Enternasyonal Alanda Menşevizmin Yansımaları / I

Elif Çağlı

İşçi hareketinde devrimci ve reformist eğilimi birbirinden ayırt etmek maksadıyla günümüzde de kullanılan Bolşevik ve Menşevik kavramlarının kökü 1900’ler Rusya’sına kadar uzanıyor. Bu kavramların siyasal literatüre yerleşmesi, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisinin (RSDİP) 1903 yılında toplanan II. Kongresindeki bir bölünmenin ürünü olmuştu. Örgütsel sorunlarda Rus sosyal-demokratları arasında gelişen farklılıklar, 1903 kongresine damgasını basan tüzük tartışmalarıyla açığa çıkmış ve RSDİP Bolşevik ve Menşevik olarak adlandırılan iki parçaya bölünmüştü. Rusçada çoğunluk anlamına gelen Bolşevik sözcüğü, kongrede merkez komite ve Iskra yazı kurulu seçimlerinde delegelerden daha fazla oy almaları nedeniyle Lenin’in başında bulunduğu kanadı adlandırıyordu. Menşevik sözcüğü ise azınlık demekti ve II. Kongrede Martov’un temsil ettiği kanadı nitelemekteydi.

Vaktiyle Rus işçi hareketi içinde yaşanan bu Bolşevik-Menşevik bölünmesinin üzerinden nice yıllar geçmiş bulunuyor. Artık ne bu bölünmeye sahne olan Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi mevcut ne de Ekim Devriminin öncüsü ve Komünist Enternasyonal’in kurucusu olan Bolşevik Komünist Partisi. Bolşevik ve Menşevik eğilim arasında sürüp giden mücadelenin izlerini taşıyan Sovyetler Birliği bile artık tarihe karışmış durumda. Fakat bütün bu değişimlere karşın, Bolşevik ve Menşevik kavramları, dünya işçi hareketindeki iki farklı eğilimi niteleyen genelleşmiş içerikleriyle günümüzde de yaşam sürdürüyorlar. Bugün işçi sınıfının gerek ulusal gerekse enternasyonal düzeydeki mücadelesinde devrimci yaklaşımları temsil eden bir Bolşevik eğilimin yanı sıra, reformizmin temsilcisi olan bir Menşevik eğilimin de varlığını sürdürdüğünden söz etmek bu nedenle yanlış olmayacak.

Ne var ki günümüz dünyasında devrimci işçi hareketinde ulusal ve enternasyonal düzeyde henüz bir toparlanma sağlanamadığından, bu farklı eğilimler de kendilerine ait net siyasal ve örgütsel ifadelere kavuşabilmiş değiller. Bu yüzden, bugün devrimci işçi hareketinin sürekliliği bağlamında sahip çıkılması gereken gelenek düzeyinde de yoğun bir bulanıklık ve karışıklık varlığını sürdürüyor. Günümüzde Stalinist gelenekten henüz tam anlamıyla kopmayı başaramamış bazı sosyalist çevreler arasında Bolşevik anlayışın izlerini bulmak mümkün olacağı gibi, Troçki’nin takipçisi olduklarını iddia eden sosyalist çevreler arasında da Menşevik anlayışla yüz yüze gelmek bu nedenle hiç de sürpriz teşkil etmeyecektir.

Kimileri görmezden gelmek istese bile, yaşanan onca tarihsel olaydan sonra devrimci işçi hareketinde biriken devasa sorunların üzerinden atlayıp geçmek asla mümkün değildir. Aslında devrimci işçi hareketinin düze çıkabilmesi için, böyle bir niyete sahip tüm siyasal çevrelerin geçmişleriyle esaslı biçimde hesaplaşıp yeni sentezler temelinde yola koyulmaları mutlak bir zorunluluk oluşturuyor. Devrimci Marksizm temelinde yeni sentezler için ter akıtmayanlar, gelenek sorununu da donmuş şablonlara indirgiyorlar. Bu durumda geçmişin şabloncu mirası geleceği boğuyor. Tüm bu olumsuz tabloya karşın, biz sonuna kadar inanıyoruz ki, doğrular uğruna yürütülen canlı mücadele, ihtiyaç duyulan yeni sentezleri de er geç yaratacaktır.

