Geçtiğimiz haftalarda Milli Eğitim Bakanlığı'nın '100 Temel Eser' olarak adlandırdığı ve öğrencilerin okuması gerektiğini düşündüğü kitapların çevirilerine dair haberler gazetelerde manşetlerden verildi. Birçok yabancı eserin çevirisinde, Pinokyo'nun, Heidi'nin dinsel motiflerle bezenmesi, Victor Hugo'nun hidayete ermesi gibi tahrifatlar söz konusu. Aslında burjuvazinin ders kitapları bunlardan çok daha ciddi çarpıtmalarla doludur. Fakat Türkiye burjuvazisi içindeki kapışma iyice ayyuka çıktığı içindir ki bu tür olaylar gündemin merkezine taşınmaktadır. Liberal burjuvazi içerisinden AKP hükümetine karşı eleştiriler söz konusu. Özellikle AB uyum sürecinde açık bir yavaşlamanın söz konusu olması liberal burjuvazinin de hükümete ikiyüzlüce yüklenmesine yol açmaktadır.
Liberal burjuvazi eğitim sisteminde zaten var olan bilim dışılığı görmezden geliyor. Eğitimin içerisine dinin sokulmasını eleştiriyorlar, sanki bu yepyeni bir olguymuş gibi. Oysa yıllardan beri öğrencilere dayatılan zorunlu din dersine kimsenin bir şey dediği yoktu. Üstelik bu zorunlu din dersinde de tek bir mezhebin öğretileri esas alınıyor. İlkokuldan üniversite sıralarına kadar verilen sosyal bilimler derslerinde ise öğrencilerin zihinlerine, gerçeklikten uzak milliyetçi-şoven ve gerici bir içeriğe sahip bilgiler dolduruluyor. Osmanlı'nın 600 yıllık imparatorluğunun göklere çıkarılması ve Türklerin en yüce ulus olduğu safsatası bunların başında geliyor.
Ders kitaplarında yer alan bu bilim dışı 'bilgi'lerden biri de, evrim teorisi üzerinedir. Evrim teorisinin yerine ikame edilmeye çalışılan 'akıllı tasarım' safsatası, burjuvazinin nasıl da kendi sınıf çıkarlarına uygun saçmalıkları öne çıkardığına güzel bir örnektir. Burjuvazinin elinde akıl, akıl dışı oluyor. Evrim teorisine rakip olarak piyasaya sürülen 'akıllı tasarım' safsatası ile tartışmalar yeniden alevlendi. Hatta Eylül ayı başında Vatikan'da Papa 16. Benedikt başkanlığında evrim konusunun tartışıldığı bir toplantı gerçekleştirildi. Evrim tartışmalarının tarihi oldukça eski. Canlıların ve özellikle insanın gelişimine dair farklı düşüncelerin ortaya atılması iki yüz yıl öncesine kadar gidiyor. Ancak tartışmaları asıl alevlendiren olay, Darwin'in materyalist bir yöntemle tüm canlıların aynı kökenden geldiğini ve bir dizi değişiklikler geçirerek canlılık âleminin günümüz dünyasına kadar ulaştığını ortaya koyduğu Türlerin Kökeni kitabını 1859'da bilim dünyasına sunması olmuştu. Günümüzde de Darwin'in evrim teorisi üzerine tartışmalar hâlâ devam ediyor. Vatikan'daki toplantı da bu tartışmaların somut bir örneği idi.
