Merhaba dostlar. UİD-DER'in açılış etkinliği olarak düzenlediği 15-16 Haziran Genel Direnişi etkinliğinde yaşadığım o güzel saatleri sizlerle paylaşmak istedim. Bu benim ilk katılışımdı böyle bir etkinliğe, çok heyecanlıydım.
Herkeste bir koşuşturma, bir çaba vardı o gün. Herkes daha iyisini yapmak istiyordu ve en güzelini, en doğrusunu, en fazlasını yapmak için çalışıyordu. Herkesin hedefi belliydi, bugünün çok güzel olmasını istiyorduk. Çünkü bugün biz işçiler için çok önemli bir gündü. Yüz binlerce işçinin bir araya gelerek İstanbul'u yerinden oynattıkları 15-16 Haziran Genel Direnişini ve işçilerin birleşince neler yapabileceğini gelen konuklara anlatmaktı amacımız. Fakat bugünün bizim için bir başka önemi daha vardı. Çeşitli işçi bölgelerinde yıllardır yürüyen İşçi Özeğitim Grup Çalışmaları meyvesini vermiş, Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği'ni yaratmıştı. Ne kadar yeşerirse o kadar çok meyve verecek bir ağaçtı bu ağaç. Biz de bu ağacın meyveleriydik. Hiç çürümeyecek, çekirdeğinden tekrar fidan dikilecek meyveler. Çürümeyip büyüyecekleri, açılışını yaptıkları günden belliydi.
Etkinlikte herkeste bir heyecan vardı ve herkesin gözleri pırıl pırıl parlıyordu. Ben de onlardan biriydim, bambaşka bir duygu böylesi bir çalışmada bulunmak. Hepimiz bir şeyler yapıyorduk ama birey olarak değil hep birlikte. Hiç tanımadığım, ismini bile bilmediğim işçiler vardı. Sanki hepsini yıllardır tanıyor gibiydim. Sanki herkes bendi bugün. Herkes birbirini düşünüyordu, çalışmak bir şeyler yapmak insana o kadar zevk veriyor ki. O kadar istekle çalışıyorduk ki. İşçiler örgütlenip birlik olunca daha önce hiç yapmadıkları şeylerin bile en iyisini nasıl yapabileceklerini görüyorlar. Bir tarafta sandviç hazırlayanlar, bir tarafta sahnede en iyisini, en coşkulusunu söylemek için hazırlanan koro, bir tarafta günün anlam ve önemini belirten pankartları ve dövizleri en doğru yere asmaya çalışan işçiler, bir tarafta gelenlerin okuması için kurulan kitap standı ve daha iyi anlayabilmeleri için içeriğini anlatacak görevli işçiler. Bir tarafta gelen konukların rahat etmesi ve etkinliğin daha iyi anlaşılabilmesi için çocuklara bakacak ekibin hazırlıkları. Her şey hazırdı.
Herkes yerini aldı ve etkinlik koronun söylediği 'merhaba' adlı şarkıyla başladı. Öyle içten bir merhabaydı ki bu, bilen bilmeyen yüzlerce ses hep bir ağızdan eşlik ettik. Her şey öyle güzel hazırlanmıştı ki, zincirin bütün halkaları birbirine kenetlenmişti. Slayt gösterimi, sunum, marşlar, türküler, şiirler, sloganlar, mim gösterisiâ?¦ Bambaşka bir gündü bu gün ve sanki başka bir dünyadaydım. Hayır hayır başka bir gün değildi, başka bir dünya da yoktu zaten. Sınıfımızı bilir ve örgütlenirsek her günümüzü böyle yaşayabilir ve dünyayı değiştirebiliriz dediğimiz bir gündü.
Evet, dünya bizim elimizde ve biz daha fazla örgütlenerek bu iğrenç sömürü sistemini, kanımızı emen patronlar sınıfını yok edeceğiz. Güçlü olan biziz. Biz işçiler onların binlerce kat fazlasıyız. Sadece örgütlenmemiz gerekiyor. Ancak örgütlü olduğumuzda her şeyi yapanın biz işçiler olduğunu kavrayabiliyoruz. Evet, her şeyi yapan biz işçileriz. Patronları patron yapan bile biziz. Onu yıkmak da yine biz işçilere düşüyor ve biz bunu başaracağız örgütlenerek.