Bolşevik-Menşevik ayrışması

RSDİP’in II. Kongresinde Bolşevik-Menşevik bölünmesiyle sonuçlanan örgütsel ayrılıklar, esasen tüzüğün üyeliğe dair maddesi tartışılırken su yüzüne çıkmıştı. Bu madde çerçevesinde Lenin tarafından kongreye sunulan öneriye göre, parti programını kabul eden ve partiyi hem maddi olarak hem de parti örgütlerinden birine bizzat katılarak destekleyen kişiler parti üyesi sayılmalıydı. Bu öneri aslında Leninist parti anlayışının özünü oluşturan temel bir unsuru içeriyordu. İşçilerin devrimci partisi, merkezi çekirdeğinden tüm kollarına dek her kademesinde örgütlü birimlerin iradesiyle mücadele yürüten disiplinli ve organik bir bütün olmalıydı. Kongrede Lenin’in önerisi karşısında ise, Martov tarafından yazılan ve kongrece benimsenen üyelik maddesi yer aldı. Buna göre, parti programını kabul eden, partiyi malî yönden destekleyen ve partinin örgütlerinden birinin yönetimi altında partiye düzenli olarak kişisel yardımda bulunan herkes parti üyesi kabul edilmeliydi.

RSDİP kongresinde Bolşevik-Menşevik bölünmesine neden olan bu farklı üyelik tanımları arasındaki ayrım ilk bakışta “ufak” gibi görünse de, gerçekte iki ayrı örgütlenme anlayışının ifadesidir. Menşevikler Lenin’in üyelik anlayışını fazla katı ve merkeziyetçi bulmuşlar ve örgütlere bağlı üyelik kriterinin, partiye yardıma hazır kişileri dışlamak anlamına geleceğini iddia etmişlerdir. Bu tür iddialara şaşmamak gerekir. Zira Menşeviklerin parti anlayışı, herhangi bir parti örgütüne bağlı olmayan ve dolayısıyla denetlenemeyen şekilsiz bir üyeler topluluğu anlamına gelmektedir. Menşevik parti, kitlesellik adına gerçekte örgütsüz ve kof bir yığına eşitlenmektedir.

Rus devrim deneyimi, örgütsel sorunlarda sergilenen gevşek ve oportünist tutumların, devrimci strateji ve taktikler alanında da reformist ve uzlaşmacı tutumlarla bütünlendiğini gözler önüne serer. Nitekim Bolşeviklerle Menşevikler arasındaki ayrılığın yalnızca örgütsel sorunlarla sınırlı olmadığı, daha 1905 Rus devrim sürecinden itibaren kanıtlanmıştır. Bolşevik eğilim işçi sınıfını devrimci bir iktidara ilerletecek taktikler üzerinde yoğunlaşırken, Menşevik eğilim işçi sınıfını burjuvaziyle uzlaşma çizgisine sürüklemiştir. Lenin’in ünlü İki Taktik adlı kitabında ele aldığı ve aslında 1905 devrim sürecinde iki ayrı strateji anlamına gelen Bolşevik taktiklerle Menşevik taktikler arasındaki büyük ayrım bu konuya ışık tutar.

Rusya’da gerçekleşen 1917 Şubat ve Ekim Devrimleriyle zenginleşen tarihsel deneyim, Bolşevik-Menşevik bölünmesinin başlangıçta tahmin edilenin çok ötesi bir derinlikte olduğunu, tamamen ayrı iki siyasal anlayışa denk düştüğünü iyice açığa çıkarmıştır. Ayrıca, bölünmeyi takip eden yıllar içinde parti birliği adına Bolşevik ve Menşevik parçaların yeniden birleştirilmesi girişimleri olmuş ama uzlaşmaz siyasal farklılıklar nedeniyle bu girişimler tutmamıştır. Neticede Bolşevik ve Menşevik siyasal hat, ayrı ayrı kendi parti oluşumlarını yaratarak Rus devrim sürecinde farklı tarihsel roller oynamışlar ve bu farklı özellikleriyle tarihe mal olmuşlardır.

Menşevizmin başlıca özellikleri

Genel bir eğilim olarak Menşevizm, işçi hareketindeki burjuva etkisinin ürünü olan oportünizm, reformizm, revizyonizm gibi sapmalarla yakından ilişkilidir. Marksizmi açıkça inkâr eder görünmeyen Menşevizm, onu liberal burjuvazinin kabul sınırlarına doğru çekiştirerek deforme eder. Rusya örneği ve çeşitli ülkelerin deneyimi, sınıf mücadelesinin kızıştığı süreçlerde Menşeviklerin işçi sınıfını düzen sınırlarına hapseden siyasetlerle oyaladıklarını gözler önüne serer. Menşevizmin fiiliyatta işçi sınıfının başına ne gibi belâlar açabileceğini çarpıcı biçimde anlatan örneklerden biri de, Türkiye’de 12 Eylül 1980 faşist darbesine ilerleyen süreçte yaşananlardır. O süreçte dönemin yasalcı sosyalist partilerinin yanı sıra resmi komünizmin temsilcisi TKP’nin reformist liderliği de, işçi sınıfını devrimci mücadeleden alıkoyan ve böylece yenilgiye sürükleyen Menşevik anlayışlar sergilemişlerdir. Dünya işçi hareketinin tarihinde yer alan bu gibi örneklerin Menşevizmle ilgili olarak akla getirdiği tüm özellikler, aslında günümüz Menşeviklerini de doğrudan ilgilendirmektedir.

