Tersane işçileri, 27 Ekimde, sıkça yaşanan iş kazalarına ilişkin bir basın açıklaması düzenlediler. Aydıntepe tren istasyonunda gerçekleştirilen basın açıklamasına KESK, Eğitim-Sen, Deri-İş ve Haber-İş sendikalarından işçiler ve üniversite öğrencileri katıldı. Grevlerinin 12. gününde olan Telekom işçilerinin ve sendikaları kapatılmak istenen Emekli-Sen üyelerinin de orada bulunmaları ayrıca anlamlıydı.
Basın açıklamasına bir tersane işçisinin basın metnini okumasıyla başlandı. Tersanede yaşanan sorunlar şöyle dile getiriliyordu: “1800’lü yılların koşullarında çalışıyoruz. Türkiye, Tuzla tersaneleri sayesinde dünyada en çok sipariş alan beşinci ülke. Çünkü bu sektörde yıllardır üç kuruş paraya, can güvenliğimiz olmadan çalışıyoruz. Sigortalarımız ödenmiyor… Geçtiğimiz ay 13 günde 5 arkadaşımızı Cabbar Ongun, Güney Akarsu, Bayram Tatlı, Kenan Kara ve Bekir Özmen’i peş peşe iş kazalarında kaybettik. Bu arkadaşlarımız tersanelerde yaşamını kaybeden ilk arkadaşlarımız değildi. Ne yazık ki son da olmadılar. Daha birkaç gün önce Sadıkoğlu Tersanesi Mülhan Denizcilik taşeronunda çalışan Hasan Macar, vinç kasasından düşmesi sonucu yaşamını yitirdi. Her gün ‘Bu gün sıra kimde?’ korkusuyla çalışıyoruz.” Basın metninde, ayrıca, Harb-İş sendikasının örgütlü olduğu Pendik Tersanesi ile Tuzla’daki örgütsüz tersaneler kıyaslanarak, Pendik Tersanesinde son on yıldır ölümle sonuçlanan kaza olmadığı ve bunun çalışma süresinin 7 saat olması ve güvenlik önlemlerinin alınmış olmasından kaynaklandığı açıklandı.
Bütün bunlar ortadayken, Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR), açıkça kârlarının ucuz işgücünden kaynaklandığını söylüyor. Yani güvenlik önlemleri alınırsa, sigortalar ödenirse, çalışma saatleri kısaltılırsa patronlar yeterince kâr edemeyecekler! Yani çocuklarımız yetim, eşlerimiz dul, ana-babalarımız evlatsız kalmaya devam etsin ki, maliyetler artmasın ve patronlarımız sermayelerine sermaye katsın!
Yaşamlarını tehdit eden bu azgın kâr hırsı karşısında tersane işçileri seslerini yükseltmeye başlıyorlar. Onlar, çalışma koşullarının düzeltilmesini, ölümlerin durdurulmasını, iş kazalarının önlenmesini ve sorumluların yargılanmasını, taşeronlaşmanın yasaklanmasını, sigortaların tam yatırılmasını, tersanelerde ambulans ve iş yeri hekimi bulundurulmasını, günde 7, haftada 35 saatlik çalışma süresinin uygulanmasını istiyorlar.
Basın açıklamasında, ayrıca, son günlerde asker ölümlerinin artmasıyla birlikte milliyetçiliğin tırmandırıldığı, ancak sorunun askeri operasyonlarla değil, Türkiye’de yaşayan tüm işçilerin Türküyle, Kürdüyle birlikte mücadele etmesiyle çözüleceğine değinildi.
Basın metni okunduktan sonra sözü 2005 yılında yaşamını kaybeden Ekrem Bektaş’ın annesi aldı ve “artık Ekremler, çocuklarımız, ölmesin, analar ağlamasın. Patronlar işçileri ‘köpek’ gibi çalıştırıyor ama işçiler emeğinin karşılığını alamıyor” dedi. Daha sonra Eğitim-Sen 2 nolu şube başkanı, Haber-İş şube başkanı, Deri-İş genel başkanı söz aldılar ve tersane işçilerinin ve genel olarak tüm işçilerin sorunlarının çözümünün örgütlü mücadeleden geçtiğine vurgu yaptılar.
Konuşmalar sırasında “Yaşasın sınıf dayanışması”, “Tedbirler alınsın ölümler durdurulsun”, “Sermaye mezara, emek iktidara”, “Yaşasın iş, ekmek, özgürlük mücadelemiz”, “Telekom işçisi yalnız değildir” gibi sloganlar atıldı. Tersane işçileri “gemileri yaktık geri dönüş yok” diyerek sermayeye karşı örgütlü mücadeleden vazgeçmeyeceklerini dile getirdiler.