Okurlarımızdan - Nisan 2009
Sen Komünist Olmuşsun Ali!
Kriz derinleştikçe, Marx’ın haklılığına dair sözleri, komünizm, devrim gibi kavramları, burjuvalardan, televizyonlardan ve gazetelerden bolca duyuyoruz. Elbette bu tür anlık “hatırlamaların” arkası da gelecek ve bu gerçek işçi sınıfının öncüleri hatta kitlesine nüfuz etmeye başlayacak.
Haber Türk kanalında yayınlanan Teke Tek programında da bu kavramlardan biri telaffuz edildi. Ekonomik krizin konuşulduğu programda, iki ekonomist ve iş yasaları uzmanı gazeteci Ali Tezel vardı. Ekonomistler krizin derinleşeceği ve patronların desteklenmesi gerektiği üzerine yorumlar yaptılar. Bir saat boyunca süren bu konuşmalarda Fatih Altaylı sık sık az mail aldıklarından yakındı. Fakat söz programın son yarım saatinde “çalışanların” sorunlarına geldiğinde, Ali Tezel mail yağmuruna tutuldu. Ali Tezel, özetle, devletin işçileri de desteklemesi ve patronların iş yasalarına uyması gerektiğinden bahsetti. Ve bu açıklamalar işçi izleyicilerin duyarlılığını ateşlemeye yetti.
Ali Tezel işçilerin iş yasalarından doğan haklarını hatırlatıp, haklarını aramaları gerektiğini söylediğinde, Fatih Altaylı dayanamayıp, “sen Komünist olmuşsun Ali” deyiverdi. Ali Tezel’in açıklamaları ardı sıra devam ettikçe Altaylı bu kez “TÜSİAD seni bir köşede sıkıştırır kendine dikkat et” dedi. Ali Tezel söylediklerinin yasalarda yer alan şeyler olduğunu söylediğinde Altaylı bu kez “beraber bir parti kursak, kesin kazanırız” yorumunda bulundu. Bir patronun mailini okuyan Altaylı, “patronlar Ali Tezel’in söylediklerini yapsalar hepsi iflas ederdi” dedi.
Tartışanların kimliğini bir kenara bırakırsak, bu kısa tartışmadan da bir kez daha görülüyor ki, komünizm fikri son derece güncel ve derindir. Elbette işçilerin sorunlarına çözüm bulacakları yer, düzenin nasıl korunacağının derdine düşüldüğü televizyon programları değil işçi örgütleri ve sınıf mücadelesidir. İşçi sınıfını bizzat içinde yer alacağı mücadeleyle kurtuluşa taşıyacak tek seçenek Marksist fikirlerin yol göstericiliğinde gerçekleştirilecek olan komünizm olacaktır.
Marksist Tutum okuru bir işçi
Çözümü Türbede Değil Mücadelede Ara
Ben İkitelli Organize Sanayi Bölgesinde çalışan bir matbaa işçisiyim. Çalıştığım yerde 21 işçiyiz. Bu işe başlayalı 3 hafta oldu. Daha önce de matbaada çalışıyordum ama krizden dolayı işten atıldım. Yaklaşık bir buçuk ay işsiz kaldım, fabrikaları kapı kapı dolaştım ama bir türlü iş bulamadım. Sonunda bir arkadaşım sayesinde bu işe girdim. Ama sorunun sadece benim işe girmemle çözülmediği açık. İşsiz kalan on binlerce işçi nasıl iş bulacak?
Patronların sömürü sisteminin yaratmış olduğu bu kriz her geçen gün daha da kötüye gidiyor. İşsizlik maaşına başvuranların sayısının yüz binleri bulduğunu haberlerde söylüyorlar. Yine geçenlerde rastladığım bir habere göre, insanlar işsizliğin bitmesi için akın akın türbelere koşup bu krizin bitmesini ve işsiz kalan çocukları veya kendileri için iş imkânı sağlanmasını diliyorlar. Kimisi ağlıyor, kimisi kira bile ödeyemediğini, her gün bir parça peynir ekmekle hayatta kalmaya çalıştığını söylüyor. Bir anne, altı çocuğu olduğunu, hepsinin krizden dolayı işten atıldığını söylüyor. Bunlar sadece birkaç örnek. Bugün milyonlarca insan kredi kartlarını ödeyemez duruma gelmiş.
