Tercih Bizim

Bir tatil dergisinin kapak resmindeki manzara baş döndürücü güzellikte. Bir gün batımı. Açık mavi ve berrak bir denizin sardığı adanın muhteşem yeşillikteki ağaçlarının altında genç ve güzel bir yerli kadın oturuyor. Yarı çıplak tenine ve kıyafetlerine, batmakta olan güneşin kızıllığı vurmuş. Tropikal meyveler, yanındaki sepetin içinde yeşilli sarılı yenmeyi bekliyor. Hemen önündeki kumsal, madenden yeni çıkmış altın parçası gibi; biraz akşam karartısı biraz ışıltı. Arka tarafta tek katlı, küçük bambu evler sıra sıra dizilmiş. Orada bir gün geçirmek, olanaksız ve sadece olanaksızlığı yüzünden saçma bir hayal.

Günlük bir gazetenin üçüncü sayfa haberi… Bir kız… Henüz 17 yaşında. Üstündeki kırmızılı yeşilli basma elbisenin etekliği toplanmış dizlerine doğru. Bir kolu başının üstünde, bir kolu kalbinin. 17 yerinden bıçaklanmış, 17 yaşında bir Kürt kızı… Babasının vermek istediği adamla evlenmeyi istemeyip sevdiği gence kaçtığı için ağabeyi tarafından bıçaklanmış. Adı mı? Sadece iki harf. Onun yerinde olmak… Bu topraklarda yaşayan pek çok kadın için olanaklı ve sadece olanaklılığı yüzünden korkunç bir düşünce. Yüzü seçilmiyor. Yüzü “çok insancıl” gazetecilerimiz tarafından bulanıklaştırılmış kızın.

Aylık bir derginin kapak resmi. Arkada başlarının üstünde ve ellerinde bir şeyler taşıyan insanlar. Sanırım göçüyorlar ya da kaçıyorlar. Biraz daha önde iki ağacın gövdesi görünüyor. Ağaç gövdelerinin çevresine saçılmış bir bidon, rulo yapılmış bir hasır örtü ve içinde ne olduğunu bilemediğimiz bir çuval. Belki yoksul bir ailenin tüm yaşamı var o çuvalda, belki geleceğe dair umutları ama biz bilemiyoruz. Siyah bir kadının cansız bedeni yatıyor rulo şeklinde sarılı hasır örtünün üstünde. Kafasından vurulmuş. Yüzünün bir yarısı; ağzı, gözü kanlar içinde. Kolları iki yana açılmış. Yanında iki siyah bebe. Biri üstüne abanmış, gülüşü çalınan anasının bedenini kimseye vermek istemez gibi kolu üstünde. Bacağı arkaya uzanmış. Çaresiz duruyor öyle. Yaşı 3 falan. Daha küçük olan diğeri ananın üstünde oturuyor. Beyaz bir elbise giymiş kızın sağ kolu kanlı. Ağlıyor… Çığlıkları kulağıma geliyor o an! Dostum sen de duyuyor musun? O kadının yerinde olmak… Bu dünyada yaşayan herkes için, işçisinden işsizine herkes için olası. Olası olduğu için de yıkılası…

Evet son bahsettiğim hepinizin gayet iyi bildiği bir fotoğraf. Marksist Tutum dergisinin 30. sayısının kapak resmi. Altında şunlar yazıyor: “KAPİTALİZM YIKILMADIKÇA DÜNYAYA BARIŞ GELMEYECEK!”

Dergiyi aldığımdan beri durup durup bu fotoğrafa bakıyorum. O çocuklara ne oldu dersiniz? Arkadan gidenlerin onlarla ilgilendikler yok gibi. Ya da ilgilenme olanakları yok, bilmiyorum. Peki fotoğrafı çeken ne yaptı bunu çektikten sonra? Muhtemel olmasına rağmen, bir ödül alma hevesiyle böyle bir fotoğraf çektiğini düşünmek istemiyorum. Orada olmayan bizlere bu vahşeti göstermek için çekmiştir herhalde. Peki sonra, sonra ne yaptı? Nasıl yemek yiyor, ya da uyuyabiliyor mudur? Ya biz nasıl yemek yiyor, nasıl uyuyoruz bu vahşeti görmemize rağmen?

