![]() |
|
Ağustos 2005, no: 5
'Terör'ün Ardına Gizlenen Gerçekler
Bugün insanlığın yüzyüze bulunduğu başlıca tehlike, emperyalist savaş çetesinin dünya halklarını kandırmaya çalıştığı üzere, ne idüğü belirsiz bir 'uluslararası terör' değildir. Asıl büyük tehlike, bizzat bu emperyalist güçlerin eseri olan emperyalist savaşlardır.Masum insanların ne 'terör' sopasıyla korkutulmaya ne de 'terörü lanetliyoruz' masallarıyla uyutulmaya ihtiyacı var. Onların yegâne ihtiyacı, onları sömürüp açlığa ve yoksulluğa mahkûm eden, onlara olmadık acıları yaşatan ve kapitalist savaş makinalarıyla üzerlerine ölüm kusan bu vahşi düzenden kurtulmaktır.
Yaşayan Marksizm
Yaşadığımız topraklarda enternasyonalist komünist bir damarın açılmasında temel bir rol oynamış olan Elif Çağlı'nın Marksizmin Işığında adlı kitabı ikinci baskısını yapmış bulunuyor. Enternasyonalist komünist çizginin kendi yatağını açarak kararlı biçimde yol aldığını gösteren bu gelişme enternasyonalist komünistler için bir sevinç kaynağıdır. Gün geçtikçe değerinin daha iyi anlaşılacağına emin olduğumuz bu önemli çalışmanın daha nice basımlarla işçi sınıfının bağımsız devrimci siyasetine ışık tutmaya devam edeceğine inanıyoruz.
Tarihsel Bir Belge: Natalya Sedova Troçki'nin Mektubu
Gerçekliği çözümleme çabasının ölü formüllere kurban edilmesi Marksizmle asla bağdaşmıyor. Bu konuda verilebilecek sayısız örnek olsa da ilk elde akla gelenlerden birini, çöken Sovyetler Birliği'ndeki ve benzerlerindeki rejimin niteliğinin dünden bugüne bir 'yozlaşmış işçi devleti' şablonuna hapsedilmesi oluşturuyor. Stalinist egemenliğin zamanla daha da net kavranabilir hale gelen sonuçlarına gözlerini kapayıp, Troçki'nin geçerliliğini yitirmiş bazı formüllerini papağan gibi yineleyen bir Troçkizmin devrimci Marksizmin güçlendirilmesine bir hayrının dokunmayacağı açıktır.
1 Eylül Yaklaşırken: Barış Hayalleri ve Solun Unuttukları
Bugün, bu gerçekleri önemsemeyip unutturmaya çalışanlardan, savaş-barış ve devrim konusunda Bolşevizme sadık yaklaşımlar beklemek hiç de gerçekçi bir beklenti olmayacaktır. 'Gerçek düşman kendi evinde' şiarıyla emperyalist savaşı işçi sınıfının iktidarı almak için yürüteceği bir iç savaşa çevirme politikasını izleyen Bolşevizmin yaklaşımı şu tespitten yola çıkıyordu: Hele emperyalizm çağında hiçbir siyasal kavram sınıfsal bir sıfat olmaksızın bir anlam ifade etmez. Vatan, devlet, demokrasi, özgürlük, şiddet, savaş ve barış. Peki ama hangi sınıfın?
Kemalizmin Takiyeci Laikliği
Burjuva cumhuriyet 'laik'iyle, dincisiyle gericilikte ve emekçi düşmanlığında birbirleriyle yarışan sömürücü burjuvaların cumhuriyetidir. İnanan ve inanmayan tüm işçiler ve emekçiler, yaratılan bu yapay kamplaşmada, kendilerini her gün iliklerine kadar sömüren burjuvazinin şu ya da bu kesiminin yanında değil, kendi sınıf saflarında yer almalıdırlar. Dinin kişisel bir soruna indirgendiği gerçekten laik bir cumhuriyet, ancak işçi ve emekçilerin sovyet cumhuriyeti olabilir. İşçi ve emekçilerin çıkarları, her türlü kölelikten kurtuldukları, kendilerinin üretip yönettikleri ve burjuvaların işçi demokrasisini yıkmak amacıyla kışkırttıkları karşı-devrimci faaliyete bulaşmamak koşuluyla ifade ve inanç özgürlüğünün engellenmediği böyle bir cumhuriyette yatıyor.
Küreselleşme: Eşitsiz ve Bileşik Kapitalist Gelişme /3
Zıt yönlü eğilimlerin mücadelesi temelinde yol alan kapitalizm eşitsiz ve bileşik bir gelişme sergiler. Bu üretim tarzı, işletmeler, sektörler ve ülkeler bazında değişik gelişme hızlarıyla yol alır ve bu eşitsizlik kapitalist pazarların genişleyip yayılmasının da çekici gücüdür. Her 'ulusal' kapitalizm er ya da geç dünya pazarına yönelmek zorunda kalır ve entegrasyon eğilimi çeşitli ülkeleri iktisaden karşılıklı bağımlılık ilişkileri içine sokar. Ortaya çıkardığı çarpık gelişme süreçlerine ve yarattığı çeşitli sorunlara rağmen, eşitsiz ve bileşik gelişme yasası üretici güçlerin kapitalizm altında ilerlemesini kışkırtıcı bir faktör olarak işlev görmüştür.
