Sınıfının Kavgasına Katıl, Hayatın Değişsin!

Tuzla’dan bir Marksist Tutum okuru

Gün geçtikçe yoksullaşan işçi sınıfının kendine sığınaklar inşa etme çabası çeşitli şekillerde açığa çıkıyor. Kadere, şansa inanmak ya da bilmem hangi yarışma programından kazanacağını düşlediği paralarla bütün hayatını bir çırpıda değiştireceği umudu da bu limanlardan biri. Ne de olsa, umut fakirin ekmeğidir, ye ye bitmez!

İşçi ve emekçiler kurtuluşu yarışma programlarında, loto kuponlarında ya da sahiplerine milyarlar kazandırmak üzere bitiş çizgisine ulaşmak için kendisini paralayan atlarda arıyorlar. Burjuva düzen de medya aracılığıyla bu kaderciliği olabildiğine besliyor. Sayıları ve çeşitliliği giderek artan ve “şans oyunları ve yarışma programları” ile durmadan dönen bu korkunç çarkın dişlilerine takılan işçilerimiz, 2006 yılında umut tacirlerine sadece “şans oyunları” denilen bu illetten saatte 533 milyar lira kazandırmışlar. Bugünkü rakamın büyüklüğünü buradan da tahmin edebiliriz.

Emekçi sınıflarımızın bireyleri neden bu “şans” oyunlarından ya da yarışma programından medet umar hale geliyor? Çünkü en temel ihtiyaçlarını karşılamakta yani insan kalmakta zorlanan işçi ve emekçiler bir umut kapısı aramakta. İşsizlik oranlarının sayı olarak ifadesi işsizliğin işçi sınıfının bireyleri üzerindeki tahribatını anlatmaya yetmiyor. İşsizlik, sınıf kardeşlerimizi her geçen gün ruhen, bedenen ve en önemlisi bilinç olarak kemiren bir vebadır. İşsizlik olgusu geçici olmaktan çoktan çıktı. Her yıl binlerce genç, işsizlik kervanına hem de hiç iş bulamamak üzere katılıyor. Kazara bulduğu işlerde asgari ücrete talim ederken, bu durumun kaderin kötü bir oyunundan ibaret olduğunu ve elbet bir gün birden bire, filmlerde olduğu gibi hayatının değişeceğini düşünüyor. Yaşadığımız dünyanın eşitsizlikler üzerine kurulu oluşunun sebeplerini sorgulamaktan yoksun olan sınıf kardeşlerimiz, içine düştüğü buhran çukurundan kendisini çıkarabilecek bir kurtarıcı gözüyle bakıyor yarışma programlarına ya da şans oyunlarına. Her kuponu yatırırken veya piyango biletini alırken “ya tutarsa, tutanlar da benim gibi insan değil mi?” diyerek başlıyor bu oyuna ve her kaybedişte “bir dahaki sefere” diyerek daha bir hırslanıyor kötü kaderine.

Kendi sınıfsal çıkarlarımızın kavgasını verme bilincinden yoksun olduğumuzda burjuva ideolojisi bilinçlerimizde korkunç tahribatlara sebep oluyor. Egemen ideolojinin eğitimi, dini, medyası vb. aracılığıyla bilincimizde başarıyla inşa ettiği yalancı dünyalar uğruna kendi hayatlarımız üzerinden kumar oynar hale geliyoruz.

İşçi ve emekçileri ikna ettiği oranda kendi iktidarını ayakta ve selamette tutan burjuvazi, bu ikna araçlarına yatırım yapmaktan imtina etmiyor. Bu araçlar sayesinde insanlara kendini düşünmeyi, bencil olmayı, kendi paçasının derdinde ve hırsla gözünü karartmayı bir erdemmiş gibi kabul ettirebiliyor. Hele bir de yalnız olduğuna, babana bile güvenmemen gerektiğine inandırdıysa eh bundan sonra seni ancak şans kurtarır haleti ruhiyesini de oluşturmuş demektir. Bir kere burjuva düzenin insan öğüten bu değirmeninde yalnızlaştıkça da, ayağını bu bataktan çekip çıkarmak o kadar kolay olmuyor.

