![]() |
|
Temmuz 2005, no: 4
Gelecek Sosyalizmindir
Güneş elbette ki balçıkla sıvanamaz. Güneşin altında şeyler neyse odurlar. Emperyalizm aşamasına ulaşmış ve çoktan çürümeye yüz tutmuş kapitalizm de öyle. Sahte rakibi ya da sahte anti-tezi (bürokratik diktatörlükler) ortadan kalkınca, kapitalizm öylece kala kaldı ortada. 'Rakipsiz" kalan kapitalizm, artık pisliklerini, habis yanlarını saklama gereğini bile duymuyor. Bürokratik rejimler henüz ayaktayken ve sözümona kapitalizme rakip bir düzen oluştururlarken, kapitalizm kendini bunlarla kıyaslayarak aklamaya çalışırdı. Bürokratik rejimlerin anti-demokratik niteliği, ekonomik geriliği, kapalılığı vb. kapitalizmin kendi düzenine paye çıkarıp, olumlamak için tersinden kullandığı argümanlardı. Kendi üstünlüğünü, rakibinin eksikliklerini açıklayarak kanıtlamaya çalıştı yıllarca. Ama şimdi, nicedir yalnız ve bütün zaaflarıyla ortadadır.
AB Sorununa Sol Nasıl Yaklaşıyor?
Enternasyonalist komünistler Avrupa halklarını gerçek anlamda birleştirebilecek tek gücün devrimci işçi sınıfı olduğunu, bu birleşmeyi sağlayacak olan devrimci hedefin, sovyetik dünya federasyonunun bir adımı ve parçası olarak Avrupa Birleşik İşçi Sovyetleri şeklinde ifade edilmesi gerektiğini çoktandır ortaya koymuş bulunuyorlar. Bu hedef proleter devrim mücadelesinin Avrupa çapındaki pozitif hedefi ve bütünleştirici çimentosudur.
Gün Ortasında Karanlık
Yabancılaşma ve Popüler Kültür
Gezegenimiz üzerinde insanlığın geliştirdiği üretici güçler sayesinde müreffeh, barış içinde yaşayan, doğanın kör güçlerine karşı üstün gelmiş, hastalıkları yenmiş, doğayla uyumlu yepyeni bir toplum kurmanın tüm olanakları mevcut. Ancak ne mümkün! Böylesi bir toplumun nesnel olanakları yeterince gelişmesine karşın insanlık, esiri olduğu kapitalist üretim tarzı tarafından âdeta her geçen gün daha fazla çürümeye terk ediliyor.
Latin Amerika Bolşevik Önderliğini Arıyor
Proleter devrim deneylerinin yaşandığı Latin Amerika, yapılan tüm yanlışlardan, tüm eksikliklerden gerekli derslerin çıkarılması açısından bir tür devrim laboratuvarı işlevini görüyor. Reformist kitlesel işçi partileri sevdasının, aşamalı devrim anlayışının bir ifadesi olarak Kurucu Meclis sloganının, caudilloculuğun (caudillo denen diktatörlerin yönetimi) nelere yol açtığını görmek isteyenler, dönüp Latin Amerika'ya bakabilirler.
Küreselleşme: Eşitsiz ve Bileşik Kapitalist Gelişme /2
Elif Çağlı'nın Küreselleşme - Eşitsiz ve Bileşik Kapitalist Gelişme adlı çalışmasının ikinci bölümünü yayınlıyoruz.
Artan Yoksulluk ve Sefalet Kapitalizmin Gerçeğidir
Kapitalizmde işçi sınıfının artan bir sefalet yaşamadığı, tersine yaşam standartlarının yükseldiği ileri sürüldü. Artık 'Marx'ın zamanındaki gibi' paçavralar içinde gezinen, fabrika köşelerinde ya da barakalarda yaşayan, günde 18 saat çalışan işçiler yoktu! Oysa Marksizm işçi sınıfının mutlak anlamda sürekli yoksullaşacağından hiçbir zaman söz etmemiştir. Hatta ekonomik gelişmeye bağlı olarak işçi sınıfının yaşam düzeyinin geçmiş dönemlere oranla bir ölçüde yükselmesi de pekâlâ mümkündür. Aslında revizyonistlerin ve burjuva iktisatçıların 'yoksullaşma' olgusu bakımından en sahtekârca davrandıkları nokta yoksullaşmayı bireyin mutlak yoksullaşması olarak ele almalarıdır.
