Bugüne kadar hep kendi çalıştığımız koşullardan ve kendi sektörümüzde yaşadığımız sıkıntılardan bahsettik. Çünkü en iyi bu koşulları biliyoruz. Ben bu kez sizlerle bir yakınımın geçirdiği kaza yüzünden hastanede geçirdiğim bir haftayı ve orada gözlemlediklerimi paylaşmak istiyorum.
İlk olarak kaza bölgesine daha yakın olduğu için Gebze’de bir hastaneye gittik. Orada tedavinin mümkün olmadığı söylenerek Kartal’da bir hastaneye sevk edildik. Hastanede filmlere bakan doktorlar kendi aralarında konuştuktan sonra bizlere tekrar Gebze’ye gitmemizi söylediler. Oldukça sinirlenmişlerdi. Tedavinin orada yapılabileceğini ve başlarından savmak için Kartal’a sevk ettiklerini söylediler. Bu durum karşısında ben de çok sinirlendim. Kartal’daki hastane evime yakındı ve bunu söyleyerek Gebze’ye gitmeyeceğimizi söyledim. Orada bir kez daha insan hayatının ne kadar ucuz olduğunu gördüm. Neydi bu? Sanki iki takım futbol maçı yapıyordu ve biz de burada o takımların ayağındaki top gibiydik.
O günün akşamında iyice gerilen sinirlerime hâkim olamayarak doktorlardan biri ile tartıştım. Nedeni hastamıza bağırmaları idi. Doktor hemen “işinize gelirse, yoksa başka hastaneye götürün” diyerek kestirip attı. Anlayamıyordum. Bu kadar basit miydi bir insanın hayatı. Yanımdaki bir arkadaşımın uyarısıyla kendime geldim ve doktorların işini güç hale getirdiğimi fark ettim. Hastanenin acil bölümündeydik ve aşırı bir yoğunluk vardı. Personel azdı ve her bir hastaya yetişmeye çalışıyorlardı. Bir de çocuk hastaların çıkarttıkları zorluklar eklenince doktorların da yapacak pek fazla bir şeyi kalmıyordu. Doktordan özür diledim ve böylece hastane personeline karşı tavırlarımı düzelttim. Akşam, tartıştığım doktorla biraz sohbet etme fırsatı bulduk. Acilin ne kadar yoğun olduğundan, çalışma saatlerinin uzunluğundan bahsedip, “bizlerin de bazen sinirleri gerilebiliyor ben de sizden özür dilerim” dedi.
Daha sonraki günlerde gerçekten ne kadar zor şartlar altında çalıştıklarını gözlemledim. Personel azlığı nedeniyle o kadar yoğun çalışıyorlardı ki. Hastanede ameliyat için günlerce sıra bekleyen hastalar vardı. Bunlar bizlerin hep duyduğumuz şeylerdi. Ama bunu somut yaşamda birebir görmek farklı bir şey. Hayat bizlere her gün yeni bir şeyler öğretiyor deriz ya hep. Bu bir hafta da bana çok şey öğretti. O ilk gün yaşadıklarımız karşısında doktorlara karşı öylesine öfke duymuştum ki. Oysa bizden daha deneyimli arkadaşlar bizlere işçilerin yaptıkları işe ne kadar yabancılaştıklarını ve bunu sadece iş olarak görmeye başladıklarını hep anlatırlardı. Bu elbetteki tek tek onların suçu değildi. Sistemin farkına varamayan ve yaşadıklarının sistemin bir sonucu olduğunu kavramayan her işçinin verdiği tepkileri veriyorlardı. Bir hafta boyunca doktorumuzla birkaç kez daha sohbet etme şansım oldu. Çoğu kez yoğunluktan dolayı yemek yemeye bile fırsat bulamadıklarından, hasta yakınlarının bir kahve içmeyi bile kendilerine çok gördüğünden bahsediyordu. Doktora bu kadar yakınmasından dolayı şunu sordum, “bu kadar şikayetçisin madem, bunun düzelmesi için ne yapıyorsun?” Örgütsüz ve burjuva ideolojisinin etkisini her şeyiyle almış bir insanın verebileceği cevap aslında bellidir, “ne yapabilirim ki?” Mücadele etmek gerektiğini söylediğimde ise kendini koskoca işçi sınıfı içerisinde ne kadar yalnız hissettiğini gördüm, “ben mücadele edince düzelecek mi her şey?”
Bizler hangi sektörde olursak olalım bu gibi söylemlerle sıkça karşılaşıyoruz. İş koşullarının görece daha rahat göründüğü bu gibi sektörlerde de durum diğerlerinden hiç de farklı değil. Asistan doktorların ayda 15 kez gece nöbeti tuttuğu ve bu nöbetlere gündüzden başlayarak aralıksız devam ettiklerini öğrendiğimde, ameliyatlarda hastaların içinde çeşitli malzemelerin unutulmasının hiç de şaşırtıcı olmadığını düşündüm. Bir gün boyunca çalışıp gece nöbete kalır ve üstüne de ameliyata girerseniz bu tür kazaların olması kaçınılmaz olur. Tıpkı diğer sektörlerde uzun çalışma saatlerinden kaynaklı iş kazalarının olması gibi. Burada asıl dehşet verici olan, ama burjuvazinin meşrebini çok da güzel açığa çıkaran şey ise sektörün konusunun insan sağlığı olmasıdır.
Evet dostlar, burjuvazi bizleri sektör sektör ayırarak aramızda farklılıklar varmış gibi gösteriyor. Oysa bizler hangi sektörde olursak olalım sömürü mekanizması hep aynı biçimde işliyor. Bizleri sömüren bazen özel sektördeki patronlar, bazen de sağlık sektöründe olduğu gibi bizzat devletin kendisi oluyor. Öyleyse yapılacak tek bir şey var; tüm kapitalistlere ve onların sistemine karşı mücadele etmek. Bizleri kurtuluşa götürecek tek yol örgütlü ve bilinçli mücadeledir. Ve özlediğimiz, hayalini kurduğumuz o dünyaya ancak mücadele edersek kavuşabiliriz. Sektörü ne olursa olsun her karşılaştığımız işçi arkadaşımıza bunları anlatmalıyız. Hani bir söz vardı: öğrenmek ve öğrendiklerini hafızanda tutmak, bir kitabın kütüphanenin tozlu raflarında duruyor olmasından farklı değildir. Önemli olan bildiklerimizi paylaşmaktır. Zaten kapitalizm kendini teşhir etmek için bizlere yeterince malzeme veriyor.
Parasız sağlık, daha kısa iş saatleri ve yaşanası bir dünya mücadeleyle gelecek!