Olayların Anlattığı
Bugün üzerinde yaşadığımız topraklar dahil birçok ülkede siyasal gündemi halen yürümekte olan emperyalist hegemonya savaşı belirliyor. Balkanlar'da, Kafkasya'da, Ortadoğu'da ve son olarak Orta Asya'da ABD'nin öncülüğünde başlatılan renkli 'devrim'ler, emperyalist hegemonya savaşının aldığı boyutları göstermesi bakımından çarpıcıdır. Kuzey Afrika'dan Güney Asya'ya kadar, değişik kıta ve coğrafyaları kapsayan ABD'nin 'Büyük Ortadoğu Projesi', savaş, işgal ve kimi yerlerdeki iktidar değişiklikleri eşliğinde hayata geçiriliyor. ABD'nin yükselen Çin'e karşı savaşı Uzak Asya'da politik dengeleri sarsacak düzeydedir. Çin ile Japonya Pasifik'te karşı karşıya gelirken, Çin'de Japon karşıtı milliyetçi gösteriler günlerce devlet eliyle sürdürüldü.
Önümüzdeki dönemde emperyalist hegemonya savaşının daha da kızışarak ve farklı boyutlar kazanarak yayılacağı muhakkaktır. ABD ile AB arasında buzların eridiği doğru değildir. Bu iki emperyalist kamp arasındaki dönemsel-kısmi çıkar ortaklaşması ve güç dengelerine bağlı karşılıklı manevralar bizleri yanıltmamalı.
İngiliz burjuvazisi, Amerikan burjuvazisinin savaş programına angaje olmuştur. Bu programı yürüten Blair'in İşçi Partisi bir önceki döneme göre zayıflayarak çıksa da, geçtiğimiz günlerdeki seçimleri tekrar kazanmıştır. İngiliz sendikal bürokrasisi Blair'i destekleyerek burjuvazinin kuyruğuna takılmış bulunuyor.
ABD'nin Irak'a açtığı savaş sürecinde AB içinde meydana gelen çatlak da aşılmış değildir. Almanya ve Fransa Birlik içerisinde tüm ipleri ellerinde tutmaya çalışırken zorlanıyorlar. Oluşturulan AB Anayasasını referanduma götürecek olan Fransa çok ciddi sorunlarla karşı karşıya. Eğer Fransa'da referanduma hayır oyu çıkarsa bu, Birlik içerisinde ABD'nin yörüngesine girmiş olan ülkeleri cesaretlendirecek ve ABD'nin desteğini alarak Fransa ve Almanya karşısında politik manevra şanslarını arttıracaktır.
Ortadoğu'daki gelişmeler dikkat çekicidir. Başta Arabistan ve Mısır olmak üzere birçok Arap ülkesi ABD'nin 'Büyük Ortadoğu Projesi' kapsamında kendilerini organize ediyorlar. Burjuva parlamenter bir rejimin yerleşmesi ve kapitalist gelişmenin önündeki engellerin kaldırılarak entegrasyonun derinleştirilmesine yönelik adımlar atılıyor. ABD'nin baskılarına direnemeyen Suriye, Lübnan'dan tamamen çekildi; ancak Suriye hâlâ ABD'nin hedef tahtasından çıkmış değil. Filistin sorununun halklar arasında barışı temin edecek gerçek çözümünün emperyalistler tarafından sağlanamayacağını da bugünkü gelişmelerden açıkça görüyoruz.
Irak'ta Amerikan işgaline karşı Sünni direnişi de, bu direnişin anti-emperyalist olduğuna dair solun kapıldığı ve yaydığı hayaller de devam ediyor. Irak'ta her gün onlarca insan ölmesine karşın ABD emperyalizmi mevcut durumu uluslararası burjuva hukuk çerçevesinde meşrulaştırmış bulunuyor. Seçimler sonrasında yapılan uzun pazarlıklar ve gözetilen dengeler sonucunda Devlet Başkanlığı Kürtlere, Başbakanlık ise şii Araplara verildi. Kürtler federe bir devletin altyapısını oluşturmakla kalmadılar, Irak'ın devlet Başkanlığına kadar yükselerek elde ettikleri mevzileri güçlendirdiler. Bu durum, bölgede yeni gelişmeleri beraberinde getirecektir.
Güney Kürdistan'daki gelişmeler TC'yi yakından ilgilendiriyor. Kürt oluşumunun resmi bir statü kazanarak devletleşmesinden korkan TC, bu gelişmelerin kendi ülkesindeki Kürtleri de tetiklemesinden endişe ediyor. Burjuvazi içindeki çatışmaya bağlı olarak, Kürt sorununa dair siyasal açılımlar ve AB'nin atılmasını istediği adımlar askıya alınmış gözüküyor. Son dönemde Ordu bu sorunda inisiyatifi ele geçirmeye çalışıyor ve Kürt hareketine yönelik imha politikasını öne çıkarıyor. PKK'ye yönelik operasyonlar artarak ve sınır dışına da taşarak devam ediyor. Gabar Dağlarından yeniden gerilla ve asker ölüleri geliyor.
Diğer taraftan TC burjuvazisi içindeki bölünme ve kavga kızışarak sürüyor. Kıbrıs'ta gelenekçi-statükocu Denktaş'ın tasfiye edilmesi ve AB yanlısı çözümden yana olan Talat'ın işbaşına gelmesi, AB'ci burjuvazi açısından kazanılmış bir mevzi anlamına geliyor. Buna karşın olayların uzun vadeli gelişimini, Türk burjuvazisi içindeki çatışma ve emperyalist hegemonya savaşı belirleyecektir. Statükocu-devletçi burjuva güçler Genelkurmay ve üst düzey bürokratlar aracılığıyla siyasal alana müdahalelerini sürdürüyorlar.
