Sendikal Yasa(k)lar Değişiyor mu?

Türkiye işçi sınıfı kapitalist düzenin ücretli kölelik zincirlerine ek olarak, 28 yıldır, 12 Eylül faşizmi tarafından boynuna vurulan sendikal ve siyasal yasaklar prangasıyla burjuvazinin çifte esareti altında tutuluyor. Askeri faşist cuntanın kaleme aldırdığı 2821 ve 2822 sayılı Sendikalar Kanunu ve Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu, yıllardır işçi sınıfının örgütlü mücadelesinin önüne dikilen en büyük engellerden biri olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Yaklaşık iki buçuk yıl önce, AKP hükümeti, bu kanunlarda değişiklik yapmak üzere bir yasa tasarısı hazırlamış ve tasarının Meclis komisyonunda ele alınacağını duyurmuştu. 2006 Şubatında, komisyonda görüşüleceği söylenen bu tasarıyı inceleyen bir yazı kaleme almış [1] ve 12 Eylül “sistematiğini” bozmamaya özen gösteren bu tasarının, Türk mevzuatının “ILO ve Avrupa normlarına” uyum sağlamasını değil, ona mümkün olan asgari miktarda “yaklaştırılmasını” hedefleyerek hazırlandığını ifade etmiştik. Bu anlayışla oluşturulan bir tasarının, köklü ve bütünlüklü bir değişiklik getirmesini beklemenin de son derece yanlış olacağını söylemiştik.

Ancak söz konusu düzenlemeler, o sınırlı haliyle bile, ne komisyonda ele alındı ne de o zamandan bu yana bir daha gündeme getirildi. Nihayet geçtiğimiz Mayıs ayı sonunda, Çalışma Bakanı Faruk Çelik, bu iki sendikal kanuna ilişkin olarak bir grup AKP milletvekili tarafından verilen kanun teklifinin Meclis komisyonunda kabul edildiğini ve Haziranın ikinci haftasında Meclis genel kurulunda görüşüleceğini duyurdu. Bu girişimin zamanlaması da önem taşıyor. Yıllardır bu konuda ILO’nun baskısına maruz kalan hükümet, Haziran sonunda yapılacak ILO genel kurulu öncesinde yine adım atarmış gibi görünmek istemiştir. Ancak her zamanki gibi bu kez de atıldığı söylenen adımın arkası gelmemiştir.

Üstelik değişiklik önerisi hükümetin kanun tasarısı olmaktan çıkartılmış ve AKP Çorum milletvekili (Hak-İş yönetiminde yer almış eski bir sendika bürokratı) Agah Kafkas’ın hazırladığı bir kanun teklifine dönüştürülmüştür. Bu durum AKP’nin kendi içinde dahi mutabakat sağlayamadığının bir göstergesidir. İşine gelen yasal değişiklikleri son sürat Meclisten geçirirken demokratlık maskesinin ardına sığınan AKP hükümeti, sıra işçi sınıfını ilgilendiren yasaklar cenderesini biraz olsun gevşetmeye geldiğinde bin dereden su getirmektedir. İşçilere verilecek en ufak bir taviz bile, sözde AB kriterlerine uyumu gerçekleştirecek bu sermaye hükümetinin ayaklarının geri geri gitmesine yol açmaktadır.

Kanun teklifi neleri öngörüyor?

Meclis genel kuruluna indirilip indirilmeyeceği halen belli olmayan ve tam metni kamuoyuna açıklanmayan söz konusu kanun teklifinde de tıpkı daha öncekiler gibi yasak savma zihniyetiyle hareket edildiğini görüyoruz. “Sistematiği” bozmama ve öze dokunmama anlayışı bu tasarıda da varlığını korumaya devam ediyor.

Kanun Teklifinin en çok reklâmı yapılan kısmını, sendikalar kanununda var olan yüzde 10’luk işkolu barajının kaldırılmasını öngören maddesi oluşturuyor. Ancak bu baraj kaldırılırken, yerine getirilen fiili barajlara ya da devam etmekte olan yüzde 50+1’lik işyeri barajına hiç değinilmiyor. Yüzde 10 barajı sözde kaldırılırken, bağımsız mücadeleci sendikaların önünün tıkanması ve bunların işbirlikçi sendika bürokratlarının sultası altına girmeye zorlanması için her türlü önlem alınıyor. Sendikaların ancak, “Ekonomik ve Sosyal Konseyde temsil edilen işçi konfederasyonlarından herhangi birinin üyesi olma” ya da “kurulu bulunduğu işkolunda ülke çapında faaliyet gösteren, birden çok işyeri veya işletmede örgütlenmiş bulunan veya en az 80 bin üyeye sahip bir işçi konfederasyonuna üye olma” koşuluyla toplu sözleşme yapmaya yetkili olmalarının öngörülmesi bunun bir ifadesidir.

