Emperyalist savaş dünyayı kana bulamaya devam ediyor. Özgürlük ve demokrasi palavrasıyla yürütülen emperyalist savaşın tek amacı daha fazla pazar ve kâr elde etmektir. Uzayda, havada, karada ve suda kullanılan silah teknolojileri eşliğinde, kapitalizm yeni bir dünya savaşına doğru doludizgin ilerliyor. Emperyalist ülkelerde üretilen gelişmiş silahları almak için tüm dünya devletleri kuyruğa girmiş durumda. Nihayetinde hiçbir silah depoda çürütülmek üzere sipariş verilmiyor. Tüm bu silahlar içeride işçi ve emekçi sınıflara karşı, dışarıdaysa dünya halklarına karşı kullanılıyor, kullanılacak.
Sınıflı toplumların tarihi boyunca bilimi öldürücü silahların yapımına alet etmekten çekinmeyen egemenler, yeni silahlar üretmeye devam ediyorlar. Örneğin silah üretici firmalardan sadece bir olan American Technology Şirketi, 2004 yılında ABD donanması ile milyonlarca dolarlık anlaşmaya imza atarak, yürüyen emperyalist savaştan büyük kârlar elde etti. Bu firmanın ABD ve tüm dünya ordularına pazarladığı silahlardan biri de LRAD adlı silah. ABD’de dört yıl önce üretilen LRAD (Uzun Erimli Ses Aygıtı), insanlık dışı teknolojinin son ürünü. 15 kilo ağırlığında, her yere monte edilebilen bu silah, 2 kilometreye ulaşan çaptaki geniş bir alanda, insan kulağını sağır edecek şiddette ses dalgaları yayıyor. Silah ilk kez ABD ordusu tarafından Irak’ta kullanılmış. Felluce, Al Anbar ve Sadr şehirlerindeki askeri birlikler, kalabalıkları dağıtmak, binaları boşaltmak için bu silahı kullanıyorlar.
Sosyal patlamanın, işçi mücadelelerinin, halk isyanlarının sınırındaki Türkiye kapitalizmi de, kendini koruyacak faşizan yasaların yanı sıra, işçi-emekçi kitleleri katletmeye yönelik yeni silahların siparişini veriyor. TC devleti yukarıda sözünü ettiğimiz silahı 2008 yılında cephaneliklerine kattı. Türkiye’ye C2-Tech adlı şirket tarafından getirilen bu silah, ilk kez 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlaması esnasında Kadıköy’de kullanıldı. Miting başlamadan önce polisler üzerinde denenmiş ve oldukça da başarılı bulunmuş. Polis yaptığı açıklamada “Bu sesle göstericilerin bir kısmı dağılır. Meselâ 3 bin kişi varsa 2 bini dağılacaktır. Polisle çatışacak insanlar kalır. Onlara da su ve gazla müdahale edilir” demiş. Ne de olsa, işçi-emekçi kitlelerin her türlü hak arama mücadelesine saldırmak, tutuklamak, sakat bırakmak ve hatta katletmek polisin uyguladığı sıradan yöntemler.
İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük propagandasıyla işçi ve emekçilerden oy alan AKP hükümeti, çıkardığı baskı yasalarıyla, sipariş ettiği silahlarla, insanlara karşı uygulanan şiddetin dozuyla, tüm söylemlerinin bir aldatmacadan ibaret olduğunu ortaya sermiş bulunuyor. Burjuva hükümetlere verilen her oy, bir süre sonra tazyikli su, biber gazı, cop ve kurşun olarak geri dönüyor. Şiddet tekelini sınırsızca kullanan sermaye devleti böylece kendi iktidarını koruyacağını sanıyor. Cop, su, gaz ve kurşundan sonra, işçi ve emekçiler şimdi de kulakları patlatacak ses silahıyla tehdit ediliyor.
Ama tarih gösteriyor ki, tüm çabalarına rağmen burjuvazi, işçi sınıfının ayağa kalkmasını engelleyememiştir. Evet, işçi sınıfına ağır darbeler vurulmuş, örgütleri dağıtılmış ve sınıf hareketi gerilemiştir. Ancak her seferinde işçi sınıfı yeniden kendini toplayarak ayağa kalmıştır. Bundan sonra da burjuva devlet örgütlü bir şekilde ayağa kalkan işçi sınıfını durduramayacaktır. Ayağa kalkan işçi kitleleri, sömürüye, açlığa, şiddete ve tüm bunların sorumlusu olan kapitalizme son vereceklerdir. Bu kesindir. Tarihin kanunları bunu emretmektedir. Ama on yol sonra ama yüz yıl sonra…
Marksist Tutum okuru bir basın emekçisi