AKP hükümeti bu süreçte zikzaklar çizerek yol alıyor. AB sürecinde daha liberal bir söylem kullanan ve müzakerenin başlaması için yasaları yeniden düzenleyen AKP, yeni hazırlanan Türk Ceza Kanununda basın yasasına koyduğu maddelerle bazı bakımlardan mevcut durumu daha da ağırlaştırıyor. Temsil ettiği AB yanlısı burjuvazinin isteklerini yerine getirmediğinde fırça yiyen AKP, öte taraftan da statükocu-devletçi burjuva güçlerin basıncı altında kalmaktadır. Böylece AKP önceki burjuva hükümetler gibi dengeleri gözetmeye, dengelere oynamaya çalışıyor.
ABD ve İsrail ile son zamanlarda kimi konularda anlaşamayan ve hatta karşı karşıya gelen AKP hükümeti, yeni bir manevrayla İsrail'e gezi düzenledi; Başbakan şaron'u Türkiye'ye davet etti. ABD'nin İncirlik Üssüne ilişkin taleplerini ağırdan alan AKP, Ermeni soykırımı ABD Senatosunda gündeme gelince İncirlik Üssünü çarçabuk ABD'nin hizmetine sundu. Başbakan yaptığı konuşmada, ABD'ye olumlu mesajlar göndermeyi ihmal etmedi.
Öyle anlaşılıyor ki, uluslararası değişimler TC burjuvazisi içinde doğrudan etkisini buluyor; burjuva taraflar sürdürdükleri iktidar mücadelesine bağlı olarak emperyalist güçlerin desteğini almaya çalışıyorlar. Ancak sürecin oynak olduğu gözlerden kaçmamalı; çıkarlar örtüştüğünde burjuva kesimler bir araya gelmekten çekinmezler. Fakat aynı şekilde çıkarları örtüşmediğinde de ayrışmaktan ve karşı karşıya gelmekten geri durmazlar. Bunların iç içe geçtiği ve sürecin tüm çelişkileriyle ilerlediğini de unutmamak gerekiyor.
Egemen sınıf içersindeki çatışma ve onun yönelimleri kuşkusuz ki, işçi sınıfının durumundan bağımsız düşünülemez. İşçi sınıfının örgütsüz ve dağınık olduğu, sendikal düzeydeki örgütlülüğünün bile alabildiğine cılızlaştığı, devrimci bir önderlikten yoksun kaldığı konjonktürde, burjuvazi, karşısında bir devrimci tehlike görmez. Sendikal hareketin mevcut gidişatı da burjuvazi içindeki saflaşmalardan muaf kalamaz. Nitekim AB üzerinden burjuvazi içinde başlayan bölünme sendikalara ve sosyalistlere kadar inerek işçi sınıfını burjuva saflaşmalara taraf olmaya zorlamaktadır.
Her şeye rağmen dünyada milyonlarca işçi-emekçi 1 Mayıs'ta sokağa çıkarak işçi sınıfının mücadele gününe sahip çıktı. Ancak sınıf mücadelesinin gelişimi eşitsiz bir seyir izlemektedir. şu anda hareketliliğin en yüksek olduğu Latin Amerika'da işçi-emekçi yığınların devrimci öfkesi durmak bilmiyor; fakat kapitalizmin temellerine yönelecek bir devrimci yatağa akıyor da değil. Kapitalizmi alaşağı edecek, devrimci kitlelere yol gösterecek enternasyonalist komünist bir önderliğin eksikliğinden dolayı, yükselen kitle hareketini burjuvazi kolayca paralize edebiliyor. Ya da burjuva partiler veya politikacılar, kitlelerin devrimci hareketini, kendilerini iktidara taşımanın bir aracı olarak kullanıyorlar.
Ekvador'da yaşananlar bu bağlamda oldukça çarpıcıdır. Beş yıl önce işçi-emekçi yığınların ayaklanması ile başa gelen burjuva politikacısı Gutierrez geçtiğimiz günlerde bir ayaklanmayla devrildi. Benzer bir durum Bolivya'da da yaşanıyor. İki yıl önce Bolivya'da yaşanan devrimci yükseliş, devlet başkanının ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanmıştı. Fakat işçi-emekçi yığınların taleplerine yanıt vereceğini vaat ederek onlardan zaman isteyen Carlos Mesa, bugün aynı kitlelerin hedefi haline gelmiş durumda. Aynı durum Brezilya'da, işçi sınıfının bir temsilcisi olarak iktidara gelen Lula için de geçerlidir. Venezuela'da ve diğer Latin Amerika ülkelerinde yaşananlar da farklı değildir ve işçi sınıfı ipleri eline almadıkça sonları da farklı olmayacaktır.
İçinden geçtiğimiz dönemde dünyanın gündemi emperyalist hegemonya savaşı tarafından belirleniyor olsa da, işçi ve emekçilerin dünya ölçeğindeki kıpırdanışı da akacağı kanalları bulmaya çalışıyor. şurası bir gerçek ki, işçi sınıfının devrimci enerjisi akacak doğru kanalları bulduğunda, savaşların olmadığı, sınıfsız, sınırsız ve sömürüsüz bir dünyanın, yani sosyalist bir dünyanın kurulmasının olanakları, düne göre daha gür biçimde ortaya çıkacaktır.
E. A.