Düzenleme, olumlu bir adım olarak, sendika üyeliğinde ve üyelikten ayrılmada noter şartını kaldırırken, sendika üyelik yaşını 16’dan 15’e çekiyor. Sendika ve konfederasyonların uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapabilmesinin, yurt dışında temsilcilik açabilmesinin, yurt dışında sendika ve üst kuruluş kurabilmelerinin yolu açılıyor. Yurt dışında kurulu olan sendikaların Türkiye’de temsilcilik açabilmelerine de olanak tanınıyor. Avrupa Birliği mevzuatına uyum sağlanabilmesi için yapılan bu değişiklik, işçi sınıfının uluslararası sendikal örgütlülüğüne olanak tanıyan bir ortam yaratmakla birlikte, Dışişleri Bakanlığının “görüşü” ve İçişleri Bakanlığının iznini şart koşarak, devletin sopasının her an tepede olacağını da gösteriyor.

Yeni düzenleme ile işçi ve işveren sendikalarının kurulabileceği işkollarının sayısı 28’den 19’a düşürülmektedir. Sendika ve konfederasyonların grev gözcüleri için kulübe, çadır, baraka kurma yasağı da kaldırılmaktadır. Ancak grev uygulanan işyerinde “Bu iş yerinde grev vardır” ibaresinin dışında afiş ya da pankart asanlara veya yazı yazanlara 10 bin YTL para cezası uygulanması öngörülmektedir. Yani işçilere, soğuktan ya da güneşten korunmak için başınızı çadırın altına sokabilirsiniz ama taleplerinizi kimseye duyuramazsınız, sınıf dayanışmasını yükseltmeye çalışamazsınız denmektedir.

Bunun yanı sıra çeşitli işkollarında var olan grev yasakları ve genel grev, dayanışma grevi, hak grevi gibi en temel işçi hakları üzerindeki yasaklar varlığını korumaya devam etmektedir. Bakanlar Kurulunun, grevleri, “genel sağlık ve ulusal güvenliği bozucu nitelikte olduğu” gerekçesiyle 60 gün süreyle erteleme yetkisi de öyle. Ayrıca, kamu emekçilerinin toplu sözleşme hakları tanınmamaktadır. Devlet, kamu emekçilerinin de işçi sınıfının önemli bir parçası olduğu gerçeğinin üzerini örtmek ve sınıfın aynı çatı altında örgütlenip birlikte hareket etmesini engellemek için işçi-memur ayrımını sürdürmektedir.

2005 Aralığında gündeme getirilen kanun tasarısında sendikalara ticaret yasağı kaldırılarak, işçi kuruluşlarının birer ticari işletmeye dönüştürülmesinin önündeki tüm engeller de temizlenmiş oluyordu. Bugünkü düzenleme, yasada var olan ticaret yasağını korumaya devam ediyor. Ancak “sendika ve konfederasyonlar nakit gelirlerinin yüzde 40’ını işsizliğin önlenmesine yönelik çalışmalarda kullanabilecek ve bu amaçla sınai ve iktisadi teşebbüslere yatırım yapabilecek” denerek, sendikalar yine “işveren” pozisyonunda piyasaya entegre edilmek isteniyor.

Bu arada devlet, bizzat işçiler tarafından sendika tüzüklerinde belirlenmesi gereken iç işleyiş kurallarını belirlemeye devam ediyor. Sendika kapatma sopasını sallandırmaktan da geri durmuyor: “Tüzük ve diğer belgelerde kanuna aykırılık tespit edilmesi durumunda sendika ve konfederasyonlardan eksikliklerin bir ay içinde tamamlanması istenecek. Tamamlanmadığı takdirde ise sendika ve konfederasyonun faaliyetinin durdurulması için iş mahkemesine başvurulacak. Mahkeme, kanuna aykırılığın veya eksikliğin giderilmesi için sendikaya 60 günü aşmayan süre verecek. Bu sürenin sonunda tüzük ve belgeler kanuna uygun hale getirilmemişse, sendika veya konfederasyonun kapatılmasına karar verilecek.”

