Gerçek Özgürlük İçin

9 Aralık 2006

Ailem, çevremdeki insanlar, bana hep özgür yaşadığımı, istediğim her şeyi yaptığımı söylerlerdi. Ben de gerçekten özgür yaşadığımı düşünürdüm. Gerçek özgürlüğün ne olduğunu bilmeyen biri için benim yaşadıklarım özgürlüktü. İstediğim her şeyi yapıyordum. Sevmediğin istemediğin bir insandan ayrılıp evliliğini bitirmek, gece geç saatlerde eve gelmek, diskolara barlara gitmek, maçlara gidip bağırmak, yenilince üzüntüden, yenince sevinçten sokaklarda çığlık çığlığa bağırıp elinde içki şişesiyle dolaşmak, boş arazilerde inşaat köşelerinde tiner çekip uyuşturucu almak. Bunların hepsini yapmasam da çoğunu ben de yaptım, yapan arkadaşlarım oldu yanımda. Bu iğrenç sistem öylesine örgütlü ki insanı her şeyiyle kendisine çekiyor. Televizyonuyla gazetesiyle insanın hayatını bir özenti haline getiriyor. Ta ki bilinçli ve örgütlü mücadeleyi doğru kavrayan Marksist Tutumcu bir arkadaşla tanışana kadar. şimdi dönüp bakıyorum da geçmişime, hiç de özgür yaşamamışım.

Ben bir köyde doğdum büyüdüm, işçinin ne olduğunu bilmezdim. Bir gün televizyonda film seyrediyorum, filmde bir konfeksiyon atölyesi canlandırılıyordu. İşçiler önlüklerini giyiyor, makinalarının başına oturup çalışıyorlardı. Beni o kadar etkilemişti ki 'ne kadar güzel çalışıyorlar, ben de çalışabilsem öyle bir fabrikada' demiştim. 16 yaşındaydım ama hayata dair hiçbir şey bilmiyordum. Yaşadığım yer bir köydü ve köylerde 18-20 yaşına kadar evlenmeyen kızlar evde kalmış 'kötü' kız olurdu, iyi bir kız olsa bu yaşa kadar evlenir denirdi. Sağ olsun annem babam beni 'kötü' kız yapmadılar, daha 17 yaşındaydım beni evlendirdiler. Hem de hali vakti yerinde biriyle; mutlu olacaktım, paraları vardı çünkü. Evlenen bendim ama fikrim sorulmadı, mal gibi satıldım.

Benim için yeni bir hayat başlamıştı artık, bir koca bulmuş, şehirli olmuş ve çalışmaya başlamıştım. Ama filmde izlediğim gibi değildi hiçbir şey, her şeyi saatle yapıyorsun, her şey için bir zil çalıyordu. Yatıyorsun sabah uyanmak için saat kuruyorsun, daha güneş bile doğmadan zil sesiyle uyanıp fabrikaya gidiyorsun, orda da bir işbaşı zili ya da usta bağırıyor 'işbaşı oldu herkes yerine' diye. Ondan sonra çay zili bekliyorsun, sonra yemek, sonra bir çay daha, ama bunların hepsine dakikalar koyulmuş, sadece tuvalete gidebiliyorsun. Ya da bir sigara içebiliyorsun. İşbaşında bunları yapmak yasak ve bunun adına da dinlenme molası diyorlar. Molayla hiçbir ilgisi yok, kendi çalışma düzenlerini daha disiplinli ve üretken kullanmak için verdikleri aralar bunlar. Nihayet paydos ziline sıra geliyor ve günün tamamı bitiyor. Ertesi günler yine aynı şekilde. Bütün günler birbirine benziyordu, hiç de filmdeki gibi güzel değildi. Evliliğim de ailemin dediği gibi mutlu gitmiyordu ve bitti. Benim için tekrar yeni bir hayat başlamıştı ve yukarda özgürlük yanılsaması diye nitelediğim hayatı yaşamaya başladım. Ben yaşadığım hayat içersinde öylesine kaybolmuşum ki kim olduğumu bile bilmiyordum. Kendime dair bildiğim tek şey ismimdi, bunu şimdi daha iyi anlıyorum.

