Şilili Madenciler Hâlâ Toprak Altında
Esenler’den Marksist Tutum okuru bir işçi
Şilili madencilerin kulağında
Damar damar çınlar toprağın sesi
Bakırda, altında ve kükürtte
Yaratan Şili’nin sesi vurur
Durur…
Maden ocaklarında kazmalar
İşçiler sesleri göğe savurur.
(Elif Çağlı, Eylül Günlüğü)
Merhaba dostlar. Gazetelerden ya da televizyonlardan duymuşsunuzdur. Şili’de 5 Ağustostan bu yana yerin 700 metre altıda mahsur kalan 33 maden işçisinden umut kesilmişken, tam 17 gün sonra işçilerin yaşadığı anlaşıldı. İşçiler, çok sınırlı bir miktarda yiyecek ve içeceğin bulunduğu bir sığınakta hayatta kalmayı başarmışlardı. Madenciler şimdi yeryüzüne çıkacakları günü bekliyorlar. Ama gün ışığına çıkmalarının dört ayı bulabileceği belirtiliyor. Yiyecek ve içecek gibi yaşamsal gereksinimleri açılan dar bir delikten sağlanan maden işçilerinin durumu gerçekten biz işçilerin nasıl bir gerçeklikle karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyuyor.
Dünyanın her yerinde biz işçilerin durumu aynı. Meydana gelen bir göçük nedeniyle genellikle toprak altında cansız kalır bedenlerimiz. Artık nefes alamayız. Özellikle son dönemlerde maden ocaklarında meydana gelen göçükler nedeniyle onlarca işçi kardeşimiz yaşamını yitirdi. Hatırlarsanız Zonguldak’ta, Bursa’da, Tekirdağ’da meydana gelen göçükler nedeniyle işçi kardeşlerimizin cansız bedenleri için “bu işin doğası böyle” denildi. Hükümet her göçük sonunda aynı nakaratı tekrarladı. Gerekli çalışmalar yapılıyor, kazanın neden kaynaklandığı araştırılıyor ya da işçi ailelerine baş sağlığı dileyip “ne yaparsın, kader” deyip geçiştirdiler. Patronların kâr hırsı nedeniyle ölümlerin meydana geldiğini hiç söylemediler, söylemezler de.
Bugün Şili’deki maden işçilerini düşünmeden edemiyor insan. Onlara dört ay sonra güneşi görürsünüz diyorlar. Az bir zaman mı dört ay? Canlı canlı mezardasın. Ölüm ürpertir insanı. Fakat diri diri toprağın altında yaşamak ölmekten daha beter bir duygu değil mi? Nereye baksan kara toprak. İnsanın psikolojisi bozulur orada. Anti-depresan yollamışlar psikolojileri bozulmasın diye. Oysa o işçiler yaşadıklarını bir ömür boyu unutmayacaklar. O duyguları silebilir misin ilaçla. Her saniye aynı dört duvarı hissetmek, kapalı cezaevinden de beter olsa gerek. Gün ışığını görememek, doyasıya temiz hava alamamak, sevdiğin insanlardan çok uzakta yerin 700 metre altında olmak çok zor bir durum maden işçileri için. Hani ölümle yaşam arasında ince bir çizgi vardır ya öyle bir durum olsa gerek.
Toprağın üstünde ailelerin durumu da içler acısı. Her gün bir haber almak, yüzünü görmek, kokusunu hissetmek isterler, fakat araya 700 metrelik toprak girmiştir. Nasıl ki Türkiye’de iş cinayetine kurban giden maden işçilerinin aileleri sürekli acılar içindeyse Şilili maden işçilerinin aileleri de onlar toprağın üstüne çıkana kadar acılara boğulacaklar. Her gün aynı kâbusla uyanacaklar, aynı kâbusla güne başlayacaklar, ta ki yakınları güneşi görene kadar.
İnsan düşündükçe öfkeleniyor. Aynı durumda patronlar ya da ailelerinden birileri olsaydı gerçekten bu kadar kayıtsız olabilirler miydi egemenler? Sanki az bir zamanmış gibi “4 ay gerekli, bu süre içinde kilo almamaları lâzım” diyorlar. Yerin derinliklerinde yaşamak zorunda bırakılan maden işçilerinin yerinde patronlar olsaydı bugün bütün teknoloji devreye girer ve daha kısa sürede çıkarırlardı onları. Fakat biz işçilerin ne kadar değeri var ki onların gözünde! Bu sistem öyle bir sistem ki, açlığı, yoksulluğu, ölümleri yaşattığı yetmiyormuş gibi, diri diri toprağın altında kalmamıza da göz yumuyorlar.
Bu düzen devam ettiği sürece biz işçiler güneşin yüzünü göremeden ölüp gideceğiz. Güzel bir dünya yaratılmadan bizlere yaşama şansı tanımayan bu dünyayı değiştirmek gerekiyor. Değişim bir anda ve kendiliğinden gerçekleşmeyecek. Biz işçiler için yaşanabilir bir dünya kurmak için örgütlenmeli ve mücadele etmeliyiz.
