1 Temmuz Cumartesi gecesi saat 22 sularında, Brezilya-Fransa maçı öncesinde meydana gelen elektrik kesintisi 13 ili saatlerce etkiledi. Bursa, İzmir, Antalya gibi sanayi ve turizm kentlerini de etkileyen bu kesintinin nedenleri tartışılmaya başlandığında ilginç bir manzara gözler önüne serildi. Sorunun büyümesini önlemek için devreye girmesi istenen özel sektörün işlettiği Oymapınar barajı devreye alınmamış, bölgedeki otoprodüktörler devletin tüm çağrılarını yanıtsız bırakmıştı. Bu vesileyle öğrendik ki elektrik üretiminin yaklaşık %11'i otoprodüktörler tarafından sağlanıyor.
Otoprodüktörler normal koşullarda kendi sanayi tesislerinde kullanmak üzere elektrik enerjisi üreten sermaye sahipleri olup, devletle yaptıkları anlaşmalar gereği ihtiyaç fazlası üretimlerini devlete satıyorlar. Önemli bir husus, devletin bunların ürettiği tüm elektriği ihtiyacı olmasa da satın almayı garanti etmiş olmasıdır. Bu anlaşma, uzun süre bu üreticilere yağlı kazançlar sağladı. Ancak son dönemde doğalgaz fiyatındaki artışın elektrik fiyatlarına yansıtılmaması nedeniyle zarar ettiklerini iddia eden bu üreticiler, bir süredir elektrikte indirimli tarifenin uygulanmaya başladığı saat 22'de üretimlerini durduruyorlar.
Bunun yanında bir de toplam elektrik üretiminin yaklaşık %25'ini oluşturacak kadar sayıları artmış olan YİD (Yap İşlet Devret) ve Yİ (Yap İşlet) santralleri var. Bunlar da yine üretilen elektriğin devlet tarafından satın alınma garantisinin verilmiş olduğu özel santraller. Ve bunlardan üçünün (ENKA'nın Adapazarı ve Ankara'daki santrallarıyla Tractabell/MİMAG'ın sahibi olduğu İzmir'deki santralin) sözleşmelerinin birtakım hukuksuzluklar nedeniyle Danıştay tarafından iptal edilmesi ve yürütmeyi durdurma kararı alınması, idari önlemlerle hükümetin bu hukuksuzluğun sürdürülmesini sağlayamayacağının anlaşılmış olması, bu yağmacı şirketlerin işi tehdit, şantaj ve sabotaja vardırmalarına yol açtı. Bu üreticiler bahsi geçen yargı kararlarının uygulanması durumunda elektrik enerjisi üretiminde ciddi bir açık meydana geleceğinden, kesintilerin kaçınılmaz olacağı iddiası ile hem yargı kararlarını etkisiz kılmaya hem de elektrik birim fiyatlarını arttırmaya çalışıyorlar.
Bunlara ek olarak nükleerci lobi de bu fırsatı değerlendirerek nükleer enerji santrallerinin ne denli zaruri olduğunu kanıtlama peşinde.
Bu çıkar kavgası sırasında, kesintiden etkilenen 13 ildeki hastanelerde acil müdahale edilmesi gereken kaç insanımızın hayatından olduğu veya ciddi riskler atlattığı kimsenin umurunda bile değil. Kaç kişinin bu ani kesinti nedeniyle kaza geçirdiği de meçhul. Bu tür keyfi uygulamalarla bir nevi tekel gibi hareket etmeye başlayan özel elektrik şirketlerine, başbakanın olayı takip eden birkaç gün içinde yönelttiği tehditler dışında hiçbir yaptırım veya ceza uygulanamıyor.
Burjuvazi 'üretimden' gelen gücünü kullanarak işçi sınıfına paha biçilmez bir ders verdi. şalterleri kapatacak şekilde örgütlenmeyi başardığınızda istediğinizi elde etmeniz bir yana, neredeyse önünüzde diz çöküp özür dilemedikleri kalıyor. Bizlerin en sıradan grevleri dahi, ülke güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle derhal çıkarılan Bakanlar Kurulu kararlarıyla yasaklanabilirken, 13 ili, hem de ekonomik açıdan en önemlilerini, yaşayan nüfus bakımından en kalabalıklarını etkileyen böyle bir patron hareketi karşısında hükümet, yargı çaresiz!
Patronlar elektrik fiyatları artmazsa üretmeyiz diyorlar. Devlet, zararına üretime zorlayamayız diyor. İşçilereyse grev yasakları dayatılıyor, zam isteyenlerin üzerine polis, asker salınıyor. İşçilerin Tuzla'da bir tersanede sürdürmeye çalıştıkları sendikalaşma mücadelesini kırmak, diğer işçilere 'kötü' örnek olmalarına engel olmak için iki sendikacı apar topar içeri atılıyor. Böyle bir saçmalığa karşı girişilen tüm çabalar karşılıksız kalıyor. Ama iş patronlara geldi mi özür dileniyor. Türlü formüllere başvurularak üretime devam etmeleri sağlanmaya çalışılıyor. Vergilerde birkaç puan oynamak mümkün, elektriğin indirimli tarife saatini 22'den 24'e çekmek de! Böyle bir iki atraksiyon daha gerçekleştirilebilirse patronlar memnun edilebilir, belki arada kamuoyu nükleer enerji santrallerine de ikna edilmiş olur. Bir süredir elektriğe yapılamayan zamma da gerekçe bulunmuş olur.
İşte kapitalizmin ve burjuva devletin sorunları çözme yöntemi budur. Bütün bunlar bir kez daha şunu kanıtlıyor: en basit gibi görünen sorunların bile bizim lehimize çözülebilmesini ancak biz sağlayabiliriz. Karaborsacı mantığıyla fırsat kollayan burjuvalara derslerini ancak biz işçiler örgütlü mücadelemizle verebiliriz. Kimseyi düşünmeksizin 13 ili karanlıkta bırakabilen ve bundan olumsuz etkilenecek insanları zerre kadar düşünmeyen bu açgözlü asalaklar takımına hadlerini ancak militan bir işçi mücadelesi yürüterek bizler bildirebiliriz. Acil planda eğitim, sağlık, enerji, ulaştırma ve barınma gibi en hayati mal ve hizmetlerin kesintisiz, kısıtlamasız ve ücretsiz olmasını talep ederek bu doğrultuda mücadelemizi yükseltmeliyiz. Bu taleplerin yerine getirilmesini sağlamak ve daha ötesini de gerçekleştirmek mümkündür ve biz işçi sınıfında bunu yapacak güç vardır. Bizler, neler yapabileceklerinin farkında olmayanlar! Aslında hayatı var eden, ama ona sahip çıkamayanlar. Öğrenmeliyiz. Evet, herkesten, düşmanımızdan bile öğrenmeliyiz.
İstanbul'dan Marksist Tutum okuru bir mühendis