Ankara'da 12 Eylül Mitingi

14 Ekim 2006

12 Eylül faşist darbesinin üzerinden 26 yıl geçti. 10 Eylül Pazar günü saat 11'de Ankara garının önünde toplandık. Katledilen devrimcilerin, sosyalistlerin, komünistlerin, Kürt yurtseverlerinin resimleri elimizde, sloganlar atarak, marşlar söyleyerek yürüdük. Ankara Radyosunun önüne geldik; 26 yıl önce darbe bildirisinin okunduğu yer.

Darbecileri kınıyor, 'Hesap soracağız, dökülen kanlar yerde kalmayacak' diyordu konuşmacı. Yunanistan'da, şili'de bile generallerin yargılandığı, cuntacılardan hesap sorulduğu belirtilerek, 'Katil cunta hesap verecek', 'Darbecilerden hesap sorulacak' sloganları atıldı. Sıhhiye meydanına doğru yürüyüşe geçtik. Slogan atmadan yürüdük, TUS sınavları dolayısıyla sınavda olan doktorlarımızın dikkatini dağıtmamak için.

Meydanda yine sloganlar atıldı, ellerimizdeki dövizleri daha yukarı kaldırdık. Marşlar söyledik, konuşmaları dinledik. 'Faşizmi ancak işçiler ezer', 'Faşizme karşı sınıf cephesi', 'Birleşen işçiler yenilmezler' sloganlarımızla sınıf hareketinin, sınıf mücadelesinin önemini belirttik.

Geçen sene, ondan önceki sene, daha önceki sene aynı biçimleriyle, aynı söylemlerle 78'liler Vakfının, katılan örgütlerin temsilcilerinin konuşmalarıyla sürdü miting. Bir terslik var diye düşündüm. Her yıl hesap soracağız deniyor. Kimden ve nasıl sorulacağı ise generallerimizle sınırlı.

Yürüyüş yapmakta değil, miting yapmakta değil, taleplerde, amaçlarda bir terslik var. Miting kürsüsünden, şili'de bile cuntacılardan hesap soruldu, yargılandılar diyenler yanılıyorlar. şili'de faşist diktatörlüğü getirenler, Pinochetlere iktidarı verenler yine egemenliklerini sürdürüyorlar. şili'de kapitalizm egemenliğini sürdürüyor. Evet şili işçi sınıfı, şili emekçi halkı faşist generalleri sanık sandalyesine oturttu. Ancak, faşist generallerin yenileri her zaman görev bekliyorlar egemen sermayedarlardan.

Cuntacılardan, generallerden hesap soracağız diyenler, TÜSİAD'ı, MESS'i, TİSK'i, egemen sınıfı görmezden geliyorlar. Kitleleri pasifizme, reformizme sürükleyerek, sınıf mücadelesinin üstünü örtüyorlar.

'12 Eylül faşizminin hesabı mutlaka sorulmalı. 12 Eylül faşizminin simgesi haline gelmiş generaller birer birer sanık sandalyesine oturtulmalı. İşçi sınıfı ve devrimci hareket, gecikmiş hesabını faiziyle birlikte ödetmek üzere, geniş kitleleri seferber edecek bir mücadeleyi yükseltmeli. Sınıf düşmanından faşizm gibi bir karşı-devrimci saldırının hesabını sormamak, devrimci bir işçi sınıfına yakışmaz. Yapılan kötülükleri unutmak sınıf mücadelesinin şanına uygun değildir. Ama bu hesap nasıl ve kimden sorulacak?' (Elif Çağlı, 12 Eylül Faşizminin Hesabı Sorulmalı, Marksist Tutum, 6. sayı)

Sınıfsal kinimizle, sınıf mücadelesine olan inancımızla haykırdık, 'Faşizmi ancak işçiler ezer', 'İşçiler birleşin iktidara yerleşin' sloganlarımızla. Sorunun sadece cuntacıların yargılanması olmadığını, kapitalizmin, sermayenin egemenliğinin ortadan kaldırılması olduğunu haykırdık. Hesabın sorulacağı adresi de, kimlerin soracağını da belirttik.

Elif Çağlı'nın belirttiği gibi, 'İşçi sınıfı, 12 Eylül faşizmine isim babalığı yapan generalleri istirahata çekildikleri rahat köşelerinden çıkartıp boyunlarına suçlu yaftasını mutlaka asmalıdır. Ama asla bununla yetinilemez. Bu haklı sorgulamanın son tahlilde burjuvazinin işine yarayacak bir deşarj aracı olmasına izin verilemez. Hesabını gerçek anlamda sormaya ant içen bir işçi sınıfı, öncelikle sanık sandalyesine oturttuğu suçlulardan hareketle, mücadelesini sermaye düzenini sorgulamaya yöneltmeksizin hesap defterini kapatamaz.'

Sınıf savaşını görmezlikten gelen, kapitalist düzen içerisinde çözümler arayan reformist anlayışların geldiği nokta miting alanında çok açıktı. 68'liler, 78'liler gözyaşlarını tutamadılar, katledilen insanlarımızı anarken. Ama geriye kalan tek şeyleri gözyaşlarıydı. 12 Eylül mitingleri deşarj olma, ağlaşma kürsüleri olmaktan çıkarılmalı, sermaye düzenini sorgulayan, karşı-devrime, faşizme karşı sınıf savaşını öne çıkaran mücadele anlayışı alanlarda yerini almalıdır.

Geçmişin hesabını soracağız diyerek geçmişte kalanlara İlkay Meriç'le cevap verelim: 'Faşizm Almanya'yla tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş bir karabasan değildir. 33 yıl önce şili'de, 26 yıl önce Türkiye'de yaşananlar, Nazi rejimi tarihe gömüldükten sonra yaşanan faşizm deneyimlerinden sadece ikisidir ve hiç de istisna değildir. Tıpkı dünya ülkelerinin pek çoğunun kapısını gayet canlı bir tehdit olarak bugün de çaldığı gibi. Dolayısıyla gerek Türkiye işçi sınıfının gerekse dünyadaki diğer sınıf kardeşlerinin insanlığın başına gelebilecek en büyük belâlardan biri olan bu tehlikeye karşı uyanık olması, ona karşı şimdiden kararlı bir mücadele yürütebilmesi, geçmişin hesabını sorabilmesi gerekiyor. (İlkay Meriç, 11 Eylül'den 12 Eylül'e, Marksist Tutum, 18. sayı)

Faşizme karşı sınıf cephesi!

Ankara'dan Marksist Tutum okuru bir işçi


Kaynak URL:
http://www.marksisttutum.org/ankarada12eylul.htm