Eylül 2009, no:54
Kürt Sorununda “Açılım” Sancısı
“Kürt açılımı” tartışmaları tüm ateşiyle sürüyor. Konu siyasal gündemi aşağı yukarı bütünüyle işgal etmiş durumda ve bunun zorlama bir gündem yaratma çabasının ürünü olmadığı çok açık. Bu durum konunun kendisinin yakıcı niteliğinden kaynaklanıyor. Böylesi yakıcı ve ağır bir sorunda, hükümetin, bir “çözüm” getireceği vaadiyle yeni bir süreç başlattığını duyurmasının ve bu yolda birtakım görüşmelere girişmiş olmasının gündemi tümüyle işgal etmesinden daha doğal bir şey olamazdı.
Alt-Emperyalizm Üzerine: Bölgesel Güç Türkiye/ II
Türkiye 1980 dönemecinden bu yana, burjuvazinin dışa açılma doğrultusunda gerçekleştirdiği yapısal değişim neticesinde sıçramalı biçimde yol aldı, ekonomisi büyüdü ve alt-emperyalist bir ülke oldu. Fakat Türkiye, sermaye ihracı ve sermaye hareketlerinin küresel ölçekte yönlendirilmesi bakımından henüz üst emperyalist ülkeler düzeyinde bir büyük güç konumuna ulaşmış değildir. Ne var ki, Türkiye’nin kendisi sıcak parayı ve çeşitli sermaye hareketlerini çekmek açısından çok önemli bir pazardır.
12 Eylül’ün 29. Yılında
12 Eylül 1980’de ordu eliyle gerçekleştirilen faşist darbenin üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen, Türkiye halen bu karabasanın izlerini üzerinden atabilmiş değil. Cuntanın hazırladığı faşist anayasa genel ruhu açısından bugün de yürürlükte.
Irak’tan Afganistan’a Obama’nın “Yumuşak Güç”ü
Süregiden hegemonya yarışı ve emperyalist paylaşım kavgasında ABD emperyalizminin çıkarlarını temsil eden ve Bush döneminde yürürlüğe konmuş olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), tüm aksaklıklara ve revizyonlara rağmen devam ediyor.
Ulusal Sorun Üzerine
Ulusal sorun konusunda teorik mücadelenin önemi, asıl olarak ezilen ulusların kurtuluş mücadelesi karşısında Marksist temellere dayalı doğru bir politik tavır alış ihtiyacından kaynaklanır. Marksizm, dünyayı yorumlamakla yetinen izlenimci ya da olgucu bir felsefe değil, dünyayı değiştirmeye çalışan ve devrimci pratikle kopmaz bir diyalektik ilişki içinde ilerleyen bütünsel bir dünya görüşüdür.
İnsan İhtiyaçları Sınırsız, Kaynaklar Kıt mı?
Kapitalist dünya krizle boğuşmaya devam ederken, kapitalizmin Marksist eleştirisine dönük ilgi de her geçen gün artıyor. Hatta bir kısım burjuva iktisatçılar kapitalist krizden çıkış doğrultusunda bir ipucu buluruz diye Kapital ciltlerini araştırıyorlar; orada krizlerin temel nedeninin özel mülkiyet, rekabet ve üretim anarşisi olduğu tespitini görüyorlar ve ardından da rekabeti ve üretim anarşisini sınırlandırmak için “piyasayı düzenlemenin”, “devlet müdahalesinin”, “devlet mülkiyetinin” öneminden bahsetmeye başlıyorlar. Ama nafile!
Grev ve Direniş Deneyimlerinden Süzülenler
Burjuvazi, bir heves, dünyayı derinden sarsan ekonomik krizden çıkılmakta olduğu türküsünü tutturmaya başlasa da, krizin işçi sınıfının üzerindeki olumsuz etkileri katlanarak büyümeye devam ediyor. Fabrikaları, işyerlerini kapatarak ya da çalışan sayısını azaltarak işsizleri sefaletin kucağına iten, çalışanları ise dayanılmaz iş koşullarına boyun eğdiren patronlar sınıfı, dünyanın her tarafında işçi sınıfına krizin faturasını ödetmeye dönük uygulamalarını sürdürüyor.
Taşeronlaştırmaya Karşı Örgütlü Mücadeleyi Yükseltelim!
Kâr ve rekabet üzerine kurulu kapitalist sistem, işçi sınıfının örgütlü mücadelesini, militan sınıf sendikacılığı hareketini gerilettiği tarihsel dönemlerde, saldırı hamlelerini, hak gaspları ve yeni düzenlemeler eşliğinde işçi sınıfının bütününe yöneltmekten geri durmadı.
Üçüncü Rant Köprüsü ve Yağma Planları
Milyonlarca emekçinin yeşile, sağlıklı içme suyuna, temiz havaya ve insanca yaşanacak ucuz konutlara yakıcı bir ihtiyaç duyduğu megakent İstanbul, bir kez daha ciddi bir talan ve rant projesiyle karşı karşıya.