Peki bunun sonu ne olacak? Biz işçiler gerçekten de birilerinden medet umarak mı hayatımızı sürdüreceğiz? Patronlar fabrikalarını kapatsalar dahi yedi sülalelerine yetecek kadar paraları var. Ne yazık ki bu krizi yaratan patronları görmezden gelip hâlâ şunu diyen insanlarla karşılaşıyorum: “Bunlar dış güçlerin oyunu, bu oyunlara gelmeyin”. Ben kiramı yatıramıyorsam, elektrik, su, doğalgaz ve telefon faturalarımı ödeyemiyorsam, ben aç kalıyorsam, söyleyin bana bunlar kimin oyunu?
İkitelli’den bir matbaa işçisi
Kapitalizm Krizde, Örgütsüzler Kâbusta
Yakın bir döneme kadar hemen hemen her işçiye “çalış senin de olur” masalı anlatılıyordu. Bu çerçevede de pek çok işçi biraz para biriktirip işyeri açma hayalleri kuruyordu. Geldiğimiz şu dönemde ise bunların gerçekten de hayal olduğunu daha iyi anlar olduk sanırım. Kapitalist sistemin derin bir krize doğru sürüklenmesiyle birlikte neye uğradığımızı şaşırdık. Bu derin ekonomik kriz içerisinde bıraktık zengin olma hayallerini, postunu kurtarmaya çalışan koyuna dönüverdik.
Her gün daha da derinleşen kriz yüzünden dev tekeller iflas bayrağını çekerken, ayakta kalmaya çalışan işyerleri de bu krizin faturasını biz işçilere kesmeye çalışıyor. Krizi fırsata çevirmeye çalışan patronlar, sürekli işçi çıkarmaya, çıkarılan işçilerin işini daha az işçiye yaptırmaya başladılar. Yoğun mesailer, ücretlerin düşürülmesi ve geç ödenmesi gibi birçok uygulamayı gündeme getiriyorlar. Daha düne kadar sırtımızdan büyük servetler biriktiren patronlar, bizi büyük bir yoksulluğa mahkûm ettikleri gibi bir de biz işçilerden fedakârlık beklemekteler. Şüphesiz yaşanan bu sürece işçiler tamamen sessiz kalmamakta, çeşitli işyerlerinde ve fabrikalarda eylemler, işyeri işgalleri gündeme gelmektedir. İşçi sınıfı için bugün birlik olmak ve ortak düşmana karşı ortak bir mücadele vermek hayati bir önem taşımaktadır.
Peki bugün bu mücadele neden hayati önem taşıyor? Oturduğum mahallede ve çalıştığım işyerinin bulunduğu bölgede gördüğüm manzara hiç de hoş değil. İşten atmalar hız kazanıyor, işsiz işçilerin sayısı her gün artıyor. Bir işçi eğer ki evin tek çalışanıysa ve bir de bunun üstüne işsiz kaldıysa vay haline. Geçim sıkıntısı yüzünden çıldırma noktasına gelenler, sinir hastalığına yakalananlar, cinnet geçirenler, intihara kalkışanlar aslında bize çok uzak değil, hemen yakınımızdaki insanlar bunlar. Yani kapitalizmin krizi derinleştikçe örgütsüzlerin kâbusu da şiddetleniyor.
Evet dostlar, böylesi bir dönemde biz işçilerin mücadeleden kaçmak gibi bir lüksü yok. Bunu görmeyecek kadar da kör olmasak gerek. Olduğumuz yerde debelenmek yerine nasırlı ellerimizi toprağa basarak ayağa dikilmenin zamanı çoktan gelmedi mi? Biz işçiler, derinleşen ekonomik kriz ve yükselen emperyalist savaş karşısında sessiz mi kalacağız? Çektiğimiz bunca acılara, bunca kıyımlara, bunca insanlık dışı uygulamalara dur demenin zamanı gelmedi mi hâlâ? Bunlara sessiz kalırsak eğer, yükselen emperyalist savaşta cephelere sürüleceğimizi göremeyecek kadar kör değiliz herhalde.
