Fazla Mesailer Kimi Kurtarıyor?

13 Mart 2007

İşsizliğin, açlığın, yoksulluğun her geçen gün daha da arttığı, kapitalistlerin işçi sınıfına yönelik saldırılarının giderek daha da yoğunlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Bize dayatılan sefaletin bir göstergesi olarak düşük asgari ücretin ve bunun sonucu olarak yoğun mesailerin uygulanmadığı işyeri yok gibi.

Biz işçiler yasal olarak asgari ücreti hak etmek için günde 7,5, haftada 45, ayda 180 saat çalışmak zorundayız. Ama günde yarım saat olarak kullandığımız yemek molası ve işyerine ulaşmak için yolda geçirdiğimiz süre, varsa çay molalarımız çalışma süresine dâhil edilmez. İşe gitmek üzere evimizden çıktığımız andan, iş dönüşü evimizin kapısından girdiğimiz ana kadar geçen süre on saati geçebilmesine rağmen, biz günde sadece 7,5 saatlik ücret alırız. Aldığımız bu ücretin adı asgari ücret olsa da yaşamımızın hiçbir 'asgari' ihtiyacını 'asgari' biçimde dahi karşılayamaz. Bunun anlamı bizim normal işgünümüzün dışında fazladan çalışmamız, yani mesaiye kalmak zorunda olmamızdır. Bu durumu çalıştığım fabrikadan bir örnekle anlatmak istiyorum.

Bir işçi arkadaşıma kaç yıldır bu fabrikada çalıştığını, ne kadar ücret aldığını sordum. '6 yıl bitti, 390 YTL maaş alıyorum. Ama her ay maaşımın iki katı kadar mesai parası alıyorum. Meselâ geçen ay tam 750 YTL aldım' dedi. Bu arkadaşımın kaç saat mesai yaptığını hesapladığımızda gördük ki, ayın her Pazar günü ve hafta içi günde 7,5 saatten tam 230 saat mesai yapmış. Normal çalışmayla birlikte işçi arkadaşım bir ayda 410 saat çalışmış. Ama bu çalışma karşılığında eline geçen 1.140 YTL paranın bile kendisini ve ailesini geçindirmeye yetmediğini söyledi. Aynı soruyu tüm işçi arkadaşlarıma tek tek sorsam alacağım cevap hep aynı olurdu. Bir ayda 720 saat var. İşçi arkadaşım bu 720 saatin 410 saatini işyerinde bilfiil üretim yaparak geçirmiş. Yol ve yemek için harcadığı zaman neredeyse 75 saat. Yani 509 saatini patronun kârı için tüketmiş. Geri kalan zamanda da ertesi gün yeniden işe gidebilmek için yemek, banyo, uyku gibi ihtiyaçlar giderilmiş. şu bir gerçek ki, bu tempoyu bizlere silah zoruyla dayatmıyorlar. Ne bizim patronumuz ne de diğer patronlar işçilere silah zoruyla mesai yaptırmıyor. Çoğumuz sefaletten kurtulmak için uzun ve bıktırıcı mesailere 'gönüllü' olarak kalıyoruz.

Bütün bir yıl boyunca sabahın kör karanlığında yollara düşüp gece yarılarına kadar çalışıyoruz. Bırakalım ailemizi ve arkadaşlarımızı kendimize bile ayıracak zamanımız yok. Her geçen gün çevremizdeki her şeye, herkese ve kendimize biraz daha yabancılaşıyoruz. Gün bittiğinde tam anlamıyla posamız çıkmış oluyor; gözlerimiz kan çanağı, ayaklarımız davul gibi şiş. Vücudumuzun her yanında her hücresinde bir zonklama. Bizi evimize, yatağımıza götürecek servisler bir türlü hareket etmez. O servisler bizim yorgunluk ve acz içinde uyuklamamıza şahittir. İneceğimiz durağa geldiğimizde aynı uyuşukluk haliyle evimize gideriz. Eve vardığımızda istediğimiz tek şey bir an önce uyumaktır. Çünkü bir sonraki çalışma günü en fazla 6 saat sonra yeniden başlamış olacak. Yeni işgününe yetişebilmek için beş saat sonra uykumuzun derinliklerinden kopmak zorundayız. Artık ne eşimiz, ne anne babamız, ne de daha iyi bir gelecekleri olsun diye uğurlarında gecemizi gündüzümüze katarak çalıştığımız çocuklarımız için geriye bir şey kalmamıştır. Kısacık ömrümüz böylece tükenir gider. Bu arada tüm patronlarla beraber kendi patronumuz da zevk-ü sefa içinde ailesiyle beraber gününü gün etmektedir. Biz işçiler ise ömür boyu çalıştıktan sonra öldüğümüzde aynı kaderi çocuklarımıza miras bırakırız.

Yoğun iş saatlerinin bizler açısından bir kurtuluş olmadığı, tersine kendimizin ve gelecekteki işçi nesillerinin sefaletini daha da arttırdığı yeterince açık değil mi? Biz böyle bir yoğunlukla çalışırken toplumsal zenginliğin giderek daha büyük bir kısmını patronların ellerine terk ediyoruz. Her geçen gün içimizden birileri daha fazla işsizlikle karşı karşıya kalıyor. Yani aslında mesaiye kalmak bizleri kurtarmayıp sefaletimizi artırıyor.

O halde çözümü nerede aramalı? Köle gibi çalışıp ömür tüketmekte mi? Cevabımızı ancak sorunun kaynağını net bir biçimde bilirsek verebiliriz. Yoğun iş saatlerinin sebebi kapitalizmdir. Gelecekten ve yaşamdan korkmamızın nedeni kapitalizmdir. O halde isyanımızın adı kapitalizmi yıkma mücadelesi olmalıdır. İşçi olduğumuzu yani safımızı ve sınıfımızı bilelim. Bir araya gelip örgütlendiğimizde kendimiz için bir dünya yaratıp yeni bir yaşam örebilecekken neden ayaklarımıza prangalar örelim?

Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!

Örgütlüysek Her şeyiz, Örgütsüzsek Hiçbir şey!

Kartal'dan bir matbaa işçisi


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/fazlamesailerkimi.htm