Ancak Vatikan'daki toplantı bir şeyi daha ortaya koyuyor: Burjuvazinin her şeyi kendi çıkarlarına göre yorumladığını. Egemen sınıf olma mücadelesinde dine karşı mücadele eden Avrupa burjuvazisi, işçi ve emekçi kitlelerin nefesini ensesinde hissettiğinde yeniden dine sarılmış, yakıp yıktığı kiliseleri yeniden inşa ettirmişti. Yeniden tesis edilen Hıristiyanlığın merkezi Vatikan ise burjuvazinin ezilen sınıfları kandırma politikalarının başarıya ulaşması için kitleleri uyutmaya hâlâ devam ediyor. Başlangıçta üstün bir yaratıcının varlığını yok sayan evrim teorisine şiddetle karşı çıkan kilise, artık bu teoriye cepheden karşı çıkmak yerine teorinin kendi lehine yorumlanabilecek yanlarını ön plana çıkarmayı tercih ediyor. Yaradılış inancına göre dünyanın yaşı 6-7 bin civarında olmasına karşın, bugünkü Papa 2004 yılında yazdığı bir makalede dünyanın yaşının 4 milyar civarında olduğunu ve türlerin evrim yoluyla değiştiğini kabul etmişti. Zaten kilisenin sorunu türlerin evrim yoluyla değiştiğinde değil, evrim teorisinin bir yaratıcıyı kabul etmemesinde.
Özellikle Amerika'da yıllardan beri gündemde olan 'akıllı tasarım' teorisi bir anlamda evrim teorisi ile yaradılış teorisini uzlaştıran bir niteliğe sahip. 'Akıllı tasarım' teorisine göre yaşam o kadar karmaşık ki, ancak çok akıllı ve güçlü bir üstün varlık tarafından tasarlanmış olabilir. Aslında bu iddia ortaya yeni atılmış değil. Teorinin geçmişi 19. yüzyılda doğayı açıklamak isteyen İngiliz papaz William Paley'e dayanıyor. Paley tezinde, 'Eğer tarlada bir saat bulursanız, ilk aklınıza gelen bunu birinin düşürmüş olduğu olasılığıdır; doğal güçlerin bunu orada ürettiğini düşünmezsiniz. Bu benzerlikten yola çıkarsak, canlıların karmaşık yapılarından dolayı doğrudan, kutsal bir iradenin eseri olduğunu anlarız' diyordu. şimdi ABD'de egemen sınıfın bir kesimi tarafından, evrim teorisinin yanı sıra bu teorinin de kitaplarda yer alması gerektiğine dair sesler yükseltiliyor. Hatta bunu geçen sene bizzat ABD başkanı Bush dile getirdi ve bazı eyaletlerde evrim teorisi müfredattan çıkartıldı.
Türkiye'de ise yaradılış efsanesi askeri-faşist darbeden sonra 1985'te çıkartılan bir yasayla ders kitaplarında okutulmak üzere evrim teorisinin yanındaki yerini almıştı. Ne var ki, çoğunlukla evrim teorisi es geçilip yaradılış anlatılıyor. Hatta geçen yıl Mersin'de evrim teorisini anlatan öğretmenlere sürgün cezası verilmişti. Liberal burjuvazinin sözcüleri de artık bu yasanın kalkmasını ve bilimsel olmayan yaradılış efsanesinin fen bilgisi ve biyoloji kitaplarından çıkarılması gerektiğini savunuyorlar. Bilimsel olmayan konuların tümden müfredattan çıkarılması yerine sadece fen bilgisi ve biyoloji kitaplarından çıkarılmasını istiyorlar; 'illa da öğretilecekse din dersi var' diyorlar. Bu hem burjuvazinin çarpık laiklik anlayışını hem de ikiyüzlülüğünü gözler önüne seriyor. Yani bir yandan öğrencilere 'bilimsel' bir eğitim verilecek ve üretici güçlerin gelişiminin devamı için gerekli altyapı oluşturulacak, öte yandan da kitleler uyutulacak, işçi sınıfının devrimci mücadeleye atılmasına engel olunacak ve yoksulluk içinde kıvranan kitleler 'öbür dünyada cennet' vaadiyle avutulacaklar. İşte burjuvazinin bilimsel eğitimi!
ABD burjuvazisi 'akıllı tasarım' gibi, üstün aklın varlığına dayanan bir safsatayı müfredata sokmaya çalışmasına karşın, işçi sınıfını daha fazla sömürmek ve daha fazla kâr elde etmek için oldukça 'bilimsel' davranıyor. Her şeyi kusursuzca tasarlayan üstün akıl her nedense savaş gibi 'kusurları' düşünememiş! Bilim ise işçi sınıfına daha fazla sömürü, savaş ve savaşlarda tepesine inen bombaları getiriyor.