Bugün işyerlerimizde, mahallelerimizde beraberliğimizi güçlendirmeliyiz. İşçi sınıfının haklı mücadelesine omuz vererek insanlara kan kusturan bu aşağılık kapitalist sisteme son vermenin zamanı çoktan geldi. Bir düşünün, bu kapitalist sistem biz işçilere ve emekçilere bir gelecek veremediği gibi bir de hayatımızı karartıyorsa, ona bir son vermek için ne kadar çok sebebimiz var. İşçi sınıfının bu asalak sisteme son vererek kendi iktidarını kurması için, bugün dünyanın her yerinde yükselmeye başlayan sınıf mücadelesine omuz vermenin, işçi sınıfının uluslararası bayrağını göklerde dalgalandırmanın zamanıdır artık.
Kapitalizme inecek son darbe için, sen de haykır, sınıf saflarına katıl!
Kıraç’tan bir işçi
Örgütlü Bir Kadın Olmak
Merhaba dostlar. Bir kadın olarak, yaşadığımız sorunlara ve örgütlü mücadelenin hayatımızı nasıl değiştirdiğine değinmek istiyorum.
Örgütlü mücadeleyle tanışmadan önce evden işe, işten eve gidip gelen, hayatı bu ikisi arasına sıkışıp kalmış bir işçiydim. Ta ki örgütlü mücadeleyle tanışıncaya kadar. Artık daha çok dışarıda zaman geçiriyordum. Evin ve işin dışında zamanımı bilinçli işçilerle geçirmeye başladım. Örgütlü mücadeleyle tanışana kadar doğru bildiğim şeylerin yanlış olduğunu kavradım. Bize gösterilen hayal dünyasının yalan olduğunu gördüm. Bunca yıllık yaşadıklarımın koca bir hiç olduğunu fark ettim. Artık bu boşluğu doldurmak için bir şeyler yapmalıydım. Kitap okuyordum, sorguluyordum, yaşananlara kafa yoruyordum. Bendeki değişimi fark eden ailem eve geliş gidiş saatlerime, okuduğum kitaplara müdahale etmeye başladılar. Onlara göre genç bir kızın evinde oturup yemek yapması, temizlik yapması, zamanı geldiğinde de evlenip çoluk çocuğa karışması gerekirdi. İşyerlerimizde ağır çalışma koşullarına maruz kalan biz kadın işçiler eve geldiğimizde o yorgunluğun üzerine bir de ev işlerine girişiriz. Fabrikalarda ucuz işgücü olarak çalıştırılan, tarlalarda sırtında çocuğuyla güneşin alnında çalıştırılan biz emekçi kadınlarız. Biz kadınların bedenlerini bir meta olarak gören kapitalist sistem, kadın bedenini her fırsatta reklâm malzemesi olarak kullanıyor.
Evet, sistem tarafından biz emekçi kadınlara biçilen rol tam olarak budur. Örgütlü bir kadın olmadan önce biz emekçi kadınlara biçilen rolün kader olduğunu ve asla değişmeyeceğini düşünüyordum. Fakat artık şunu iyi biliyorum ki bu kaderi değiştirmek biz kadın işçilerin elindedir. Yeter ki bu kaderi değiştirmek için adım atalım. İşçi sınıfının tarihi emekçi kadınların mücadeleleriyle doludur. Ekmek mücadelesi veren kadınlar gül de isteriz talebini insanca bir yaşam için haykırdılar. Biz emekçi kadınlarının kurtuluşunun tek yolu örgütlü mücadeleden geçiyor. Bunun için de kadınıyla erkeğiyle mücadeleye atılmalı ve bize devredilen mücadele bayrağını daha yükseklere taşımalıyız.
Gebze’den bir kadın metal işçisi
Merhaba. Uzun bir süredir Marksist Tutum sitesini takip ediyordum. Artık dergisini alıyorum ve yazılarınızı dergiden okuyorum. Derginin çıkmasını her ayın başında meraka bekliyorum. Yazı dizileri muhteşem. Elif Çağlı’nın Marksizmin Işığında kitabını aldım ve yalnızca ilk bölümü okumama rağmen Sovyetler’in yapısı ve Stalinizm hakkında girdiğim tartışmalarda tartıştığım kişinin bir şey söyleyememesi beni açıkçası hem şaşırttı hem de Marksist Tutum yazarlarının yazılarının kıymetinin tam manada bilincine vardırdı. Ben apolitik olmamayı, gerçekleri öğrenmeyi, tüm içtenliğimle söylüyorum ki sadece Marksist Tutum’a borçluyum. Teşekkürler Marksist Tutum...
