1 Mayıs’ı, burjuvazinin işçi sınıfının tüm kazanımlarına azgınca saldırdığı bir dönemde karşılıyoruz. İşçi sınıfının yeterli bir örgütlülüğünün olmaması, patronlar sınıfının saldırılarına da anlamlı bir cevap verememesine neden olmakta. SSGSS yasasına karşı işçi sınıfının vermiş olduğu cevap, işçi sınıfının ne kadar örgütsüz olduğunun da bir göstergesiydi. Patronlar sınıfının, biz işçilerin yaşamını doğrudan ilgilendiren bir konuda oylamaya sundukları yasa tasarısı, patronların ağız tadına göre meclisten geçti. Sermaye sınıfının işçi sınıfının kazanılmış haklarına pervasızca saldırdığı bugünlerde 1 Mayıs’ta alanlara çıkmamızın ne kadar önemli ve anlamlı olduğu apaçık ortada.
Her birimiz çalıştığımız işyerlerinde patronların keyfi olarak koymuş olduğu kurallar nedeniyle aşağılanıyor, horlanıyor, insan yerine koyulmuyoruz. İnsanın doğasına aykırı olan her şeye maruz kalıyoruz. Kaç saat çalışacağımıza, günde kaç kere tuvalete gideceğimize, yemek saatinden, varsa eğer çay saatine ne zaman çıkacağımıza vs. maalesef onlar karar veriyorlar. Burjuvazinin kendi yasalarında var olan 8 saatlik işgünü bugün neredeyse hiçbir işyerinde uygulanmıyor. Fazla mesai ya da normal çalışma süresi adı altında 12-16 saat çalıştırılıyoruz. Böyle bir çalışma sonunda kendimize, ailemize, çocuklarımıza, dostlarımıza ayıracak zamanımız bile kalmıyor. İnsan sosyal bir varlıktır. Ama bizlerin çalışma koşullarımız nedeniyle sosyal yaşamımız artık kalmadı.
Bugünlerde izlemiş olduğum bir tiyatro oyunu gerçekten beni çok etkiledi. Sınıf mücadelesinin dibe vurduğu bir dönemde işçilere yönelik çalışmalar yürüten Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği’nin (UİD-DER) tiyatro ekibinin hazırlamış olduğu işçi tiyatrosunu izleme imkânı buldum. Anadolu ve Avrupa yakasındaki iki ayrı tiyatro salonunda sergilenen bu oyunu yüzlerce işçi kardeşim de benim gibi büyük bir coşkuyla izledi. Oyunun ismi “1 Mayıs Karanfilleri” idi. Amerikalı sınıf kardeşlerimizin 1886 yılında verdikleri mücadeleden bize miras kalan 1 Mayıs’ın nasıl ortaya çıktığını anlatıyordu. İşçi sınıfının yiğit önderlerinin, sınıf mücadelesinde bayrağı bir sonraki işçi kardeşlerine bırakmak için canlarını nasıl ortaya koyduklarını anlatıyordu. İşçi sınıfının bu yiğit önderleri “8 saatlik işgünü” talebi nedeniyle idama mahkûm edildiler ve asılarak katledildiler. Bugün hangimiz 8 saat çalışıyoruz? Yıl 2008! Biz hâlâ 12-16 saat çalışıyoruz. Bu da gösteriyor ki bu azgın sömürüye son verebilmek için bizler de örgütlenmeli ve mücadeleye atılmalıyız.
Sergilenen oyunun, oyuncusu, dekorcusu, müzikçisi, oyun yazarı, yönetmeni vs. hep işçilerden oluşuyordu. Burjuvazinin insan yerine koymadığı işçiler, yüreklerini ortaya koyarak bu tiyatro oyununu sahnelediler. Ben izleyiciydim ama kendimi oyunun içinde hissettim. Sahnedekiler de benim gibi işçi kardeşlerimdi. Aslında sadece onlar değil ben de sahnedeydim. Oyunun bir parçasıydım. Çok güzel bir şey. Duyguları anlatmaya bazen kelimeler yetersiz kalır. Ben de anlatmakta zorlanıyorum. Gerçekten müthiş bir oyundu. İşçi önderlerinden birinin sözleri hâlâ kulaklarımda: “Bugün burada bir kıvılcımı yok edeceksiniz. Yarın her yerde göreceksiniz. Bu gizli bir ateş! Onu asla söndüremezsiniz!”
Evet, 1886’da bir kıvılcımı yok ettiler. Ama bu ateş, milyonların yüreğinde hiçbir zaman sönmedi, sönmeyecek. 1 Mayıs karanfilleri her yıl 1 Mayıs geldiğinde, biz işçilerin mücadelesiyle yeniden ve yeniden açmaya devam edecek. Amerikalı sınıf kardeşlerimizin bize bıraktığı mirasa sahip çıkıp, 1 Mayıs mücadele bayrağını hep birlikte tüm coşkumuzla dalgalandıralım.
Yaşasın 1 Mayıs! Biji Yek Gulan!