Haberiniz Olsun, 'Hesap Ediliyorsunuz'!

11 Kasım 2006

İnsanlar bazen ne konuştuklarını, neler söylediklerini unutur. Herhalde sizin başınıza da geliyor bu. Bazen de karşıdakilerin ne söylediği, ne yazdığı, ne hesapladığını anlıyormuş gibi dinler, sonra da yemeğini yiyorsa dişlerini karıştırır, tuvalette işi varsa tavana bakmaya dalar, caddede yürüyorsa anlamsızca ortalığı süzer vs. Yani meseleye en akılsız, mantıksız haliyle kafasını çevirip yürür gider. Bakar ama anlamaz. Bakar-kör denir böylelerine.

Hakikatten günlük yaşantımızda duyup da geçtiğimiz ne çok şey var etrafımızda. Sanki binlerce, yüz binlerce insanın arasında bazen tek başınaymış gibi hissetmiyor musunuz?

Başbakan şöyle buyurmuş geçenlerde: 'Televizyonlarda gecekondu yıkımları gösteriliyorken duygusal ve insanı üzen müzikler kullanılıyor, televizyoncular bu müzikleri değiştirmeliler!' Seyirciler kötü etkileniyormuş, hoş olmuyormuş bu görüntüler eşliğinde verilen müzikler! İnsan işini ancak bu kadar iyi yapar. Bravo! Tam bir Baş-bakan. Düşünsenize televizyon programı yapma ve seyretme şeklini bile halkımıza ve televizyonculara öğretmeye çalışıyor. Aslında baş-bakan diyor ki, 'gördüklerinizden bir şey anlamıyorsunuz zaten, olur ya bu görüntülerle müzik birleşirse belki bir şeyler kafanıza dank eder, hissedersiniz'. Aman dikkat, HİSSEDİLMEMELİ! Çünkü baş-bakan sadece televizyonlara bakın, reklâmları seyredin ama hiçbir şey anlamayın diyor. Olacak o kadar. Bakanın işi bu. Nasıl olsa o en büyük BAş-BAKAN.

En basit barınma, eğitim, sosyal güvenlik sorunumuzu bile çözmeden kentlere akan, biz işçi emekçileri kullan-at ürünler gibi gören bu düzenin temsilcileri elbette her zamanki gibi pis işlerini yapıyorlar. Biz işçiler-emekçiler, patronlar ve onların memurları için 25-30 yıl sonra bile emekli olması 'yüksek maliyetli' hale gelmiş, beş on sene kullanıp atacakları basit değersiz insancıklarız. şimdi diyeceksiniz ki buraya kadar yazdıkların ne ki? Burjuva siyasetçilerden de bu beklenir zaten. Bu beklenir ama daha neler beklenir onu da anlatacağım.

Sorum şu olacak. Patatesâ?¦ Canım şu kızartıp/kaynatıp yediğiniz patatesten bahsediyorum, fiyatı nasıl hesaplanır bilir misiniz? Hani çarşıda, pazarda beş kilo on lira diye bağırılır ya. Veya bir tavuğun, ama yumurta için üretilen değil eti için üretilen tavuğun fiyatı nasıl hesaplanır, onu biliyor musunuz? En fazla 40 günde o civcivleri yedirip, içirip, hormonlayıp, şişmanlatıp kesime ve sofralara hazırlıyorlarmış. 40 günde 3-4 kilo oluyormuş. Daha iyi bakılırsa 5 kilo bile olanı varmış. Bildiğim kadarıyla kırmızı et için, inekler de tavuk için yapılan hesapla hesaplanıyor. Fakat inekler tavuğa göre biraz daha uzun zamanda büyütülüyor. Fiyatı da ondan dolayı tavuğa göre daha pahalı. Demek ki bu işi yapanlar patatesin, tavuğun, ineğin vs. değerini üretim maliyeti/zamanı ve piyasaların emrettiği kâr oranı ile hesaplıyorlar. Ne kadar çok tavuk ve inek ne kadar az zamanda semirtilip kesilirse o kadar kârlı olurmuş. Çoook önemli bir görev yapıyorlar. Para kazanıyorlar yani. Kazanmak için iyi hesap edeceksin. Hesap kitap çook önemli. Bunu bilmeyen, bu kapitalist dünyada hayatın en önemli şeyi olan para kazanmayı, kâr etmeyi öğrenemez.