Marmara Üniversitesinden bir öğrenci
Yeşeriyor Buğday Taneleri
Yaşanan sıkıntılar ve darboğaz insanların üstüne karabasan gibi çöküyor. İnsanların karınları doymuyor ve isyan ediyorlar. Hepsi açız diye meydanlara çıkıyor; haykırıyor bizi işten atmayın diye ama burjuvazinin elinde olan medya sanki bu olaylarla dalga geçer gibi davranıyor. Koca mitingde sadece 10 dakikayı bile almayan gereksiz tartışmalar defalarca döndürülüp döndürülüp halkın önüne sunuluyor. Halkımızın bir bölümü bu gösterilenlerden etkilense de diğer bölümü bu oluşan olayların ne denli gerçek ne denli yalan olduğunu anlıyor. Yani yeşeriyor işçi sınıfının içindeki mücadele duyguları…
Yeşeriyor buğday taneleri… İnsanlar yapılan haksızlıkları, oynanan oyunları görüyor ve tepki duyuyor. Uyanıyor bir dev uyanıyor! Ben de bir işçi çocuğuyum ve annem de babam da içinde oluşturdukları ve gittikçe artan tepkilerini patronlarına karşı yöneltiyorlar. Krizin faturası bizi tam 12’den vurdu. Hamdolsun cebimde sadece 1 TL var. Artık o parayla kendi karnımı mı doyururum, yoksa kendime ayakkabı ya da giyecek mi alırım bilmiyorum… Biz sadece işçi sınıfının mücadelesi ile değişebilecek bir düzenin içindeyiz...
Yaşasın İşçi Sınıfının Devrimci Mücadelesi!
Akhisar’dan bir işçi çocuğu
Devir, Birlik, Dayanışma ve Mücadele Devridir
Bilindiği üzere kapitalizm son zamanlarda iyice batağa saplanmış durumda. Bankaların batması, büyük şirketlerin çökmesi, fabrikaların kapanması durumu anlatmaya yetecek en somut örneklerdir. Durum böyle olunca kokuşmuş sistem, kötü yaşam standartlarını emekçi kitlelere dayatmakta. Aç kalan, hasta olup da hastanelere gidemeyen, yırtık pırtık giysilerle hayatını devam ettiren, iki parça odunla koca kışı geçiren yine bizler oluyoruz. Burjuvazi ise sömürüyle elde ettiği paralarla kriz döneminde hayatını sürdürmekte. Peki, bizler aptal mıyız? Neden bize dayatılan bu kötü hayatı yaşamakta ısrar ediyoruz? Daha kaybedecek neyimiz var? Neden sömürüyle inşa edilmiş bu pisliği yıkmıyoruz? Eğer rahatça hastanelere gitmek, olanaklardan faydalanmak, aç kalmamak, kısacası güneşli günler görmek istiyorsak; örgütlenmek, tek yumruk olmak zorundayız. İlk önce kendi içimizde dayanışmayı öğrenmeli sonra da diğer insanlara öğretmeliyiz. Artık biliyoruz ki bu kriz döneminin sonu daha da kötüye gidiyor. Üçüncü dünya savaşı çoktan başladı. Savaşın bize getirisi; açlık, zulüm ve ölüm oluyor. Burjuvaziye ise kâr oranı yüksek bir kazanç! Çünkü onlar için atılan her bomba, yıkılan her bina, yerine tekrar yenisi konulacak bir “meta”dır. Biz işçilere milliyetçi duygular aşılayarak, bizi birbirimize karşı kışkırtarak, kendi çıkarları uğruna bizleri feda edeceklerdir. Peki, neden böyle bir şey yapalım? Bu fırsatı onlara vermeyelim. Zaman daralıyor. Geçen her saniye, her dakika, her saat aleyhimize işliyor. Artık uyanıp, buna dur deme vakti. Haydi, dostlar, el ele verelim. Yeri, göğü inletelim. Devir “birlik, dayanışma ve mücadele” devridir.
Akhisar’dan Marksist Tutum okuru bir işçi
“Okul Kültürüne Uyum”
Ben bir öğrenciyim. Okulda yaşadığım bir olayı anlatacağım size. Karneler alındıktan sonra e-okul’a (elektronik okul) girip davranış puanlarıma baktım. Hepsi 5’ti, sadece bir öğretmenim “okul kültürüne uyum” puanıma 4 vermişti.
