Geçmişle Bugünün Kıskacında Tuzluçayır'da Yaşam

9 Aralık 2006

Ezilen ve sömürülen bir sınıfın bireyleri olarak, dünyanın her bir köşesinde, acımasız koşullar altında çalışıyor ve yaşıyoruz. Bu kan emici sistemin bizlere dayattığı tekdüze yaşam koşulları içerisinde, çoğumuz ne yazık ki, bütün sorunlar karşısında bir başına olduğunu düşünerek, eldekine bin şükür deyip yaşamını sürdürüyor. Sermaye düzeninin pisliklerini ve bizlere yaşattıklarını yargılayacağı ve onunla mücadele edeceği yerde sorun yokmuş gibi davranarak, 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' anlayışıyla yaşamlarını tüketiyor. Oysa yaşamımız bu mücadele kaçkınlığı yüzünden her geçen gün daha da çekilmez hale geliyor, biz her geçen gün daha çok köleleşiyoruz. Duygularımız gün be gün daha fazla nasırlaşıyor. İnsanlıktan çıkıyoruz.

Biz işçiler ve emekçiler, sermaye tarafından birer robot haline getirilmiş, köle edilmişiz. Ve yaşamlarımızda değişim isteğinde bulunup bunun gereklerini yerine getirmedikçe bir ömrü boşu boşuna çürütüp gideceğiz bu dünyadan.

Nerede olursak olalım, dünyanın en ücra köşesinde ya da aynı mahallede, bir bütün olarak varız ve birbirimize gereksinim duyarak yaşarız. İşçiler yoksulluğun sıkıntısını tek tek değil toplu halde yaşarlar, nedenler ve sorunlar hepsi için aynıdır. Bizler ister tek odalı kondularda oturalım, ister apartman dairelerinde aynı kaderi yaşıyoruz. Yokluğu, açlığı, ilaçsızlığı, eğitimsizliği aynı sıkıntıları hep beraber çekerek hayatımızı sürdürüyoruz.

Yaşamlarımızı sürdürdüğümüz emekçi semtlerinin hepsi kapitalizmin bizlere reva gördüğü hayatın izlerini taşır. Ancak devrimcilerin o ya da bu düzeyde sempati ile karşılandığı semtler bütün bunlara ek olarak başka baskılarla da yüz yüze kalır. Ben Ankara'da, yaşayanlarının çoğunluğunu benim gibi emekçilerin oluşturduğu Mamak'ta oturan bir işçiyim. İsmini daha önce mutlaka duymuşsunuzdur; bir gazete haberinde ya da bir şairin mısralarında. Burası devrimcilerin bir dönem en ağır işkenceleri yaşadıkları askeri cezaeviyle, sonra çöplüğüyle tanınan bir yer oldu. Ancak her zaman yoksulluğuyla ve yaşanan acılarla hatırlanan bir yer.  

Mamak da burjuvazinin türlü saldırılarına maruz kalan bir bölge. Düzen kalemlerinin terör semti diye niteledikleri benim mahallem, onların çabalarıyla yozlaşmanın pençesinde kıvranıyor. Polisin bilinçli çabasıyla yaygınlaşan uyuşturucu gençleri bönleştiriyor. Bir zamanlar kendi sorunlarını nasıl çözeceklerini konuştukları kıraathanelerde kumar oynayarak vakit geçiriyor onların ağabeyleri, amcaları. Devrimci siyasete olan sempati yerini boş vermişliğe, gamsızlığa bırakmış.

Her evde sporcu ve şampiyon yetişiyor yutturmalarıyla emekçileri kandıran satılık kalemlerin gözlerden gizlemeye çalıştıkları gençlik sorunları bizim mahallede de her geçen gün daha da ağırlaşarak artmaktadır. Bu genç arkadaşlarımız tehlikenin ortasına terk edilmişlerdir.