şu anda da çok şey bilmiyorum ama işçi olduğumu ve dünyadaki her şeyi işçilerin yarattığını biliyorum. İlk tanıştığım zamanlar arkadaşıma patronumun çok iyi bir insan olduğunu anlatıyordum. Ama o patronların kim olduğunu biliyordu. Bense çok inatçı biriydim, dediğimde diretir, 'ben yaşadığımı bilirim, benim patronum iyi biri' derdim. Ama o bıkmadan usanmadan bana gerçeği, benim kim olduğumu, patronların kim olduğunu gösterdi. Lenin de bir yazısında şöyle diyordu 'sabırla öğren, öğret ve örgütle'. Evet, başarmıştı bunu, hayatımda ilk defa inadımı sürdüremedim ve patronların kim olduğunu kabul ettim. Çünkü sabırla öğretti. Artık biliyorum ki yaşadıklarımın hiçbirisi özgürlük değildi. Patronlar kendi özgürlüklerini sürdürmek için bizi, biz dünya işçilerini kandırıyorlar. Biz işçiler ölesiye çalışıyor üretiyoruz. Patronlarsa kollarını bile kıpırdatmadan her şeyin sahibi oluyorlar. Ve bunu örgütlü bir şekilde yapıyorlar, bizi en başta ailemizle karşı karşıya getiriyorlar. Ailene ne kadar para veriyorsan o kadar özgürsün ve o kadar seviliyorsun!

Marksist Tutum sayesinde işçi olduğumun farkına varana kadar evde en çok sevilen kişi bendim. Ne zamanki işçi olduğumun farkına varmaya başladım, evde öcü oldum. Evde olmam gereken saatler belirlendi, yapmam gereken işler çıktı. Hani ben özgürdüm, istediğim saatte eve gelip giderdim, istediğim her şeyi yapardım, ne oldu? Ben aynı bendim. Eskisinden daha erken eve geliyor, daha düzenli yaşıyordum. Ama onlar için önemli olan eve erken gitmem, düzenli yaşamam değildi. Tabii ki onlar için önemli olan paraydı, sadece para. Beni eve para getiren bir makine olarak görüyorlardı. Ve bütün yaptıklarının tek bir sebebi vardı, eve artık eskisi gibi para vermiyordum. Aldığım maaş ancak bana yetiyordu.

Ya bu iğrenç sistemin pislikleriyle yaşayacaksın (tabii buna yaşamak deniliyorsa) ya da bu pislikten kurtulmak, gerçek özgürlüğün ne olduğunu öğrenmek için mücadele edeceksin. Gerçek bir mücadele ancak doğru bir önderlik, bilinçli bir örgütlülük ile olur. Hayatımda çok bitişler ve başlangıçlar oldu. Ama bu sondu, ben tekrar yeni bir hayata başladım, hem de tertemiz, içinde çıkar ilişkisi yok, kandırmaca yok, yalan yok, mutluluk burada. Daha önceki yaptıklarımın hiçbirinin özgürlük olmadığını bir kez daha vurguluyorum. Bizim, biz dünya işçilerinin ürettiği her şeye sahip olanlar patronlar ve onların verdiği bilinçle yaşadığımız sürece hiç özgür olmayacağız.

Elif Çağlı'nın çok güzel bir şiiri var: 'Diller, Dudaklar ve Gözler'. Burada aklıma o geldi. Ne güzel tanımlamış insanı, yüreğine sağlık. Elif Çağlı'nın da dediği gibi biz insanız, elleri, dudakları ve gözleri olan insanlar. Gerçekten özgür yaşamak, mutlu olmak istiyorsak gözlerimiz onların görme dediklerini görmek zorunda. Dillerimiz onların duymak istemediklerini söylemek zorunda. Bizim olanı geri almak için susmamızı emredenlerin sesini susturmak zorundayız. Ne zamanki doğru bir önderliğin peşinde bilinçli işçiler olursak insan gibi yaşamayı, bizim olanı geri almayı başarırız.

Dünyanın bütün işçileri birleşin!

Örgütlüysek her şeyiz örgütsüzsek hiçbir şey!

Esenler'den bir kadın işçi


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/gercekozgurluk.htm