Böyle fiyatlandırılır herhalde. Bir düşünün patates üreticisi patatesi satıyor ya, aynı biçimde tavuk ve inekler de satılmak için onca tesis ve çabayla semirtiliyor. Olacaksa tek tesellileri hiç olmazsa et olmadan önce bu hayvancıklar kısacık hayatlarında yokluk ve barınma sorunu çekmiyorlar. Bolluk içinde yiyip içiyor, şişmanlıyorlar.

Diyeceksiniz ki bu muydu anlatacağın? Hayır. Bu son anlattıklarım da yazmak istediğim konunun çerçevesi. İşte şimdi derdimi anlatmaya başlayabilirim.

Arkadaşlar utanarak soruyorum. Ama gerçekten sıkılıyorum. Tüm bu anlattıklarımızın yanında, en korkunç olan soru şu olur galiba. İnsanın değerini nasıl hesaplıyorlar? Kimler mi? Bu kapitalist düzenin hâkimleri. Yani patronlar, yani burjuvalar. İşçilerin, çocukların, kadınların değerini nasıl hesaplıyorlar? Yani sen meselâ bu yazıyı okuyan insan, burjuvalar senin kaç para olduğunu nasıl hesaplıyorlar? Acaba patates veya tavuk gibi mi hesaplıyorlar? Yoksa kârlı olması tavuğa göre biraz daha uzun zaman yaşamasıyla mümkün olan inek gibi mi hesaplıyorlar? Kapitalizm altında işçi sınıfının, emekçilerin değeri nasıl hesaplanıyor?

Evet, bu sistem altında insanların parasal olarak bir 'ederi', 'fiyatı' var. Yani bir insan kaç lira ederin hesabı var. Yani 100 kilo kuzu eti eder 2000 lira, bir insan evladı 4000 lira. İnek, insan, hayvan, patates hepsinin fiyatı belli. Bu yazıyı okuyan genç bir işçi ise anasının, babasının 'kaç para' ettiğini düşünsün, bir kadınsa eğer 'çocuğunun kaç para' ettiğini düşünsün. Babalar, anneler, ablalar, arkadaşlar, canlar, insanlarâ?¦ kaç para edersiniz? Bunun hesabı var. İnsan kaç para ederin hesabı var. Mahkemede bilirkişi raporu ile tespit edilen, yani bu düzenin yasalarından yorumlanarak ortaya çıkarılan bir hesap var. Yani anayasanın, ceza yasalarının, iş yasalarının içinde kaç para ettiğimiz yazıyor. İki kilo tavuk yedi lira, yarım kilo kuşbaşı on lira, patates beş kilo beş lira. Tam da böyle hesabı var.

Size, gerçek, canlı kanlı bir hesap anlatayım da bu hesap işinin ne olduğunu siz düşünün. 1 Mayıs 2003 tarihinde Bingöl'de meydana gelen depremde Çeltiksuyu Pansiyonlu İlköğretim Okulunda okuyan 84 öğrenci ve 1 öğretmen, okulun eksik ve ucuz malzeme ile yapılmasından dolayı göçük altında kalmış ve üçü hariç hepsi ölmüş.

Çocuklarını depremde kaybeden aileler, 2004 yılında Malatya İdare Mahkemesine başvurarak Milli Eğitim Bakanlığı aleyhinde maddi ve manevi tazminat davası açmış. Ancak, dosyalar yetkisizlik nedeniyle Elazığ İdare Mahkemesine gönderilmiş.