Menşevikler devrime inanan işçiler nezdinde inandırıcı olabilmek maksadıyla “devrim” sözcüğünü sık sık ağızlarına alsalar bile, sosyalizmi işçi devriminin değil bir reformlar sürecinin ürünü olarak tasarlarlar. Oysa reform ve devrim, tarihsel ilerlemenin keyfe göre seçilecek çeşitli yöntemleri değildir. Devrim kavgası reformlar uğruna mücadeleyi dışlamaz, ama sosyalizme reformlar yoluyla ulaşılabileceği iddiası bambaşka bir anlam ifade eder. Reformistler tarihsel gerçekleri bilinçli şekilde çarpıtırlar. Kendi savundukları düzen değişikliği fikrini, zamana yayılmış barışçı bir “devrim” olarak kitlelere empoze etmeye çalışırlar. Reformizme teslim olan siyasi örgütler hangi sıfatları kuşanırlarsa kuşansınlar, bu tür çarpıtmalar reformistlerin özsel niteliğidir ve geçmişten geleceğe taşınmaktadır.

Oysa kapitalizmi tasfiye edip sosyalizme yolu açacak bir sosyal düzen değişikliği, ancak eski düzeni köklerine dek yıkan ve tarihsel süreçte büyük sıçramalar yaratan bir işçi devriminin ürünü olabilir. O nedenle de devrimci program ile reformizm arasında niceliksel değil niteliksel bir fark vardır. Bu niteliksel farkın en çarpıcı biçimde kavranabileceği nokta, devlet ve iktidar sorununa nasıl yaklaşıldığıdır. Menşevizm “işçi iktidarı” ya da “işçi hükümeti” gibi kavramları yeri geldiğinde ağzından düşürmese de, bu hedeflerin içini tamamen boşaltır. Zira bunlara ulaşmayı mümkün kılacak devrimci görevlerin kabulünden yan çizer. Ve işte bu noktada da yakayı ele verir. Menşevikler her daim, bürokratik devlet aygıtının yıkılıp parçalanması zorunluluğunu açık ya da utangaç biçimde inkâr etmişlerdir. Bu gibi zorunlu görevler yerine, kendi icatları olan “devletin politik açıdan demokratikleştirilmesi” ya da “devlet aygıtının kötü bürokratlardan temizlenmesi” gibi muğlâk “görevler” ikame etmişlerdir. Bu özellikleriyle Menşevizm, son tahlilde düzen içi bir nitelik taşır ve hiçbir vitrin süsü bu gerçekliği değiştirme kudretine sahip değildir.

Devrimci öncü parti anlayışının açık veya örtük biçimde reddi de Menşevizmin tipik özellikleri arasında yer alır. Ancak göz ardı etmemek gerekir ki, bu açıdan Menşevik organizasyonlar arasında bazı farklılıklar vardır. Merkezciliğe yakın duran Menşevikler Leninci parti anlayışını açıkça inkâr edemedikleri noktada, Lenin’i Lenin’in arkasına sığınarak yalancı çıkarmaya çalışırlar. Lenin’in Ne Yapmalı kitabında yer alan son derece önemli bazı açılımlarını, daha sonra 12 Yıl Derlemesi adlı çalışmasıyla geçersiz kıldığı yolundaki “kurnaz” değerlendirmeler buna örnektir. Netice olarak vurgulamak istersek, genelde ve günümüzde Bolşevik ve Menşevik eğilime iki farklı parti tipi ve iki farklı mücadele anlayışı denk düşmektedir.

Burjuva düzene ve burjuva siyasetlere yaklaşımda ve çeşitli düzeylerdeki örgütsel sorunlarda ilkesiz tutumlar geliştirmek Menşevizmin düsturudur. İlkesizlerin, işçi sınıfını kurtuluşa götürecek devrimci amaçlarla uyuşmayan araçlar belirlemek ve kendi siyasi çıkarları doğrultusunda ürettikleri bu araçları mubah göstermek gibi tamamen oportünist bir yaklaşımları da vardır. Neye hizmet ettiği ve edeceği belli olmayan “işçi kitle partisi” çağrılarıyla siyaset yürütmeye çalışmak veya bıktırıcı bir “birlik çığırtkanlığı” üzerinden siyasi varlık kazanmaya çalışmak bu bağlamda akla gelen başlıca örnekler olarak sıralanabilir. Oportünistler kendi dar siyasi varlıkları açısından günü kurtarmaya hizmet eden bir siyaset anlayışıyla, işçi hareketini burjuva etkisine büsbütün açık hale getirmektedirler.

