18. yüzyılda değil 21. yüzyıldayız ama…

Ben bu çağda 18. yüzyıl koşullarını aratmayan Tuzla tersanelerinde kaynakçı olarak çalışıyorum. Benimle aynı koşullarda çalışmakta olan beş sınıf kardeşim, 15 gün içerisinde iş cinayeti sonucunda yaşamlarını yitirdiler.

-          21 Ağustosta Torgem Tersanesinde Gimsa taşeronuna bağlı olarak çalışan Cabbar Ongun elektrik çarpması sonucu,

-          23 Ağustosta Selah Tersanesinde Bora Denizcilik taşeronuna bağlı olarak çalışan Güney Akarsu elektrik çarpması sonucu,

-          28 Ağustosta Umut Gemi’de çalışan Cengiz Tatlı elektrik çarpması sonucu,

-          1 Eylülde Erkal Tersanesinde çalışan Kenan Kara iş “kaza”sı sonucu,

-          3 Eylülde Desan Tersanesinde Emre Gemi taşeronuna bağlı olarak çalışan Bekir Özmen elektrik çarpması sonucu hayatlarını kaybettiler.

45 bin işçinin çalıştığı Tuzla tersane havzasında, ayda ortalama bir işçi “iş kazası” sonucunda yaşamını yitirmekte. Ölümle sonuçlanan “iş kazalarının” çoğu, yüksekten düşme, elektrik çarpması ve patlamalar sebebiyle oluşmaktadır. Mesleki hastalıklar da cabası. Tersane patronlarının daha fazla kâr elde edebilmek için iş güvenliği önlemlerini hiçe sayması, yaşanan onca ölümlere rağmen hiçbir tedbir almaması, kapitalizmin vahşetini bir kez daha biz işçi sınıfına göstermektedir. Uzun iş saatleri, çalışma alanlarının darlığı, kullanışsızlığı ve tersane sahiplerinin taşeron işçi, yani örgütsüz işçi çalıştırmaları da bu tür cinayetlerin artışında büyük bir etkendir. Tersane patronları, ölenlerin kendi dikkatsizliklerinden kaynaklı kazalarda öldüğünü ileri sürerek kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Öldürüyorlar, bunun adına da “iş kazası” diyorlar. HAYIR, iş cinayeti bunlar!

İş kazası mı, ölüm labirentleri mi?

Geminin balans ve dip tanklarında bir insanın bile zor sığabileceği yerlerde taşçılar ve kaynakçılar çalışırlar. Bu tanklar labirentleri andırır. Taşın tozu, metalin pası, kaynağın gazı, galvaniz tozu çalışma esnasında bu tankları doldurur. Ne içeriyi havalandıracak bir fan verilir ne de bir maske. Birçok işçi arkadaşımız bu ölüm labirentlerinde gazdan ve patlamalardan dolayı yitip gitti. Tersane patronlarının dizginsiz kâr hırsı sonucunda, işi daha kısa sürede bitirmek amacıyla bu dar alanlara olması gerekenden çok daha fazla işçi sokuluyor ve bunlar iç içe çalışmak zorunda bırakılıyor. Bu işçiler bir de farklı taşeronların işçileri olunca, “kaza”lar da kaçınılmazlaşıyor.

Tersane işçilerinin örgütlenmesi önündeki en büyük engel, taşeron sistemidir. Taşeronlar kendi aralarında, işçiler de kendi aralarında büyük bir rekabet içerisindeler. Bu yüzden işçiler, bıraktık içinde bulundukları sefalet koşullarına ve haklarının gasp edilmesine karşı baş kaldırmayı, ölülerine bile sahip çıkmıyorlar. Bu durum, kapitalizm canavarının örgütsüz işçilerin insanlıklarını nasıl yok ettiğinin bir kanıtıdır.

Kapitalistlerin kâr hırsı ile örgütlediği üretim her zaman iş cinayetlerine gebe olacaktır. Oysa kötü çalışma koşullarını ve ölümleri üreten kapitalist sistemi yıkmak bizlerin ellerindedir. Bu da ancak örgütlü ve bilinçli mücadeleyle olabilir. İşçiler artık sessiz kalmamalı, birleşerek ve örgütlenerek seslerine ses katmalıdırlar.

Tuzla’dan bir tersane işçisi


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/18_yuzyilda_degil_21_yuzyildayiz_ama.htm