Burjuva sınıfın yaşam tarzına özlemle ve iç çekerek bakan ve onlar gibi olmak isteyen insanlar bütün eşitsizlikleri kaderin bir oyunu olarak kavrarlar. Oysa bir avuç insanın yedi sülalesine yetip de artacak olan bu varlık, karşısında yokluk içinde bir yaşam yaratarak oluşmuştur. İnsanların yüz milyonlarcasını bir lokma ekmeğe muhtaç, milyarlarcasını karnı fiilen tok ama insanlığa ve insanca güzelliklere aç bırakarak durmaksızın çalıştırıp hep ondan çalarak kuruluyor bu varlık içindeki yaşam. Ama işçi ve emekçilerimiz bunun kendisinden çalınarak kurulduğunun farkında olmadığı için bu durumu şimdilik değiştiremiyor. Ondan hayatını çalanların bir çırpıda bütün bu kötü kaderini değiştirmesini bekliyor. Kendi gücünün kendisi gibi milyonlarla yan yana geldiğinde bu dünyayı değiştirme olanağı yaratacağının, yani kendi sınıfının farkında olmayan, bu nedenle sınıf mücadelesini kavramayanlar, bireysel olarak kurtulabileceklerine inanıyorlar.

Gazete ve televizyonlarda zaman zaman şans oyunlarından büyük paralar kazanmış insanları, büyük bir banknot demetinin önünde ya da ünlü bir banka müdürünün suratında sahte bir gülücükle ona çekini uzatırken görüyoruz. Ama ne gariptir ki bu insanların yıllar geçtikten sonra başlarına ne geldiğini hiç bilmiyoruz. Bunların en iyi ihtimalle birkaç ev almış, bir küçük dükkân kurup çoğu zaman onu da batırmış bireyler olduklarının farkında değiliz.

Burjuva sınıf şans oyunlarından kazandığı paralarla zengin olmuş bireylerden oluşmuyor. Burjuva olmak için üretim araçları sahipliğinin ücretli emek sömürüsüyle taçlanması gerekiyor. Asgari ücretle çalışan bir işçinin hayalini bile kuramadığı şeyleri vadeden, onu “katıl hayatın değişsin, bir bilet de sen al sen de kazan” vb. gibi sözlerle umut tacirlerinin kucağına çeken reklâm kampanyaları, gerçek hayatta olup bitenleri kamera arkasında bırakıyorlar. 2006 yılı rakamlarına göre dünyada oynanan at yarışlarının cirosu 120 milyar euro olarak açıklanmış. Yarışma programları ise her hafta yayınlandığı kanala 1 milyon dolar kazandırıyormuş.

İşçi ve emekçi sınıfların geleceğini belirsizleştiren, onu kendisine, sınıfına güvensizleştiren bu günler geçecek. Burjuvazinin işçi sınıfının kanını emerek semirdiği, ensesini kalınlaştırdığı ve onu karanlıkta bırakarak korkuttuğu bu hava dağılacak. Ama o zamana kadar sınıf devrimcilerinin, sınıf bilinçli işçilerin bu karanlığı bugünden güneş ışığı gibi inatla yararak örgütlenmesi, örgütlemesi en önemli görevdir. Bu görevi yerine getirmeye çalışan, devrimci mücadeleyi tercih etmiş, bu düzene kazan kaldırmış herkes, sınıf kardeşine inanç ve inatla hep şunu demeli: SINIFININ KAVGASINA KATIL, HAYATIN DEĞİŞSİN!

İşçinin alın teridir bey paşa sarayları

Önümüz kavga yeridir yürü iş alayları…