Çeşitli tarihsel örnekler incelendiğinde görülecektir ki, devrimci Marksizme sahip çıkar gibi görünüp pratikte yanlış yollara sapmak, ortaya en iyi ihtimalle merkezci eğilimleri, daha kötüsüyle ise Menşevik çizgide yapılanmaları çıkarmıştır. Bu hem Stalinist hem de Troçkist gelenek açısından böyledir. Reformizme ve burjuva yasalcılığına prim verilerek, oportünist politikalar izlenerek de bir siyasal örgütlenme yaratılabilir, ama bu tür örgütlerin proleter devrimlere önderlik edemeyeceği bugüne dek yaşanmış onlarca örnekle sabittir.

Devrimci mücadelenin vazgeçilmez ilkelerini ellerinin tersiyle bir kenara itip sözde başarılar peşinde koşanlar, oportünizmin ve Menşevizmin batağına sürüklenmeye mahkûmdurlar. Üstelik işçi hareketinde oportünist ve Menşevik bir bataklığı yaratan bazı nesnellikler vardır ve dolayısıyla bunlara karşı her daim uyanık olunması da farzdır. Yıllar önce Rosa Luxemburg’un dediği gibi, işçilerin bizzat kendi devrimci faaliyetleri ve siyasal sorumluluk duygularının yoğunlaşmasından başka hiçbir şey, işçi hareketini hırslı entelektüellerin suiistimallerinden koruyamaz.

Burjuva düzenden tam anlamıyla kopamamaları ve okumuşlara özgü yalpalamaları nedeniyle Menşevizm bir aydın eğilimi olarak da nitelenebilir. Varolan yetenek ve bilgilerini işçi-emekçi kitlelerin kurtuluş mücadelesine adamış olumlu aydın örnekleri bir yana bırakılacak olursa, genelde aydınların işçi sınıfının yaşam koşullarına yabancı ve burjuva düzene bin bir iplikle bağlı oldukları göz ardı edilemez. Her zaman maddi çıkarlar peşinde koşmasalar bile, aydınların ün ve kariyer düşkünlüğü yaygın bir özelliktir. O nedenle aydın unsurların devrimci işçi hareketiyle sağlıklı biçimde bütünleşebilmeleri, ancak onların bu sınıfsal zaaf ve alışkanlıklarıyla amansızca mücadele etmeleri ve devrimci ideolojiyi içselleştirmeleriyle mümkündür. Bununla birlikte aydınlar, devrimci bilinçle donanarak komünistleşen işçilere oranla oportünizm tarafından baştan çıkarılmaya her zaman daha yatkındırlar.

Lenin aydın unsurların genelde kolay kolay disipline gelmemelerini ve örgütlü mücadelenin kurallarına boyun eğmemelerini onların toplumsal kökenlerine bağlar. Söz konusu aydın unsurları yalnızca bireycilik eğilimleri nedeniyle değil, oportünizmleri nedeniyle de suçlar. Rus sosyal-demokrasisindeki reformist eğilimlerin gelişmesinin başlıca sorumlusu bu tip aydınlardır ve onların anlayışları oportünist sapmaları ve Menşevizmi üretmiştir. Farklı ülkeler, taşıdıkları farklı özellikler nedeniyle, aydın oportünizminin de değişik yoğunluk ve biçimdeki tezahürlerini gözler önüne sermiştir.

Türkiye gibi ülkelerde yakın bir zamana kadar aydın kesimler Batı’ya oranla çok daha fazla küçük-burjuva özellikler sergilediler. Fakat buna karşılık, kendinden feragat etmenin de daha yoğun örneklerini ortaya koydular. Batı Avrupa aydını ise, nicedir, kendi “ego”suna tapınmaya pek meraklı olan bir tip yarattı. Bu aydın tipi, burjuva devrimler dönemine özgü olan ve olumlu özellikler taşıyan münevvir (aydınlatan) tipin yok olduğu koşulların ürünüdür. Çürüyen kapitalizm, nesnel olarak işçileşmelerine rağmen toplumsal yaşamda kendilerini işçilerden üstün ve ayrıcalıklı hisseden yozlaşmış okumuşları yaratıyor. Bu tip, sosyalist mücadele içinde Menşevizmin başlıca kaynağını oluşturuyor ve Batı Avrupa Marksistleri arasında böylelerini çokça bulmak mümkün. Ama Türkiye gibi kapitalizme geç giren ülkelerde, çürüyen kapitalizmin baş döndürücü bir hızla yol aldığını ve okumuş kesimlerde Batı’dakine benzer bir yozlaşmayı yarattığını da asla unutmayalım.

(www.marksist.com [1] sitesinden aldığımız bu yazıyı iki bölüm halinde yayınlıyoruz)


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/enternasyonal_alanda_mensevizmin_yansimalari_i.htm