AB ve ILO normlarına uyum sağlamaktan söz eden hükümet, en temel haklardan biri olan sendika kurma hakkını, kendisinin tayin ettiği işkollarıyla ve çalışan işçilerle sınırlamaya devam ediyor. Emeklilerin, gençliğin, öğrencilerin ya da farklı toplum kesimlerinin sendikalaşmaları üzerindeki yasak ve engeller varlığını koruyor. ILO normlarına dayanarak kurulan sendikalar ise kapatma davalarıyla yüz yüze bulunuyorlar. Emekli-Sen’in kapatılmasının ardından şimdi de Genç-Sen’in kapatılması gündemde.

Sendikal yasaklar savaşarak aşılır

Sendikal yasaların ve genel olarak yasaların demokratikleşmesi için hükümetlere baskı yapması gereken en büyük güç işçi sınıfıdır. Ne var ki mevcut örgütsüzlük koşullarında işçi sınıfından bu konuda bir ses yükselmediği gibi, onun örgütleri olarak boy gösteren sendikaların da sesleri solukları çıkmamaktadır. Sınıf için en ivedi ve en yakıcı sorunlardan birini oluşturan anti-demokratik sendikal yasalar burjuva hükümetlerin elinde oyuncağa dönerken, sendikalar en iyi ihtimalle bir iki basın metniyle konuyu geçiştirmektedir. Geniş sınıf kitlelerininse bu konu gündemine bile girememektedir.

Bunun yanı sıra, son 4-5 yılda 35 bini aşkın işçinin sendikalara üye olmaları nedeniyle işten atıldığı Türkiye’de, sendika bürokratları, bu durum karşısında da kıllarını kıpırdatmamaktadırlar. Pek çok işyerinde sendikalaşma faaliyeti yüzünden işten atmalar başladığında patlak verip yaygınlaşmaya başlayan direnişler, sendika bürokrasisinin işbirlikçiliği ve uzlaşmacılığı yüzünden çoğu kez başarıya ulaşamamaktadır. Ancak son dönemlerde işçilerin her türlü zorluğa göğüs gererek ve inat ederek devam ettirdikleri direniş ve grevlerin sayısı belirgin biçimde artış gösteriyor. Bu durum sendika yönetimlerine de basınç bindiriyor. Sadece bunlar bile, tabandan yükselen ufacık bir basıncın tepeyi hizaya gelmeye zorlayabileceğinin göstergesidir. Kuşkusuz bunun devamlı ve ivmeli bir zorlama hareketine dönüşmesi için, sınıf öncülerinin tabandan yükselecek militan bir işçi sınıfı hareketi yaratma doğrultusunda sabırlı ve kararlı bir mücadele yürütmeleri gerekiyor.

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, işçi sınıfının sendikal örgütlülüğündeki zayıflamanın nedenleri, sendikal yasalardan daha çok, sınıfın devrimci siyasal örgütlülükten yoksun bulunması ve bu durumun doğurduğu gerileme ve dağınıklıkta yatmaktadır. Yine sıkça yinelediğimiz gibi, bu tablo değiştirilemez değildir, ancak bu alandaki en ağır yük işçi sınıfı devrimcilerine düşmektedir: “Sendikaları sınıfla hiçbir bağı bulunmayan işbirlikçi sendika bürokratlarının elinden kurtarmanın yolu, başta komünistler olmak üzere sınıfın en militan kesimlerinin tüm işyerlerinde ve sendikalarda çok aktif bir çalışma yürütmelerinden geçiyor. Bu yapılmadıkça işçi sınıfının burjuvazinin tahakkümünden kurtulması ve uluslararası ölçekte yürütülen saldırılara göğüs germesi beklenemez, beklenmemelidir. Hedef, işçi sınıfının öncü kesimlerine «sendika biziz» dedirtebilmek, bu anlayışı tüm işçi sınıfına yaymak ve sınıfın doğrudan müdahalesiyle sendikaları, işyeri işyeri, şube şube bürokrasinin elinden kurtarmak olmalıdır. Unutulmamalı ki, sendikal yasaklar burjuva devletin «yüce gönüllülüğüyle» değil savaşarak aşılır!” [2]

[1] İlkay Meriç, Sendikal Yasaklar Savarak Aşılır, MT, Şubat 2006

[2] age


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/sendikal_yasa_k_lar_degisiyor_mu.htm