Merhaba dostlarım. Sizlere sabahın köründe işe giderken gördüğüm bir manzarayı anlatmak istiyorum. Bu manzara karşısında neler hissettiğimi anlatmak zor olsa da, dilimin döndüğü kadarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bir gün sabah işe giderken yolumun üzerinde iki farklı dünyanın olduğunu gördüm. Öyle ki; iki farklı dünyanın arasında sadece bir çit var. Altınşehir, Başakşehir, Ardıç Evleri ve Esenyurt yan yana ve dediğim gibi aralarında sadece çit var. O çit biz işçilerle patronların oturduğu yeri ayırıyor. Çitin bir tarafına bakıyorsun, lüks villalar, evler, yüzme havuzları, oyun parkları, yeşil alanlar yer alıyor. Bir tarafta ise bırakın bu saydıklarımı, doğru düzgün yol bile yok. Evlerin önleri çamur içinde. O sabah bir şey daha dikkatimi çekti; işçilerin oturduğu semtlerde bütün evlerin ışıkları yanıyor, sokaklarda herkes işe gitmenin telaşı içinde koşuşturuyor. Patronların oturduğu semtte ise, bir tek evin ışığı yanmıyor, sokaklarda ise in cin top oynuyor. O an aklımdan şunlar geçti; özgürlüğümüz için savaşmak insanlara zor gelirken, aynı insanlar sabahın köründe daha hava aydınlanmadan işyerlerine koşuşturuyorlar, karşılığında ise sadece aç kalmayacakları kadar ücret alıyorlar. Patronlarımızsa bizlerin sırtından kazandıkları artı-değerle lüks içinde yaşıyor. Bazı işçi arkadaşlarımıza işçi olduklarını, sömürüldüklerini anlatmamıza rağmen hâlâ sömürüldüklerini anlamıyor ya da anlamak istemiyorlar.
İşte böyle işçileri bir araya toplayıp bu manzarayı gözlerinin içine soka soka göstermek, 'bak, iki ayrı dünya, sen hangisinde yer alıyorsun?' diye sormak istedim. Akşam benim yüreğimde taşıdığım ateşin aynısını taşıyan birkaç arkadaşımla görüştüğümde, gördüklerimi, hissettiklerimi onlara anlattım. Ve şunları ekledim; biz hepimiz aynı gemideyiz diyerek, hepimizi Ademden olma Havvadan doğma kardeşiz yalanlarıyla uyutuyorlar. Biz kardeş falan değiliz. Hani nerde kardeşliğimiz? Bizim yaşadığımız koşullar ortada, onlarınki de dedim. Arkadaşlarımdan biri bunun üzerine 'canım kardeşim, onların bizleri nasıl aynı gemide kabul ettiklerini sana yaşadığım bir olayı anlatarak göstermek istiyorum' dedi ve anlatmaya başladı:
'Ben bir fabrikada çalışıyordum ve orda temsilciydim. İşçi arkadaşlarımın ve benim yaşadığımız sıkıntılar vardı. Bunun üzerine işçi arkadaşlar patronla görüşmemizi, sıkıntılarımızı aktarıp ortak bir çözüm üretmemizi talep ettiler. Biz de bu talebi yerine getirip patronla bir görüşme yapıp sıkıntılarımızı anlattık. Patron, arkadaşlar ben de sıkıntı yaşıyorum, inanın sizden farklı değilim, bizler aynı gemideyiz, talepleriniz gerçekleşirse biz batarız dedi. Patronun bu sözlerinin üzerine ben de şunları söyledim: Aldığımız para yetmiyor, zaman oluyor ki eve ekmek alamıyoruz, çocuklarımız okula defter ve kalemleri eksik gidiyor. Oysa sizin sofranızdan et eksik olmuyor. Çocuklarınız kolejlerde okuyor. Sizce koşullarımız aynı mı? Biz aynı gemide miyiz sizce? Patronun verdiği cevap şuydu: Peki sizce farelerle kaptanlar aynı kamarada gider mi? İşte patronlar bizlerle aynı gemide olduklarını bu şekilde kabul ediyorlar. şuna inanıyorum ki, bir gün işçi sınıfı, esas farenin kimler olduğunu onlara gösterecektir.'
Arkadaşımın yukarıda anlattıkları çok açık bir şekilde şunu ortaya koyuyor: Burjuvalar için biz işçiler fare, onlar kaptan! Ama arkadaşımın da dediği gibi, elbet uyuyan dev işçi sınıfı bir gün uyanacak. O gemiyi yürütenlerin, o geminin tayfaları, makinistleri yani onların fareler olarak gördüğü işçiler olduğunu gösterecek. Esas farelerin onlar olduğunu, kaptanlarınsa biz işçiler olduğunu gösterecektir. Er ya da geç ben buna inanıyorum. Ancak, bu da biz işçilerin mücadele etmesi, örgütlenmesiyle mümkün. Bizler dünya devrimi için çaba sarf etmezsek, onlar bizleri böyle görmeye devam edecektir. Bunu istemiyorsak, insanca yaşamak istiyorsak mücadele etmeli ve mücadelemize sıkı sıkıya bağlanmalıyız. Çünkü düşman her an köşede hazır bekliyor kendi bataklığına çekmek için. Bizi o bataktan uzak tutan da mücadelemiz ve birlikte mücadele ettiğimiz canım arkadaşlarımızdır. Bizi birbirimize, mücadelemize bağlayan, bataklıktan uzak tutan bağların kopartılmasına asla müsaade etmemeliyiz. Yine tekrarlıyorum bir gün proletarya, uyuyan dev uyanacak. Ve kaptanın kim olduğunu gösterecek.
Tarih bunun örnekleriyle dolu. Ekim 1917 Rus devrimi buna örnektir. Her ne kadar dünya devrimiyle sonuçlanamasa da, Lenin'in ölümünden sonra Stalin önderliğinde bir karşı-devrimle sonuçlansa da devrim, Rus proletaryası Çara ve burjuvalara esas farenin onlar, o asalaklar sınıfının olduğunu göstermiştir. Önümüzdeki yıllarda bunu yine yapacaktır. Bir gün uyanacak dediğimiz dev, bu sefer uyanışını dünya devrimiyle taçlandıracaktır. Buna tüm yüreğimle inanıyorum. Yine inanıyorum ki buna inanan ve dünya devriminin ateşini yüreğinde taşıyan yalnızca ben değilim. Selam olsun dünyanın her neresinde olursa olsun, benim yüreğimde taşıdığım ateşi taşıyanlara. Yüreğimde bu ateşi yakan Marksist Tutum'a çok teşekkürler.
Beylikdüzü'nden bir kadın tekstil işçisi