Bugün biz işçileri marşlarla, türkülerle coşturan koro örgütlü işçilerdi. Sunumla, slayt gösterimiyle, 'daha önce ben neredeydim, neden bu kadar geç kaldım, bunları neden bilmiyorum?' deyip bize kendimizi sorgulatanlar örgütlü işçilerdi. Nasıl bir dünyada yaşadığımızı ve nasıl bir dünyada yaşamamız gerektiğini anlatan şiirleri okuyanlar örgütlü işçilerdi. İstediğimiz dünyayı nasıl kuracağımızı belirten sloganları atarak bizi sınıfımıza çağıranlar örgütlü işçilerdi. Mim gösteriminde gördük örgütlü işçilerin yılmadan, yıkılmadan, usanmadan, özgürlük elimizde diyerek, öldürseler dirilerek kapitalizmi yıkıp yerine kızıl bayrağımızı nasıl diktiklerini. Mim gösterimi dakikalarca ayakta alkışlandı.
Evet, biz o gün tam da hak ettiğimiz gibi bir gün yaşadık. Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapmadan işçi sınıfının marşı Enternasyonal'de herkesin yumruğu havadaydı; kadını, erkeği, genci, yaşlısı, Kürdü, Türkü, Alevisi ve Sünnisiyle. Dostluk türküleri söyleyip halaylar çektik hiç tanımadığımız insanlarla. Aramızda hiçbir ayrım yoktu, hepimiz işçiydik: bizim için tek ayrım İşÇİ SINIFI ve patronlar sınıfı. Bizim dünyamızda patronların yeri yok. Biz işçileriz; NE ALTINDA KÖLE İSTEYEN NE ÜSTÜNDE EFENDİ! O gün de gördüğümüz gibi her şeyi yapan biz işçileriz. Tepemizde birilerine gerek yok!
Dolu dolu bir gün yaşadık ve yaşattık. Gelen konukların memnuniyeti belliydi, herkesin yüzünden mutluluğu okunuyordu. Etkinlik bitmişti ama kimse gitmek istemiyordu. Sohbetler ettik, kimisi kendisini etkinliğe getiren arkadaşlara teşekkür ediyordu, kimisi daha önce de gelseydim keşke diyordu, kimisi içerde duyduğu mutluluğu ve coşkuyu anlatıyordu. Ama kimisi vardı ki kendini suçluyordu bugüne kadar boş yaşadığı için. Herkesin gözlerinden belliydi ne hissettiği. Geneline baktığımız zaman neden bu kadar kısa sürdü diyorlardı. Nedeni belli, biz günlerimizi patronlara artı-değer üreterek geçiriyoruz: onlar bir tane daha firma kursun, villalar alsın, seyahatlere çıksın, lüks lokantalara gidip bizim ismini bile bilmediğimiz yemekleri yesin, şarapları içsin diye. Kendimiz için yaptıklarımızı ise, uykumuzdan, dinlenme saatlerimizden çalarak yapabiliyoruz. O gün de bunu yaptık. O kadar koşuşturmadan, zıplamadan sonra yorulmamıştık, gücümüzü örgütlülüğümüzden alıyorduk.
Sıra temizliğe gelmişti artık. Etkinliği yaptığımız salondan tuvaletlere, bahçedeki sigara izmaritlerine kadar her yer temizlendi. Herkes birbirine teşekkür ediyordu, bu kadar içten, bu kadar coşkulu çalıştığı için ve o kadar mütevazi, o kadar alçak gönüllülerdi ki, herkes arkadaşının yaptığı işi anlatıyordu kendi yaptığını değil. Bense ayaklarımı yerde hissetmiyordum, sanki havada uçuyordum böylesi bir çalışmanın içinde bulunduğum için. Kendimi o kadar güçlü hissediyordum ki, ama artık bu gücün nerden geldiğini biliyordum. Bu güç örgütlülükten geliyordu. Daha kısa bir zaman öncesine kadar işçi olduğunu bile bilmeyen ben, işçi olduğum için gurur duyuyordum. Ama en çok da buradaki işçi arkadaşlarımla gurur duyuyorum. Onlar olmasa ben bunların hiçbirini yaşayamazdım. Beni pisliğin içinden çıkarıp tertemiz bir dünyaya getirdiler. Dünyanın bütün işçilerinin tertemiz bir dünyada yaşaması için bütün dünyayı örgütlememiz gerek. Biz bunu başaracağız!
Dünyanın Bütün İşçileri Birleşin!
Örgütlüysek Her şeyiz, Örgütsüzsek Hiçbir şey!
Esenler'den Marksist Tutum okuru bir işçi