Kuşkusuz kapitalizmde bilim sadece burjuvazinin daha fazla kâr etmesini sağlayan teknolojik gelişmeleri sağlamak için kullanılmıyor. Bilim, aynı zamanda kitleler üzerinde burjuva ideolojisini hâkim kılmanın etkin bir aracı olarak da kullanılıyor. Evrim teorisinde bunu görmek mümkündür. Zaten Vatikan'ın evrim teorisiyle uzlaşma çabası içerisinde olmasının altında da bu gerçek yatıyor. Burjuvazi özellikle doğal seçilim mekanizmasını ön plana çıkarıyor. Doğal seçilim Darwin'in teorisinin temel dayanaklarından biridir. Buna göre çevresine en iyi uyum sağlayan canlılar hayatta kalıyor, diğerleri ise eleniyor.
Türlerin gelişimine dair bu mekanizma mekanik bir tarzda ele alınıp insan toplumlarına uygulandı ve sistemin kendisinden kaynaklı sorunlar insanların doğasından kaynaklıymış gibi gösterildi. Antik Yunan'da köleler 'konuşan aletler' olarak adlandırıldı. Kapitalizm çağında Afrika'nın geri kalmışlığı zencilerin biyolojik özelliklerinde arandı; zencilerin beyinlerinin daha küçük olduğu iddia edildi. Beyaz Avrupa Zenci Afrika'yı sömürgeleştirdi; çünkü beyazlar üstün ırktandı! Yine beyazlar Amerika'da Kızılderilileri katlettiler, ama zaten Kızılderililer aşağı ırktandı! Üstelik burjuvazinin sözde 'bilim insanları' bu ırkçı savlarına kanıt bulabilmek için bin bir takla attılar. Birbirinin tam karşıtı olan veriler bile hep beyaz ırkın üstünlüğü olarak yorumlandı. Özetle sınıflı toplumlarda egemen sınıfın sözcüleri bu tür argümanları kullanarak, mevcut sistemin sürmesi gerektiğini, çünkü bunun doğanın yasası olduğunu iddia etmişlerdir. Hatta Darwin'in teorisinin insan toplumuna uygulanması olan sosyal Darvinizmin, Nazilerin arî ırk projesine kadar varan sonuçları oldu.
Tabii ki Darwin'in evrim teorisi kusursuz değil, tersine doğanın düz bir çizgi üzerinde, sıçramasız ve tedrici bir temelde ilerlediği gibi diyalektik olmayan yanları da var. Ancak özellikle burjuvazinin bilimsel teorileri nasıl kullandığına ve çarpıttığına dikkat etmek gerekiyor. Burjuvazi sosyal Darvinizmi kullanarak kitlelerin bilincini bulandırmaya devam ediyor. İşçi sınıfının bireyleri arasında rekabeti artırmak için 'iyi olan kazanır', 'büyük balık küçük balığı yutar' anlayışını hâkim kılmaya çalışıyor ve başarıyor da! Patronların patron olması doğa kanunu, işçilerin ömür boyu sömürüye mahkûm olmaları ise kader. Egemen sınıfın sözcüleri işçi sınıfına şunu demeyi de ihmal etmiyorlar: 'Ama eğer çok çalışırsanız; sizlerin arasından iyi olanlar da işçi olmaktan kurtulabilir, sınıf atlayabilirler.'
Kuşkusuz çok çalışmalıyız, ama patronların kârlarına kâr katmak için değil, işçi sınıfının kurtuluşu için. Çünkü bireysel kurtuluş burjuvazinin işçi sınıfını uyutmak için kullandığı bir teraneden başka bir şey değil. Kurtuluşun tek yolu var, işçi sınıfı biliminin yani Marksizmin ışığında örgütlenmek ve kapitalizme son vermek!