4 Şubat günü Şahin Çelik Tersanesi’nde çalışan Metin Turan adındaki 19 yaşındaki işçi denize düşerek yaşamını yitirdi. Ancak cesedi bir gün sonra kaldığı bekâr evindeki arkadaşlarının çalıştığı tersaneye gelip kendisini sorması üzerine bulunabildi. Savcılık gelene kadar Metin Turan’ın cesedi boynundan bir iple gemiye asıldı. İşçilerin tepki gösterip işi durdurmasına rağmen bu vahşetten vazgeçmedi işveren. Sanki bir can değil, bir et parçasıydı orda asılı duran. Önceki gün zorla mesaiye bırakılan Metin Turan akşam karanlığında karanlık sulara gömülüp gitmişti ve henüz 19 yaşındaydı. Memleketi Samsun’u bırakıp ekmek parası peşine düşmüştü tersanelerde. Ama tersane ekmek teknesi değil mezar oldu Metin Turan’a. Ambara düşerek ölen Onur Bayoğlu’nun ölümünün üzerinden henüz bir ay bile geçmemişken bir kurban daha verdi Tuzla tersaneleri.
Son 7 ayda 14 can iş cinayetine kurban gitti tersanelerde. İş kazalarının bu kadar sıklaşması ister istemez bu vahşetin hükümetin de burjuva medyanın da gündemine girmesine sebep oldu. Gerek Çalışma Bakanlığından gerekse GİS-BİR başkanından gelen mide bulandırıcı riyakârlıkta açıklamalar tüylerimi diken diken etti. NTV-MSNBC’ye yaptığı açıklamada bakın ne diyor GİS-BİR başkanı Murat Bayrak:
“Tuzla’da hiçbir tersanede sigortasız işçi çalıştırılmıyor. Sigortasızlığın iş kazasıyla ne ilgisi var? Biz AB standartlarında, AB ülkelerine gemi yapıp satıyoruz, bırakın sigortasız işçiyi, meslek hastalığından bir zarar görmüş işçiyi dahi çalıştıramazsınız, bunlar konuşuyor ama havaya konuşuyorlar. Türkiye’de bizim kadar iş güvenliği ve iş emniyetiyle ilgili gerekli tedbirleri alan başka bir sektör yoktur. Biz örneğiz. (…) Ağır riskli işyerlerinde senede 5-6 ölümlü kaza oluyor, kazalar işin doğası gereğidir. Kimi suçlayacağız ki? Her ne sebeple olursa olsun, iş kazasını önlemek mümkün değil. Bu işyerleri dünyada da böyledir. Biz bir araştırma yaptık, gemi inşa sanayinde dünyada en az ölü veren ülke Türkiye’dir. Yani bu kadar iyi tedbirler almışız ama yine de herkes ayağa kalkıyor. (…) Bu işyerlerinde her zaman taşeronlar çalışır. Bu işin doğasından kaynaklanıyor. Kan parası iddiası da doğru değil. Hiç öyle bir şey yok. Bizim arkadaşlarımız o kadar vicdanlıdır ki, gider ölen işçinin ailesine gereken maddi yardımı yapar. Ama bunu kan parası ya da olayı kapatmak şeklinde değerlendirip sabote etmek vicdansızlıktır.”
Murat Bayrak’ın açıklamasının sadece bir bölümünü aktardım buraya. Ama bu kadarı bile patronlar sınıfının o kan emici, para dışında hiçbir değer tanımayan ikiyüzlülüğünü görmeye yeter. Tersanelerdeki taşeronların çok büyük bir kısmının işçileri sigortasız çalıştırdığını herkes biliyor. Bırakın can güvenliğini sağlayacak önlemleri, doğru düzgün yemek dahi verilmiyor işçilere. İşçiler ya aç kalıyorlar ya da hiç yenmeyecek yemekleri yemek zorunda kalıyorlar. Günde ortalama 34 işçi iş kazası geçiriyor. Bu kazaların sonucunda işçilerin önemli bir bölümü ya sakat kalıyor ya da ölüyor. Türkiye’de gemicilik sektörü son 5 yılda devasa bir büyüme yaşamış ve dünyada 8. sıraya, Avrupa’da ise 1. sıraya yükselmiş. Bu büyüme elbette ki işçilerin kanından beslenerek gerçekleşen bir büyümedir.
Ama patronların bu kadar rahat yalan söylemeleri sadece ikiyüzlülüklerinden kaynaklanmıyor. İşçi sınıfının sessiz kalacağından o kadar eminler ki, bu kadar ölüme rağmen ekstra bir önlem alma ihtiyacı bile duymuyorlar ve bu kadar rahat riyakârca açıklamalar yapabiliyorlar. Ne yazık ki gerçek budur. Tersanelerde işçiler örgütsüz ve dağınık durumdalar. Ölümlerin ardından sabah saatlerinde yapılan basın açıklamalarına bile bırakın katılmayı dönüp bakmıyor, bakamıyor işçiler. “Ya işimden olursam, ya çocuklarıma ekmek götüremezsem” diye düşünüyorlar. Peki ya Onur Bayoğlu gibi, Murat Turan gibi ve ölen daha niceleri gibi, bir gün gelip de eve hiç ekmek götüremez hale gelirlerse?
Kesin olan şudur ki, işçiler örgütlenip haklarını aramadıkları sürece tersanelerdeki iş cinayetleri bitmeyecek. Ve bu cinayetlerde kurban da katil de işçiler olarak gösterilecek. Sadece iş cinayetlerine karşı değil, patronların kendileri gibi iğrenç sisteminin bizlere yaşattığı her türlü haksızlığa, yoksulluğa, yozluğa, acılara karşı durmak istiyorsak örgütlenmek ve mücadele etmek zorundayız. Çünkü “ÖRGÜTLÜYSEK HER ŞEYİZ, ÖRGÜTSÜZSEK HİÇBİR ŞEY!”