Eğer insanız diyorsak bu soruların hepsine cevap vermek zorundayız. Daha da bitmedi sorular. O kadından ya da oradaki çocuklardan daha mı değerli dünyadaki 6,5 milyar? Neden öldürüldü o kadın? Her birimizden daha kötü biri olduğu için midir dersiniz? Sanmıyorum. Ya da tüm insanlığı korkunç bir karanlığın içine yuvarlamak mı istemiştir? Sanmıyorum. Tek suçu, onun da ne kadarı kendi suçu tartışılır, kapitalist bir dünyada yaşıyor olmak. Evet, evet başka bir sebep yok.

İçiniz acımıyor mu gerçekten? O zaman siz umutsuz bir yaratık, iflah olmaz bir bencil, burjuvazinin kulu kölesi olmuş zavallı bir makinesiniz.

Ama eminim ki her birimiz bu resmi ilk gördüğümüzde önce yüzümüzü çevirdik ve sonra dönüp tekrar baktık. Çünkü insanlığımızı unutmadık ve insan kalabilmek için mücadele veriyoruz. Ne tropikal bir adanın enfes manzarası ve ona ulaşabilmenin biçare hayalleri ne de 17’sinde öldürülen kızın saklanan yüzü gibi puslu gerçekler bize lazım değil. Bize lazım olan gerçeklerin bir Osmanlı tokadı gibi yüzümüze indirilmesi. Kapitalizm tarafından şoka sokulan insanlar olarak bizlerin sadece gerçeklere ihtiyacı var. Ne kadar acı olursa olsun saf gerçeklere. İşçi kardeşim sesini çıkartmaya korktuğun patronun bak dünyamızı ne hale getirdi diyebilmek için! Örgütlenip mücadele edersek bu dünyanın tüm acılarından ve vahşetinden hem de bütün insanlığı kurtarabiliriz diyebilmek için! Tarihte Parisli komünarlar bunu başardı, Bolşevikler bunu başardı, biz de başarabiliriz ve başaracağız, diyebilmek için! Yeter ki inanalım, yeter ki örgütlenelim, yeter ki mücadele edelim. Tarihten çıkardığımız derslerle kararlı yürüyüşümüze devam ettiğimiz sürece hiçbir güç bize engel olamayacak, diyebilmek için.

Sınıflı toplumlar var olalı beri insanlık pek çok dram yaşamış. Kapitalizm var olduğu sürece de yaşamaya devam edecek. Bizim yaşadığımız topraklarda on yıllardır Kürtler katlediliyorlar. Burjuvalarımız oradan kâr etsin, pazar kaybetmesin ve Türk milliyetçiliği zehri her daim insanlara enjekte edilebilsin diye. İşte dibimizdeki Irak’ta, kapitalizmin içine yuvarlanmış olduğu krizden çıkabilmesi için, daha çok ve daha çok pazarı ele geçirmek için başlattıkları savaşta ölenlerin sayısı bir milyonu bulmuş durumda. Bir milyon insan. Bir milyon kadın erkek ve çocuk. Ama bununla da sınırlı değil, kapitalist dünyanın iş “kaza”larıyla ya da savaşlarla gün be gün katlettikleri milyonlarca can.

Marksist Tutum bu gerçekleri gerek yazılarıyla gerek kullandığı resimlerle bize aktarmaya devam ediyor 30 aydır. Biz de bir o yanağımızı bir diğerini çeviriyoruz bu tokada. Bir daha kapitalizmin yalanlarına kanmamak için, bir daha yanılmamak için. Devrimci önderlerden devralınan kızıl bayrağı daha da yükseklere kaldırmak gerekliliğinin bilinciyle, geleceğin dünyasına olan inançlarıyla, 30 aydır süren düzenli ve kararlı çalışmalarıyla bizlere Marksizmin ışığını taşıyanlara teşekkür etmek ve onların öğrettiği mücadeleye daha da sıkı sarılmak düşüyor bize de.

“Kapitalizm yıkılmadıkça dünyaya barış gelmeyecek!” İçinde yaşadığımız dünya insanlığı bir uçurumun kenarına getirmiş durumda. Ya biri atladı diye ardı ardına uçuruma atlayan koyunlar gibi biz de atlayacağız ya da dünyayı bu hale getiren kapitalist sistemi ve onun zalim ve katil patronlarını o uçuruma atacağız. Eğer insanız diyorsak. Tercih bizim!...

İstanbul’dan Marksist Tutum okuru bir sağlık emekçisi


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/tercih_bizim.htm