Okullar açıldığında yanına gidip sordum, “neden okul kültürüne uyumuma 4 verdiniz?” diye. O da “sen benimle o kadar tartışırken 5 mi verecektim” diye sordu. O anda şok oldum. İçimden, demek ki öğretmenler öğrencileri derslerine göre değil kendilerine karşı olan davranışlarına göre değerlendiriyor dedim. İşte bu sistem öyle bir sistem ki, okullarda patronlar sınıfının “doğruları” anlatılıyor ve bu “doğruları” kabul etmeyenler düşük notlarla, sınıfta kalma ile tehdit ediliyor.
Okumak hayatımızı kurtarmak anlamına geliyor(muş). Ama sokaklarda üniversite mezunu olup da iş bulamayan o kadar çok insan var ki! Bu çarpıklığı göre göre buna dur diyememek ne kadar kötü. Bu sisteme bir son vermek için örgütlenmeli ve mücadele etmeliyiz.
Esenler’den bir öğrenci
Kapitalizm Bizi Yok Etmeden Biz Onu Yok Edelim
Geride bıraktığımız 2008 yılı, küresel krizin iyice gün yüzüne çıktığı ve yakıcılığını tüm dünyaya hissettirdiği, üçüncü emperyalist paylaşım savaşının tırmanarak devam ettiği bir yıl oldu. Aynı zamanda işçi sınıfı mücadelesi açısından da hareketli bir yıl oldu. Yaşanan mitingler, grevler, direnişler, fabrika işgalleri gibi eylemlilikler tüm dünyada görüldü. Avrupalı tekellerin işçileri, fabrikalarının taşındığı yerlerdeki işçi kardeşlerini de örgütleyerek bir dayanışma içinde oldular. Tüm bu gelişmeler işçi sınıfı öldü diyenlere kesin bir cevap niteliği taşıyordu. Kapitalist sisteme karşı verilecek mücadelede asıl gücün örgütlü işçi sınıfı olduğu gerçeğini de bir kez daha gün yüzüne çıkarıyordu.
Tabii işçi sınıfı mücadelesi adına gelişen bu olumlu olaylar kapitalist devletleri de harekete geçirmektedir. Terörle mücadele adı altında faşizan yasalar parlamentolardan sorunsuz geçmektedir. Kapitalistlerin kendi düzenlerini sarsacak bir mücadele karşısında boş durmayacakları gerçeğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Ordu, polis gücü, mahkemeler ve öteki baskı araçları, kapitalist devletin, işçilerin sınıf mücadelesini bastırmak için kullandığı en önemli araçlardır.
İçinden geçtiğimiz kriz kapitalist işleyişin rutin krizlerinden değildir. İşçi-emekçilerin bir şeylerden rahatsızlık duymaya başladığı ve seslerini daha gür çıkarmaya başladıkları bir dönemdir. Burjuvalar dünyanın tüm bölgelerinde yavaş yavaş başlayan işçi ayaklanmalarından ve bu ayaklanmaların olası bir işçi devrimine dönüşebileceğinden korkuyorlar. Bu korkudan dolayı burjuva devletlerin kendi çıkarlarını korumak için başvuramayacakları yöntem yoktur.
Kapitalist sistem ve özellikle derin kriz dönemleri, savaş, devrim ve karşı-devrim olasılığını her zaman içinde taşır. Birinci ve ikinci dünya savaşı öncesinde yaşanan derin krizler, savaşları, devrimleri ve faşizmi getirdi. Bunlar içinden geçtiğimiz süreçte de bizleri bekleyen gerçeklerdir. Kapitalist sistem insanlığı bir yok oluşa sürüklemeden biz onu yok etmeliyiz. Kapitalizmin ürettiği tüm çelişki ve toplumsal yıkımlara ancak proleter devrim son verebilir. Bu yüzden tüm dünya işçi sınıfının örgütlenmesi ve mücadeleye atılması bir zorunluluktur.
