Ekim 2009, no:55

Kemalizm Çözülürken Sol Neden Figan Ediyor?

Utku Kızılok

Düzenin egemenleri, on yıllardır, “etrafı düşmanlarla çevrili, dış mihraklar tarafından parçalanmak, yer altı ve yer üstü kaynaklarına el konulmak istenen cennet vatanımız Türkiye” masalıyla emekçi kitlelerin bilincine korku düşürmeye, onu tutsak almaya çalıştılar ve halen de çalışıyorlar.

Şovenizmin Tabuları ya da Üniter Devlet ve Resmi Dil Yalanları

Levent Toprak

Bugünlerde Lenin’in “ulusal sorunun biricik çözümünün, bu sorun kapitalist dünyada çözümlenebildiği ölçüde, tutarlı demokratizm olduğu” sözlerini ne denli hatırlasak yeridir. Günümüz Türkiye’sinde güçlü bir işçi hareketinin yokluğu koşullarında tutarlı bir demokratizm ne yazık ki pek hayat bulamıyor. Bunun yerine bolca şovenizm, ırkçılık, özgürlük düşmanlığı ve bir miktar da topal demokratizmle dolu bir siyasi tabloyla yüz yüzeyiz.

Kriz Kuyusundaki Kapitalizm

Oktay Baran

Yaşanan kapitalist kriz o denli derindir ki, sömürücü sınıf, hiçbir inandırıcılığı olmayan, sempatiden çok öfke uyandıran, ciddiye alınmaktan ziyade alay konusu olan, pişkinlik ve utanmazlıkta sınır tanımayan kampanyalardan medet umar hale gelmiştir. İşçi sınıfının mevcut durumu dikkate alınırsa, onunla alay etmekten başka bir anlamı olmayan “tüketin” kampanyalarının arkası kesilmiyor.

Özel Mülkiyet Ne Ezelidir Ne de Ebedi!

İlkay Meriç

Özel mülkiyetin kutsayıcıları yüz yıllardır aynı yalanları tekrarlayıp dururlar: “İnsanoğlunu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden birisi mülkiyete olan tutkusudur. İnsan; parayı, mal ve mülkü seven bir varlık olarak yaratılmıştır. İnsan ihtiyaçlarından ziyade insan isteklerinin sınırsız olması nedeniyle insanoğlunun para, mal ve mülk sevgisi hiçbir zaman yok olmaz.”

Sel Değil Kapitalizm Felâketi!

İstanbul ve çevresi bir haftadır kelimenin gerçek anlamıyla bir felâketle karşı karşıya kaldı. Yaşanan selin ardından 33 emekçi yaşamını yitirdi, 3 kişi kayboldu, binlerce insan ölüm tehlikesi geçirdi, çok sayıda ev, işyeri, hektarlarca tarım arazisi ve pek övünülen otobanlar sular altında kaldı.

Ulusal Sorun Üzerine/2

Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, bir ulusun kendi siyasal kaderini kendi iradesiyle belirleyebilmesi anlamına gelir. Bu hakkın tanınması, farklı ulusların zorla içinde tutuldukları bir siyasal bütünden ayrılmasının ve kendi bağımsız ulus-devletini kurmasının kabulünü içermelidir.

Hegemonya Yarışının Gölgesindeki IMF-DB Toplantısı

Kerem Dağlı

Emperyalist-kapitalist sistemin egemenlerinin gündemi Eylül ayında oldukça yoğun geçiyor. Nisan ayında Londra’da yapılan G-20 zirvesinin devamı, 24 Eylülde Pittsburgh’ta yapıldı. Aynı tarihlerde New York’ta da BM genel kurulu toplandı. 6-7 Ekim tarihlerinde ise İstanbul’da IMF ve Dünya Bankası’nın (DB) ortak toplantıları yapılacak.

Göçmen İşçilerle Ortak Mücadeleye!

Selim Fuat

Kısa süre önce, Tayland’ın güneyinde, bir kamyonun arkasındaki konteynırda 54 Myanmarlı “kaçak” göçmen işçi boğularak öldü. 20 Çinli işçinin, Morecamble Körfezinde kabuklu deniz canlısı toplarken gelgite kapılarak ölmesi, ABD sınırını geçmeye çalışırken her yıl ortalama 400 kişinin öldürülmesi, batan botlarda yüzlerce göçmenin boğularak ölmesi gibi birçok olay ise hatırlanmıyor bile.

Irkçılık ve Göçmenlere Karşı Artan Saldırılar

Suphi Koray

Son aylarda başta Avrupa’da olmak üzere göçmen işçilere karşı yapılan saldırılar ve ırkçı gösteriler giderek artıyor. Bilinçli olarak tırmandırılan ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının etkisiyle göçmen işçiler, ciddi saldırıların boy hedefi haline getirilmişlerdir.

Sağlıksızlığa Dönüşüm Projesi

Dicle Yeşil

Sağlık en temel ihtiyaçlarımızdan birisidir. Ancak son yıllarda uygulamaya konulan yeni yasalarla, burjuvazi sağlığımızdan tümüyle feragat etmemizi istiyor. Enerji ve silah sektöründen sonra üçüncü büyük kâr kapısını oluşturan sağlık sektörü, özel sermayenin ellerine bırakılarak, milyonlarca işçinin sağlık hakkı gasp ediliyor.

“Ateşi Çalmak”

Ezgi Şanlı

Bir kitabı elimize ilk aldığımızda nasıl bir emeğin ürünü olarak ortaya çıktığını pek de düşünmeyiz. Ne kadar çok işçinin ellerinin hüneri ve gözlerinin nuruyla gelip konuk oluvermiştir dünyamıza, merak etmeyiz çok kez. Buram buram kâğıt kokusunu içimize çektiğimizde dünyamıza neler sunacak, neler katacak bilmeyiz henüz.