Emperyalist Savaşın ve Toplumsal Çelişkilerin Kıskacındaki Ülke: İran
Bugün İran emperyalist hegemonya savaşının ve toplumsal çelişkilerin kıskacına girmiş bulunuyor. İran burjuvazisi, içerideki devrimci yükselişi durdurmak amacıyla ABD emperyalizminin üzerine gelmesini kullanmaktan ve milliyetçiliği yükselterek, baskıları arttırmaktan geri durmayacaktır. İşçi sınıfı, ABD emperyalizminin saldırısını bahane ederek devrimci yükselişi ezmeye kalkan İran burjuvazisine gereken cevabı verecek uyanıklıkta olmalıdır. Ama tarihsel deneyim bunun ancak devrimci bir önderliğin varlığı durumunda sağlanabileceğini çok açık biçimde gözlerimizin önüne seriyor.
Troçki: Bolşevizm Geleneğinin Son Büyük Halkası
Altmış üç yıl önce, 20 Ağustos 1940'da, Meksika'da sürgünde yaşayan bir Bolşevik, Stalinist bürokrasinin bir ajanının hunharca suikastının kurbanı oldu. Ertesi gün 21 Ağustos 1940'da akşam saat 7:25'te son nefesini verdi. Katil elindeki buz baltasıyla vurduğu darbeden hemen sonra kurbanının sessizce yere yığılacağını ve kendisinin de hiç kimsenin haberi olmadan odadan çıkıp gideceğini hesaplıyordu. Nitekim evin dışındaki sokağın köşesinde, katilin annesi ve annesinin sevgilisi olan operasyondan sorumlu bir GPU (Sovyet istihbarat örgütü, daha sonra KGB adını alacaktı) ajanı bir araba içinde kendisini bekliyordu. Ne var ki, katil hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı. Buz baltasının darbesiyle kafatasında derin bir yarık açılmış ve beyni büyük hasar görmüş kurban 'korkunç ve kulakları yırtan' bir çığlık atarak ayağa fırlamış, çalışma masasının üzerindeki nesneleri katile fırlatmaya başlamıştı. Ardından kendisi de katilin üzerine atılarak onunla boğuşmaya başladı.
Asgari Ücret: Açlığa Talim
Sermayenin işçi sınıfına karşı saldırılarının giderek arttığı bir dönemden geçmekteyiz. İşçi sınıfının uğrunda ağır bedeller ödeyerek burjuvaziden söküp aldığı kazanımlar, onun örgütsüz ve dağınık olduğu koşullarda elinden alınmaktadır. Özellikle Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla birlikte sosyal hakların gasp edilmesi süreci hızlandı. İşçi ve emekçi kitlelerin insan gibi yaşamaları için ne maddi imkânları ne de zamanları var. Sosyal-kültürel gereksinimler bir, en zaruri ihtiyaçları olan beslenme, barınma sağlık gibi ihtiyaçlarını bile karşılamakta güçlük çekiyorlar. Çünkü üretenlere saatlerce çalışmaları karşılığında verilen ücret, ertesi gün işe yeniden gelebilmelerini dahi sağlamıyor çoğu durumda.
Milliyetçilik Fırtınası
Türk burjuvazisinin AB süreciyle birlikte milliyetçilik fırtınası hem sağdan hem 'sol'dan esmeye veya daha doğrusu sökün etmeye başladı. Toplumun gözünde sol olarak görülen 'sosyal-demokrat' kesimlerin yanı sıra, 'gerçek' solun da milliyetçilik ezeli zaafıyla özürlü olması her alanda uyanık olmayı ve işçi sınıfının enternasyonalist çıkarlarını savunmayı gerektiriyor. Ortaya çıkmak için bile iki tane yazara ihtiyaç duyan Metal Fırtına adlı kurgu-roman da bu milliyetçi fırtınanın yoğunlaşmış bir ifadesi olarak karşımıza çıkıyor.
Ya Sosyalizm Ya Barbarlık İçinde Yokoluş!
Bugün nükleer silahlara sahip olduğu gerekçesiyle Kuzey Kore ve İran'ı tehdit eden ABD, 250 binden fazla insanı yok eden atom bombası saldırılarını, '2. Dünya Savaşına son vermek ve barışı getirmek için zorunluydu' kılıfı altında küstahça savunup kendisini barışın mimarı ilan etti! 1945'ten sonra ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere, Fransa ve Çin hızla nükleer silahlanmaya gittiler. Nükleer silahlanmanın rekor düzeye ulaştığı 1986 yılına gelindiğinde bu ülkelerin elindeki toplam nükleer silah sayısı 65 bini yükselmişti. Bu, yaklaşık 1,5 milyon Hiroşima tipi atom bombasına eşit bir miktardı. O yıldan sonra emperyalist ikiyüzlüler korosu nükleer silahlarda azaltmaya gidilmesi kararını aldılar ve 2002'de bu sayıyı 20 bine, yani yaklaşık 500 bin Hiroşima tipi atom bombasına indirdiler.