Mahallede gece geç saatlere kadar dışarıda dolaşan gençlerle yapacağınız kısacık bir sohbet bile bu noktaları hemen açığa çıkarmaya yetiyor. İşsizliğin yarattığı bir karamsarlık ve boş vermişlik tüm sözlerine yansıyor. Meselâ bu genç işsizlerden biri olan 22 yaşındaki Ali, 'boş gezenin boş kalfasıyız işte' diyerek bu ümitsiz ruh halini yansıtıyor. Hemen yanındaki bir diğer işsiz İsmail 33 yaşında ve seyyar satıcılık tecrübesinden geçmiş. İşsizlik karşısında seyyar satıcılıkla geçim sağlama çabası tüm büyük kentlerde olduğu gibi Ankara'da da deneniyor elbette. Ancak İsmail'in de dediği gibi, belediyenin son yıllardaki ağır baskısıyla artık o da çok zorlaşmış durumda. Tüm tezgâha mallarla birlikte el koyan belediyeden bunları geri almak artık imkânsız diyor İsmail. Onların yanındaki Alper ise aralarındaki tek iş sahibi işçi. Sakarya caddesindeki barlardan birinde korumalık yapıyor. Sözü siyasete getirdiğimizde her üçü de dönemin genel havasını yansıtırcasına ilgisizliklerini ifade eden sözler söylüyorlar. Mahallede faaliyet gösteren sol çevrelere ilgi duyanlar olmuş anlaşıldığı kadarıyla, ancak bu ilginin, kısmen bu siyasetlerin de bazı yanlış tutumları nedeniyle, uzun ömürlü olmadığı görülüyor.

O kadar çok sorunumuz var ki Mamak semtinde saymakla bitirmek mümkün değil. Bu sorunlara birebir maruz kalan ve devlet dairesinde sözleşmeli olarak çalışan Sultan ablamızla da bizimle bir şeyler paylaşmasını istedik. Sultan abla 33 yaşlarında. Kapısını devrimcilere açan ablamızla sıcak, akıcı bir sohbete koyulduk. Sohbetimizin bir yerinde söz sendika sorununa geliyor ve işyerinde sendika olup olmadığını sorduğumuzda şöyle cevaplıyor bizi: 'Çalıştığımız yerde sendika yok, giremiyor. Olması için de kimse oralı olmamış bile. Ama şunu bilmenizi isterim ben sendika olayını sizden öğrendim, daha önce aklımda böyle bir düşünce yoktu, akıl bile edemedim. Sayenizde bazı şeyleri daha iyi gözlemleyebiliyorum. Aslında bir dönem işyerinde matbaa kurulacakmış ama sonradan uyanmış olmalılar ki matbaayı kurmamışlar. Çünkü matbaa kurulursa sendika girebilirmiş ve inanın milyarların döküldüğü bu matbaanın makineleri çürümeye terk edilmiş.'

Genel olarak semtimize ilişkin düşüncelerini de soruyoruz ve şunları söylüyor: 'Bulunduğumuz semt Ankara'nın en büyük semtlerinden biri, oturduğumuz Tuzluçayır Mahallesi de aslında çok güzel bir mahalle ama belediye çoğu yere bakmadığı gibi buraya da bakmıyor. Sırf solcular oturuyor diye. Kışın buralar çamurlar içerisinde, yollar çok kötü örneğin. Ve kimse buna sesini bile çıkarmıyor. İnsanlar halinden memnun olmasa da memnunmuş gibi görünüyor. Eskiden böyle değildi, daha sıcak ilişkiler vardı. Gecekondu zamanları daha güzeldi, aslında iç içeydik insanlarla. Ve bu yapılar yükselmeye başlayınca ilişkiler daha da soğumaya, kopmaya başladı. Bu sefer de tedirginlik oluşuyor insanda, sokaklar daha da çekilmez oluyor. Meselâ gençliğin bazısının hiçbir umudu yok. Çoğu gençlerimiz işsiz, boş dolaşıyor ortalıklarda, gittikçe daha da köreliyorlar, özentilik almış başını gidiyor.'

Mahalledeki devrimcilerin durumunu sorduğumuzda pek iç açıcı bir tablo çizmiyor Sultan abla: 'Bu tür konulara uzak kaldığım için tam bir bilgi veremeyebilirim. Ama sanırım eski dönem daha hızlıydı. Meselâ Tuzluçayır o dönemde hatırladığım kadarıyla daha farklıydı. Devrimci hareket o dönemde bayağı hızlı gidiyordu ve insanlar devrimcilere sahip çıkıyorlardı. şimdi ise insanlar geçim derdine düşmüş durumda. Devrimci gençliğe sahip bile çıkılmıyor. Duyduğum kadarıyla kapılarını yüzlerine kapatanlar bile varmış.'