Ekonomizmin Dayanılmaz Hafifliği
Sınıf hareketine önderlik etmek ve ona yön vermek iddiasında olan komünistler için, sınıfın ekonomik-sendikal temelde ve/veya kendiliğinden gelişen mücadelesini doğru tahlil etmek, ona abartılı ve gereğinden fazla anlamlar yüklememek hayati derecede önem taşıyan bir konudur. Sınıfın kendiliğinden eyleminin önemini abartmak, kimi zaman işin kolayına kaçmak, kimi zaman kadroların veya işçilerin moralini yükseltmek, onları umutlandırmak adına, kimi zaman da sabırsızlık ve acelecilik yüzünden içine sık düşülen bir hatadır. Fakat daha da vahim olanı, işçi sınıfının kitlesiyle sözümona daha kolay bağ kurabilmek ve ona politika götürmek adına yapılanların, gerçekte sınıf hareketinin kuyruğuna takılmak, politik mücadelenin düzeyini ve içeriğini sınıfın geri bilincinin seviyesine indirgemekten öteye geçmemesidir.
Teslimiyetin Sonu Yok
Eğitim-Sen, Genelkurmay Başkanlığının talimatı ile açılmış bir davada, tüzüğünde anadilde eğitim hakkının savunulmasına yer verdiği için kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Eğitim emekçilerinin kararlı bir biçimde sürdürdükleri fiili meşru mücadele anlayışı ile yasalara rağmen kurdukları Eğitim-Sen, bir yol ayrımına geldi. Ya mevcut yasalar karşında varlığını sürdürmek için tüzüğünden belirtilen maddeyi çıkaracaktı ya da sendika kapatılacaktı.
Kapitalizm ve Çocuk İşgücü Sömürüsü
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) '4. Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü' vesilesiyle, bu yıl küçük-ölçekli madenlerde ve taşocaklarında çocukların çalışmasının yasaklanması çağrısında bulundu. Bu işkolunda çalışan 5 ilâ 18 yaş arası çocuk işçilerin sayısının yaklaşık 1 milyona ulaşmış olması, kampanyanın arkasındaki en büyük neden olarak gözüküyor. Gelgelelim bu korkutucu tablo karşısında burjuvaziden somut bir çözüm önerisi beklemek anlamsız.
Sivas Katliamının Sorumlusu Kapitalist Devlettir!
Yükseliş çağında, feodal kurumların en başta gelenlerinden biri olan kiliseye karşı verdiği savaşımda laikliğin ve dine karşı akılcılık felsefesinin bayraktarlığını yapan burjuvazi, siyasal iktidarı ele geçirdikten kısa bir süre sonra, sınıfsal iktidarına yönelmeye başlayan tehditlere karşı din olgusuna yeniden sarılarak, tıpkı kendisinden önceki mülk sahibi egemen sınıflar gibi dini, kitleleri düzene bağlamanın bir aracı olarak kullanmaya yönelmişti. Burjuvazi işçi sınıfının ürettiği zenginliklerin üzerine kurulu egemenliğinin temellerini sarsacak ya da tümüyle ortadan kaldırabilecek devrimci durumların baş gösterdiği dönemlerde diğer yöntemlerin yanı sıra dinsel gericiliği bizzat kendi eliyle palazlandırır. Kapitalizmin ortadan kaldırılması ortak hedefiyle birleşerek ayaklanan emekçi kitleleri mezhep ayrımları, dinsel farklılıklar gibi yapay ayrımlar temelinde bölmeyi amaçlar. Bunun örnekleri ülkemizde defalarca yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir.

