiş bulunuyor. Emeğin verimliliği bundan 100 yıl öncesiyle kıyaslanmayacak ölçüde artmıştır. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin sanayiye ve tarıma uygulanması sayesinde bugün çok daha az emekle çok daha fazla mal ve hizmet üretmek mümkün. Bunun mantıki sonucu olarak refahın ve bolluğun artması, çalışma saatlerinin azaltılması ve işsizliğin ortadan kalkması beklenirdi. Ancak kapitalizmle mantık bir arada olmuyor.

Dört Yıl Sonra 11 Eylül

Dünya ve Türkiyeâ??de Solun Tutumu

Utku Kızılok

11 Eylül'ün üzerinden dört yıl geçti. Geçen süre içerisinde dünyada birçok değişim meydana geldi veya daha büyük değişimlerin öncülleri yaratıldı. Afganistan ve Irak savaşları, nüfuz alanlarında meydana gelen değişiklikler ve İran'ın namlunun ucuna konması gelecek günlerin habercisidir. Gerçekten de, emperyalist-kapitalist dünya sistemi, ABD'nin başını çektiği kızışan emperyalist paylaşım kavgaları nedeniyle her geçen gün biraz daha yıkım yaratmakta ve insanlığı savaş anaforunun içine çekmektedir. Emperyalistler arasındaki mevcut statükolar sarsılıyor, nüfuz alanlarındaki hegemonya savaşı daha bir kızışıyor. Esasında İkiz Kulelerin alev ve dumanlar içinde çöküşü yeni bir dönemin açılışını temsil ediyordu. Dört yıl sonra bir kez daha olayları hatırlarken, solun 11 Eylül ve emperyalist savaş karşısında aldığı tutumu değerlendirmekte, gelecek günler için yarar var.

Küreselleşme: Eşitsiz ve Bileşik Kapitalist Gelişme /4

Elif Çağlı

Günümüzde dikkatle irdelenmesi gereken hususlardan biri de, emperyalizmin veya yeni adıyla küreselleşmenin az gelişmiş ülke ve bölgeleri geri bıraktırdığı yolundaki görüşlerdir. Ekonomik bakımdan çok daha gelişmiş ve güçlü durumdaki kapitalist ülkelerin egemen konumu, geri ülkelerin iktisadi gelişimi üzerinde gerçekten frenleyici ve geciktirici bir etki mi yaratmaktadır? Aslında bu ve benzeri soruları, ülkelerin tarihsel gelişme farklılıklarını ve buradan türeyen çeşitlilikleri göz ardı eden tek yönlü ve mekanik genellemelerle yanıtlamaya teşebbüs etmek tamamen yanlış olacaktır.

Irak'ta Anayasa Pazarlığı

Kerem Dağlı

ABD emperyalizminin işgali altındaki Irak'ın işçi ve emekçi halkları, anayasa tartışmalarıyla birlikte bir kez daha egemen sınıfların yanında taraf olmaya zorlanıyorlar. Kalıcı bir anayasanın oluşturulması ve ülke genelinde kabul görmesi, emperyalistlerin ve Iraklı egemenlerin arzu ettiği doğrultuda 'yeni' bir Irak'ın kurulması açısından son derece önemli görünüyor. Anayasa metni, kapitalist bir devlet olarak Irak'ın nasıl bir rejimle yönetileceğini, dolayısıyla Irak egemen sınıflarını oluşturan farklı kesimlerin 've kuşkusuz bunların sırtını dayadığı emperyalist-kapitalist odakların' çıkarlarını, yönetimde alacakları rolü ve ekonomiden alacakları payı belirlemesi bakımından önem taşıyor. Dolayısıyla da sadece ülke içindeki egemenlerin değil, en başta emperyalist güçler olmak üzere bölgedeki diğer kapitalist devletlerin de dahil olduğu bir süreç söz konusudur. Bu açılardan bakıldığında, anayasanın hazırlanmasına, pek çok belirsizliğin, çekişmenin ve yoğun bir 'at pazarlığı'nın eşlik etmesi de kaçınılmazdır.

Kapitalist Devlet Mülkiyeti ve Özelleştirme

Özgür Doğan

Türkiye kapitalizminin dünya pazarına daha derinden entegrasyonu çabalarının özellikle yoğunlaştığı 80'li ve 90'lı yıllarda, burjuvazisinin gündeminden hiç düşürmediği konulardan biri 'özelleştirmeler' idi. İktisat profesörlerinden, gazetecilere, hukukçulara, aydınlara kadar geniş bir burjuva ideologları yelpazesi, bu dönemde hep özelleştirmenin nimetlerinden dem vurdular. Bu sorun burjuvazi tarafından 'çöken SSCB örneğinden de hareketle' geniş bir ideolojik saldırının da en rağbet gören argümanlarından biri haline getirildi. Öyle ki, Türk burjuvazisinin gelmiş geçmiş en sığ başbakanlarından Tansu Çiller, 'komünizmin sadece Türkiye'de halen ayakta olduğunu' söylemeye kadar vardırdı işi. Niçin söylemesin ki! Komünizm denildiğinde, 12 Eylül rejiminin bu sığ iktisat profesörünün aklına, devlet mülkiyeti ve devletçilikten başka bir şey gelmiyordu. Bu değerlendirme, onun ardından birçok başka burjuva siyasetçi ve akademisyen tarafından da dillendirildi.

Trafik Sorunu

Mahir Olgun

Kapitalizmin ulaştığı gelişkinlik düzeyinin teknolojiyi de hızla geliştirmesi pek çok alanda etkisini gösterdi. Bir zamanlar ticaret için Çin'den Avrupa'ya uzanan Baharat Yolu'nda deve sırtında veya deniz yoluyla Ümit Burnu'nu dolaşarak aylar sürecek yolculuklar yapılmakta iken, insanlığın devr-i âlem düşü, günümüzde bıraktık 80 günü, 80 saatin çok altında bir sürede başarılabiliyor. Üretim araçlarını geliştirerek sosyalizmin maddi ön koşullarını hazırlayan kapitalist üretim, barındırdığı ve gitgide keskinleştirdiği çelişkileri de gözlerden saklayamıyor. Kapitalist teknolojinin, insanlığın geneline bakıldığında, yaşamı kolaylaştırdığını ve dünyayı daha yaşanılır kıldığını söylemek hiç de kolay değil. Daha da hızlanan ve gelişen üretimden sağlanan zenginlikleri işçi sınıfından sağan kapitalizm, bir yandan tüm insanlığın sömürüsüz ve sınıfsız bir dünyada yaşayabileceği nesnel koşulları hazırlarken, öte yandan dünya üzerindeki yaşamı her geçen gün uçurumun kenarına bir adım daha yaklaştırıyor.