İdare Mahkemesi, öğrencilerin yaşaması durumunda ailelerine sağlayacağı katkının hesaplanması için bilirkişiye başvurmuş. Bilirkişi hemen yasalara bakmış, araştırmış, patates, tavuk ve inekler nasıl hesap ediliyorsa aynen ölen çocukları kategorilere ayırıp bir rapor hazırlamış. Dikkatle okuyun lütfen. Rapora göre, yaşaması halinde bir öğrencinin ömür boyu orta yaştaki anne ve babasına katkısı 230 ile 750 YTL arasında olurmuş. Genç anne ve babalar için ise bu rakam 4 bin YTL olarak hesaplanmış. Raporda, 50 yaş üzerindeki anne ve babaya ise çocuğun hiçbir maddi katkısının olmayacağı görüşüne yer verilmiş.

İki yıl süren davanın ilk ayağında mahkeme heyeti bilirkişi raporunu kabul ederek, maddi tazminat davasını reddetmiş ve ailelere 40 bin YTL manevi tazminat ödenmesini kararlaştırılmış.

Depremde ölen Cahit Arın'ın babası köy muhtarı Adem Arın, devletin kendilerine büyük haksızlık yaptığını söylemiş. Arın 'Bir çocuk için 40 bin YTL verdiler, benim çocuğumu bana geri versinler ben 100 bin YTL veririm. Mahkeme tarafından anne ve baba için verilmesi öngörülen toplam 40 bin YTL için Milli Eğitim Bakanlığının temyize gitmesi de çok ayıp ve ailelere hakarettir. Bu devletin büyük bir ayıbıdır' demiş.

Eksik malzeme ve ucuza mal edip daha çok kâr etme kaygısından dolayı çöken okulun altında can veren Mehmet Günana'nın babası Sıddık Günana ise, çocuklarını okula gönderdiklerini ve kendilerine cenazelerinin verildiğini belirtmiş. Günana, 'Malatya'da görev yapan bilirkişi tarafından çocuklarımızın değeri 4 bin YTL olarak belirlenmiş. Bu çocuklar ilerde savcı, hâkim, öğretmen, doktor da olabilirlerdi. Ama onlar çoban olabilir üzerinden düşünmüşler. Sadece hakaret edilmiş. Bu büyük bir haksızlıktır. Hani köylü milletin efendisiydi. Bu nasıl efendiliktir' demiş.

Acılı anaların, babaların dertlerini anlamak bizler açısından çok zor olmamalı. Onların hissettikleri, her gün iş kazalarında kolunu, bacağını, yaşamını kaybeden işçi arkadaşlarımızdan çok farklı değildir. Fakat burjuva devletin ve hukukunun anladığı dil paradır. Her şey para ile çözülür. Bu sistemin özünü anlamak için bu tip uygulamalara dikkatli bakmak yeterli olacaktır.

Bu dünyada kapitalizm hüküm sürdükçe, yaklaşmakta olan dünya savaşında, beş paralık değer vermedikleri biz yoksul işçi, emekçi çocukları burjuvaların mallarını, mülklerini, ayrıcalıklarını, yasalarını korumak için birbirimize kırdırılacağız. Bugün biz emekçilere, yoksullara kelle başı 4000 YTL değer biçen burjuva düzen ve hukuku, biz işçiler örgütlü bir biçimde karşı çıkmadıkça gelecekte daha da rezil hesaplar yaparak ölmemizi ve öldürmemizi isteyecek.

Bizim çocuklarımız satılık değil, bizim gençlerimiz kiralık değil, bizim insanlarımız kurbanlık inek, koyun değil. Biz işçi sınıfının evlatları bu düzeni değiştirmedikçe bu modern görünümlü, takım elbiseli burjuvaların pis ve aşağılık hesaplarında sadece bir rakam olacağız. Bu düzen çoktan beri çürümüştür. Gelecek onurlu ve güzel günler biz örgütlü işçi sınıfının elinde yerini almayı bekliyor.

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Sınıfa karşı sınıf savaşı!

Gebze'den bir Marksist Tutum okuru


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/haberinizolsun.htm