Gebze’den işsiz bir işçi
Kavga Arkadaşı Kadınlar
Kadınlar, annemiz, eşlerimiz veyahut sevgilimiz. Her zaman ikinci sınıf muamelesi görenler. Gerek evde, gerek işyerlerinde, gerekse köy hayatında, her zaman…
Yaşadığımız kapitalist sistemde biz erkekler, hep üst olarak, reis olarak gösterildik. Ve bu doğrultuda da kadınlara ona göre muamele yaptık ve çoğumuz yapmaya devam ediyoruz. Sevdiğimiz kişiyle evlenen bizler, o pırıltılı günleri kısa zamanda unutarak kadını bir hizmetçi ya da cinsel isteklerimizi tatmin aracı olarak görüyoruz.
Kadınlar sınıflı toplumlarda insan yerine konulmuyor. Bir zamanlar diri diri gömülüyorlardı, şimdilerde ise yaşayan ölülerden bir farkları yok. Fabrikalarda patronların baskısı altında ezilen kadınlar bir de evde koca baskısı altında eziliyorlar.
Nasıl olmalı peki? Bizler erkekler olarak kadınlara değer vermeli, onları kendimizden küçük görmemeliyiz. Bize verilmiş olan, sen “ERKEK”sin, büyüksün, reissin anlayışından kurtulup, eşit bir şekilde hayatın güzelliklerini ve zorluklarını paylaşmalıyız. Ev işlerini de dayanışma içerisinde ortaklaşa yapmalıyız. Keza aynı şekilde fabrikalarda kadınları aşağılamamalı, patrona karşı yumruğumuzu kadınıyla-erkeğiyle hep beraber kaldırmalıyız. Eşit, ayrımsız ve en önemlisi sınıfsız bir toplum için el ele vermeliyiz.
Beylikdüzü’nden bir işçi
Kapitalizm derin bir bunalım içinde. Patronlar sınıfının temsilcileri dahi 1929 bunalımını aşan bir krizden bahsediyor. Eğer durumun ne denli korkunç olduğunu anlamak istiyorsak, o dönemi gözden geçirmemiz gerekiyor. Bir dünya düşünün, açlıktan kırılmış insan cesetleri yollardan toplanırken, sütler dökülüyor yollara yeterince kâr sağlamadığı için. Bir elma çalan, kurşuna diziliyor. Ve insanlar söküyor ahşap kaldırım döşemelerini ısınabilmek için… Neden mi? Kısaca anlatırsak, patronlar için üretim kârlı olmaktan çıktığı için…
Birinci Dünya Savaşı’nda patronlar sınıfı ellerindeki stokları tüketmiş kendilerine yeni pazarlar açmışlardı, arkada milyonlarca ölü bırakarak. Kapitalizm yükseliyordu. Burjuvalar, iktisatçılar zafer naraları atıyorlardı. Çekilen acılardan patronlar sınıfı ders çıkarmıştı! Artık bolluk ve barış dolu bir kapitalizm mümkündü! Ta ki 1929’da bir sabah borsanın çöktüğü ilan edilene dek. İşsizlik alabildiğine arttı ve açlık da. Nerede bir iş olduğunu duysa insanlar, trenlere doluşup gidiyorlardı, bir umutla. Ve sonunda artık böyle gitmez demeye başladılar. Ama işçi sınıfının önderliksiz ve örgütsüz oluşu onları reformist düzen yaltakçılarının ve faşist liderliklerin peşinden sürükleyecekti. Milyonlarca emekçinin ölümüyle kapitalist çark işler olacaktı, yeniden. Faşizm ve savaşlar bu sistemin çıkmaza düştüğü yerde burjuvazi açısından çıkış kapısı olmuştur hep. Bizler içinse gözyaşı, umutsuzluk ve kaybedilen canlar demektir. Bu sebeple örgütlenmeli, bunlara karşı tek alternatif olan sınıf mücadelesini yükseltmeliyiz. Unutmayalım, kapitalistlerin çarkına çomak soktuğumuzda, mücadeleyi faşizmle ezmeye çalışacaktır. Ancak çomak çarktan sağlamsa parçalanan çark olacaktır.
Kısaca zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan bizler, onları yitirdiğimizde bir dünya kazanacağız. Sınıfsız, özgür, barış dolu bir dünya ancak sosyalizmle mümkündür. Kapitalizm bize bunları veremiyorsa tarihin çök sepetine atılmayı çoktan hak etmiş demektir.
Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz!
Yaşasın Dünya İşçilerinin Uluslararası Mücadele Birliği!
Gazi Mahallesinden bir kadın işçi