Bunun üzerine, 'sence neden mahallede insanlar devrimcilere sahip çıkmıyor ya da çıkmak istemiyor' diye soruyoruz. Hem insanların genel ruh hali üzerine bazı tespitler yapıyor hem de kendi umudunu belirtiyor: 'Dediğim gibi geçim derdindeler. Korkuyorlar artık. Bu tür hareketlerin sıradanlaştığı ve bu yolla hiçbir yere varılmadığını düşünüyorlar. Ben bile bir dönem tedirgin oldum. Çünkü kimseye güvenemiyordum. Ama şimdi durum farklılaştı benim için. Bazı aileler yine de devrimcilere kapıları açıyorlar sanırım. Keşke hepsi bunu yapabilse...'

Geçimini sağlamak için var gücüyle çalışan Mehmet amcanın da yaşadığı sıkıntıları bizlerle paylaşması isteğinde bulunduk. Bizi kırmıyor ve sohbetimize koyuluyoruz. Mehmet amca 53 yaşında, emekli. Emekli olduktan sonra, daha rahat bir yaşam hayaliyle Ankara'ya göçerek bir dükkân açmış, ancak hayat hiç de beklediği gibi rahatlamamış onun için. 'Daha önce Kayseri'de Saray Halı Fabrikasında çalıştım. 1996 yılında bu fabrikadan emekli oldum ve bu küçük yeri aldım, ama fabrikada çalışmak bu işten çok daha rahattı. Belirli bir saatten sonra evime gidebiliyordum ama şimdi sabah 6.30'dan akşam 22.30'a kadar bekliyorum burada.'

Peki, o dönemlerde fabrikadaki şartlar nasıldı diye sorduğumuzda geçmişin olumlu yönlerini işitiyoruz: 'Fabrikanın çeşitli bölümlerinde çalıştım. Sabah belirli bir saatte gidiyorduk akşam belirli bir saatte evimize dönüyorduk, tabii bazen mesaiye kalıyorduk. şartlar bu döneme nazaran daha iyiydi. Taleplerimiz uygulanıyordu. İşçiler hep beraber hareket edebiliyordu.'

Bunun üzerine o döneme ilişkin daha genel anlamda izlenimlerini ve Kayseri'deki yaşamı ile Ankara'daki arasındaki farkları anlatmasını istediğimizde de bizi kırmıyor ve devrimci hareket ile ilgili düşüncelerini de paylaşıyor: 'Devrimci hareketlilik en üst düzeylerdeydi. Oldu olacaktı beklenen hareket. Devrimci kuşak her yerde çalışmalar yürütmeye çalışıyor, köylerde, fabrikalarda, hatta ev ev dolaşarak yapıyorlardı bunları. Hızlı gelişen bir dönemdi. Ben içinde bulunmadım ama destekçisi olmaya çalıştım. Toplumsal bir devrim isteniyordu ama olmadı. Kayseri'de devrimci hareket bazı noktalarda bayağı canlıydı. Tabii bu yerler genellikle Alevilerin olduğu yerler oluyordu. Ankara'ya geldiğimiz dönemde zaten darbe yapılmıştı. Ama geldiğimiz Mamak semtinin bazı mahallelerinde halen canlılık vardı. Bunların en başta gelenlerinden biri Tuzluçayır mahallesiydi. Ama şimdi durum çok kötü. Eskiye nazaran her şey dibe vurmuş durumda. İnsanlar sindirildi, korkutuldu. Kimse devrimci harekete pek inanmamaya başladı ve kendini kurtarma derdine düştü.'

İşte böyle diyor mahallemizdeki insanların bazıları. Mamak'ta filizlenmesi gereken tertemiz umutların yerine sefalet, umutsuzluk ve yozlaşma boy veriyor. Ancak yaşamlarımızı sürdürdüğümüz mahallemiz de mücadelemizin önemli bir alanıdır. Sömürü düzeninin çürümeye bıraktığı semtlerimize sahip çıkarak, sınıf bilinciyle mücadele etmemiz gerekiyor. İşli işsiz bütün sınıf kardeşlerimize doğru yolu gösterecek olan da, umut ateşini yeniden alevlendirecek olan da Marksizmi kılavuz edinmiş mücadeleci işçiler olacaktır. Bizler de bu yüzden Mamak'ta ve başka emekçi semtlerinde çalışmalarımızı güçlendirmeli, mücadelemizi yükseltmeliyiz.

Yaşasın Uluslararası İşçi Dayanışması!

Yaşasın Sınıf Dayanışması!

Mamak Tuzluçayır'dan MT okuru bir işçi


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/gecmisbuguntuzlucayir.htm